 |
 |
 |
Yalıtılmışlık... yabancılaşma.. mutluluk. Amerika'da hepsini birlikte alabilirsiniz. Ya da belki ayrı ayrı alma şansınız yoktur. Yeni bir televizyon alın mutlu olun. Yetmedi mi? Yabancılaşmayı deneyin. Televizyon alacak paranız mı yok? O zaman yalıtılmış bir hayat yaşayın. "Mutlu olun", eğer işe yaramıyorsa "mış gibi" yapın. İkiyüzlülüğü de ihmal etmeyin...
30 yaşındaki Joy Jordan; anne ve babasının, Florida güneşi altında yeni bir yaşama doğru uzaklaşırlarken arkalarında bıraktıkları New Jersey'deki evde, yalnız yaşayan, bekar bir genç kadındır. Yaşlı çiftin sevgiden yoksun ve acıklı evlilikleri ise, cazibesi yıllar önce sönmüş olan Diane'ın tehdi altındadır. Öte yandan hayattan umudunu kesmemiş olan Joy, doğru erkeğin ve kariyer başarısının hemen köşeyi dönünce karşısına çıkabileceğini düşünecek kadar saf gözlerle bakmaktadır yaşama. Halihazırdaki erkek arkadaşı Andy'yi kaybettikten bir süre iş değiştirip yetişkinler için eğitim veren bir "hayır kurumunda" işe başlar. Buradaki öğrencilerinden Rus göçmeni, taksi şoförü ve bir hırsız olan Vlad ile romantik bir ilişkiye de girecektir.
Joy'un iki kızkardeşi, mutlu bir evliliği olan Trish ve başarılı yazar Helen, bir yandan Joy'a küçük gören ve acıyan gözlerle bakmaktan ve bunu dile getirmekten geri durmazken, bir yandan da itiraf edemedikleri kendi sorunlarına sahiptirler. Gerçek yaşamda karşılaşılan tehlikelerin yazılarına getireceği duygusal otantikliğin peşindeki Helen, telefon tacizlerinin kurbanı haline geldiğinde; sapığın, yan dairedeki yakışıklı değilse de zararsız görünen yalnız genç adam, Allen olduğundan bihaberdir. Helen'e platonik bir şekilde aşık olan Allen'in kendi başındaki dert ise, pek de göründüğü kadar zararsız olmayabilen Kristina'dır.
Allen hastalıklı romantik dertlerini psikoloğu Bill ile paylaşır. Pek tabii ki Bill'in Helen'in kızkardeşi Trish'in kocası olduğunu ve kendi "küçük" tutkuları olduğundan habersizdir. Bill bir yandan ergenlik acıları içerisindeki oğlu Billy'nin kendi sorunlarına cevap bulmaya çalışırken, bir yandan da küçük çocuğun okul arkadaşlarında sapkın bir çekicilik bulmaktadır.
1998 Cannes Film Festivali'nin uluslararası eleştirmenler ödülünü oybirliği ile haketmiş olan bu film, tematik ve biçimsel olarak Todd Solondz'un bir önceki eseri Oyun Evine Hoşgeldiniz'in devamı olarak kabul edilebilir. Solondz bu denemesinde de, bir öncekindeki kadar başarılı olmayı ve tüm eleştirmenler tarafından saygıyla selamlanmayı bilmiş görünüyor.
|
|
|
|
| Bu sayfada yer alan tüm metinler ve diğer içerik özgündür ve MYNET A.Ş.’ye aittir. Kısmen de olsa hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, vs) izinsiz kullanılamaz. -
Kısıtlamalar için tıklayın. |
|
|
 |
   
|
|
|
|
Zzarpandit
(21 Şubat 2008 Perşembe,
03:28)
|
10/9.. 1 puanı belki solondz daha ıyısını ceker bır gun, ona veririz dıye dusunerek esırgedım:) cok guzel, kafamdaki sorulara cevaplar.. tabuları biz yaratırız, izlenmeli kanımca
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
xylin
(12 Ağustos 2003 Salı,
22:27)
|
izleyiciyi affalatan yapısıyla todd solondz'un başyapıtı denebilir. welcome to the dollhouse güzeldi, storytelling de 'eh işte' idi, ama bana kalırsa ikisini toplasanız bir 'happiness' elde edemezsiniz. uzunlugunu hissetirmeyen bu film, iki-üç gögüs göstererek şaşırtmıyor insanı, diyalogları, ve diyalogların sahteligi ve/ya absürdlügü insanı tuhaf ediyor, yer yer abartılı gözükse de, parlak amerikan yaşantısının gizli kirli yüzünü, ve saklanan sapkınlıkları görünce şaşırmadan duramıyorsunuz. karakterlerin işlenişi ve birbirine baglantıları da takdire şayan, en az magnolia kadar incelikli. bitiş jeneriginde çalan müzik de r.e.m. grubunun solisti michael stipe'tan. çok iyi bir filme iyi bir müzik. izleyebileceginiz en iyi 'kaybedenler' hikayesi. hem de komik, hem de rahatsız edici. eşi benzerini bulamadım hala.
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
 |
 |
|
|
 |
 |
|
 |
|