 |
 |
 |
 |
Şehir hayatı ile doğup büyüdüğü kasaba arasında sıkışıp kalmış bir karakter, Yusuf... On beş yıl evvel terkedip İstanbul'a geldiği kasabadan, sadece fiziksel olarak değil menen de uzaklaşmış olan Yusuf, İstanbul'da kendisine sıfırdan bir yaşam kurmak istemiştir.
Şiire gönül vermiş bir yazar olarak Bal ismindeki ilk şiir kitabının küçük bir çevre dışında kimse tarafından dikkat çekmemiş olması, bütün hayallerini ve beklentilerini baltalamıştır. Artık bir parçası olduğu sahaf dükkanı da batma noktasına gelince İstanbul'daki yaşamın da başına yıkılmak üzere olduğunu kabul etme noktasına gelir. Tam bu dönemde annesinin ölüm haberi ile unutmak istediği kasabaya yeniden dönmek zorunda kalacaktır. Ama bu sefer, kasabada onu farklı süprizler de beklemektedir.
Özellikle Meleğin Düşüşü ile pek çok uluslararası festivalde beğeni toplayan yönetmen Semih Kaplanoğlu, Anadolu taşrası ile ilgili bir üçleme olarak düşündüğü yeni projesi ile yola çıkıyor. Sırası ile Bal, Süt ve Yumurta olarak isimlendirdiği filmlerine sondan, Yumurta ile başlamış olan Kaplanoğlu, projesini "Bu aynı zamanda bir anne-oğul ilişkisininin son günlerinden (annenin ölümü Yumurta) ilk günlerine (oğulun doğumu, Bal) uzanan arkeolojik bir kazı çalışması olacak" ifadeleri ile anlatıyor.
|
|
|
|
 |
|
|
Yumurta üzerine SineKritik'ler:
|
|
 |
|
Yumurta SineMasal'ları:
|
|
 |
|
|
Yumurta Haberleri:
|
|
| Bu sayfada yer alan tüm metinler ve diğer içerik özgündür ve MYNET A.Ş.’ye aittir. Kısmen de olsa hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, vs) izinsiz kullanılamaz. -
Kısıtlamalar için tıklayın. |
|
|
 |
   
|
|
|
|
hero475
(7 Ekim 2008 Salı,
22:06)
|
Oncelikle yorumlardan anlasildigi kadariyla bu filmin pek de anlasilmadigi, sevilmedigi gorulur fakat bu filmin sevilebilmesi icin filme konsantre olunmasi gerektiginie inaniyorum. Ne bir aksiyon, ne bir korku ne de bir olay filmidir ilginc kareler cikip sizi ekrana kilitleyecek veya ilginizi cekip odaginizi filme verecek.Olay filmi degil de durum filmi gibi(Hikaye turlerinden esinlenerek) Hayattan bir kesit işte, bir adamin annesi vefat ediyor,bu yuzden koye bir kac gunlugune gidiyor ve orada bir akrabasiyla olan gunluk konusmalar...
Filmin guzel yonleri, kafanda herhangi bir ayrintiyi tutmaya gerek birakmamasi,kafan rahat bir sekilde,yorulmadan izlenebilmesi ve amaclandigi gibi dogal devam etmesi.Filmin tek istedigi onu izlemen.
Tam olmamis gibi gelen kisimlar da, Nejat Islerin aglama sahnesi biraz gercek disi olmasi, Aylanin konusmasinin yoreden hic etkilenmemis olmasi ve bazen kareler arasi hizli gecislerin yapilmasi olarak gosterilebilir,hizli gecisler ozellikle dogal akan bir filmde konsantreyi bozuyor.
Filmde hic fon muzik(soundtrack) yok,ilginc.Ayrica film bittikten sonra yazilar akarken bir sure sonra tabak,kasik sesinin kesilip sadece yagmur sesinin gelmesi insana acaba ne yapiyorlar sorusunu sorduruyor.
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
Serseri_88
(5 Ekim 2008 Pazar,
15:42)
|
Nejat İşler ve Saadet Işıl Atasoy.. Sağlam bi oyuncu kadrosu olmasına rağmen ve bu kadar ödül anlamsına rağmen bence çok kötü bir film. Film boyunca sıkıntıdan patladım ve ne zaman bitecek diye devamlı zamana baktım. Ha şimdi güzle şimdi olacak yok şimdi diye bekleye bekleye filmi zorla bitirdim. Gerçekten çok kötü bi film. Bazı arkadaşların yorumlarına baktım da doğa açısında iyi olmuş diyolar. Film doğa güzelliklerini görmek açısından mı çekildi acaba Kaplanoğlu??? Kimse boşu boşuna zamanını ve parasını harcamasın lütfen ve sinemamamız niye ilerlemiyor diye düşünmeyede fazla gerek yok aslında bu filmi izledikten sonra!
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
jeolog2017
(5 Ekim 2008 Pazar,
03:57)
|
Recep İvedik filmi argoyu ne kadar abartmışsa bu da sanatsal film olgusunu o kadar abartmış. Utanmasalar sırf afişi koycaklar ve "gerisini anlayın artık" diyeceklermiş. "Bu filmi çok iyi anladım" diyenlerin %51i aptal görünmemek için anladım diyordur heralde. Filmde sadece bir diyalog hoşuma gitti onu paylaşayım bari;
-Ben Ankaradayken Tireyi çok özlerdim biliyor musun? *Ankaradayken her yer özlenir -Bende dönünce hayal kırıklığına uğradım, burayımı özledim diye *Neden? -Ne bilim gençken nasıl görüyorsak artık *Sen eski günleri özlemişsin!
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
ecgo1991
(29 Eylül 2008 Pazartesi,
22:19)
|
Çok doğal çok gerçeğe yakın yani o kadar ki aşk filmin neresinde kalıyor o bile belli değil zaten tahta her zaman aşkı oturtup geriye kalanları ona hizmetçi mi yapmak zorundayız ki ben bu iki kişi arasında aşk başladı mı bunu bile zor anlamışken
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
ugur74_txm
(26 Eylül 2008 Cuma,
20:07)
|
İşte filmin çekilme nedeni: "Ödül almak için bir film çekelim.Ödülü alırsak eğer Türk sineması severlerinin gözlerinin önüne bir perde çekelim(bu perdeyi beyazperde olarak anlamayın, kara bir perde yani kör edici bir perde).Türk sineması severleri filmimiz için çok iyi bir yönetmen, dört dörtlük bir senaryo yakıştırmaları yapsın.İsmimizi bilsinler, sanat için film yapıyorlar desinler." Böyle bir film çekmek için senaryo yazmaya, yönetmen olmaya hiç gerek yok.En iyi erkek oyuncu ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini almak içinde oyuncu olmaya gerek yok."Sen şöyle bir yürü biz seni kamerayla çekeriz, hiç konuşma, kafana göre bir yerde otur, oturduğun yerde hiçbirşey yapma sadece önüne bak kamerayla biz seni kamerayla çekeriz."işte film çekmenin sırrı budur. Minimalist sinema anlayışı, tereyağından kıl çekmek kadar kolay olduğu için birçok yönetmen o anlayışa göre hareket ediyor.Yani bunda övülecek birşey olduğunu düşünmüyorum.Türk sineması böyle filmlerle gelişmez daha doğrusu gelişemez.
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
 |
 |
|
|
 |
 |
|
 |
|