 |
Ara, birbirini seven ama aldatan, ölesiye kıran ama bırakamayan dört kişinin hikayesi.
Geçmişleri ve çalkantılı ilişkileri, İstanbul ve dönemedikleri “memleket”leri, itiraf edemedikleri sırları ve mecburi yalanları arasında; alaturka ve alafranga arasında, tam manasıyla “arada” kalmış insanların açık uçlu hikayesi.
Film dört kişinin karmaşık aşk ilişkilerini anlatıyor. Ama hikayenin arasına pek çok farklı görüntü, başka filmlerden, reklam ve dizilerden görüntüler sızıyor. 10 yıllık bir zamana yayılan hikaye, bu görüntülerin arasında, zaman içinde ileri geri gidişlerle anlatılıyor.
Ara, yönetmen Ümit Ünal’in üçüncü filmi.
|
|
|
|
 |
|
|
Ara üzerine SineKritik'ler:
|
|
| Bu sayfada yer alan tüm metinler ve diğer içerik özgündür ve MYNET A.Ş.’ye aittir. Kısmen de olsa hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, vs) izinsiz kullanılamaz. -
Kısıtlamalar için tıklayın. |
|
|
 |
       
|
|
|
|
omnibus89
(1 Mayıs 2008 Perşembe,
12:48)
|
istanbul film festivalinde izlediğim ve bence ulusal yarışma da birincilik hakeden,oyunculukların çok iyi olduğu,tek mekanda geçmesine rağmen insanı sıkmayan,son zamanlarda vizyona giren türk filmlerinin en iyisi denebilir.böle bir film çıkardığı için ümit ünalı çok çok tebrik etmel lazım.10 üzerinden 8 puanı hak ediyor.
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
keciboynuzu1985
(26 Nisan 2008 Cumartesi,
21:29)
|
Kesinlikle almış olduğu puanda çok daha fazlasını hak eden bir film var karşımızda.Mekan kullanımı, ışık, filmin geneline hakim olan flu arka fon,yerinde kullanılmış,doğru yansıtılmış ve iyi oynanmış cinsellik,ayrıntıların ustalıkla işlenişi.Arada kalmış insanların öyküsü herhalde ancak bu kadar iyi anlatılır.Belki İstanbul Film Festivalinde Erdem Akakçeye de bir ödül verilebilirdi, ancak elbette Serhat Tutumlueri de çıkardığı iş ve aldığı ödül nedeniyle kutlamak gerekiyor.Belli ki Ümit Ünalın bize anlatmak istediği daha çok şey var.Sinemamızın genç ustasının yeni çalışmalarını heyecanla takip etmeye hazırız.
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
Ephesa
(26 Nisan 2008 Cumartesi,
01:04)
|
60lı yıllarda doğanlara çok mu çok tanıdık gelen konusuyla Aranın diyaloglarında nefreti, özlemi, sevgisi, tutkusu, sevgisizliği, kimlik arayışları, tatminsizliği, aşırılığı, açlığı, çocukkenki yoksulluğuyla aralarda sıkışıp kalmış bir gençliği, o gençliğin çocukluk yıllarını yeniden okuduk. Çocukluğumuzda her gün düzenli olarak elektrik kesilmesine bugün, Turgut Özal gençliği ve çocuklarıyla birlikte şaşırıp kalıyorsak, kuşak farkı bizim istemimiz dışında yaratıldı demektir. Ümit Ünala, Ege Üniversitesi MÖTBEdeki söyleşide, bizim zamanımızın yaşanmışlıklarını, sıkıntılarını 80li yıllarda doğanlara anlatmaya zorlanıp zorlanmadığını sordum. Genç arkadaşlarından filmi anlayan ve beğenenlerin olduğunu söyledi. Zaten, daha doğmadığı ya da yeni emeklediği yıllardaki acıları yaşamışçasına 12 Eylül filmlerinin azlığı ve çevrilenlerin neyi ne kadar anlattığını konuşan, eleştiren, hayıflanan bir gençlik, yine 12 Eylül 1980de üniversiteli ya da iş yaşamına yeni atılmışların arada kalmışlığının konu edilmesine eğer postmodern bir özgürlük anlayışıyla (!) ilgisiz kalırlarsa bu çok ilginç kaçar... Kırklı yaşlara geldiklerinde, geriye bakıp ayırdına vardıklarının bir versiyonunu ya da uyarlamasını kendileri için haydi haydi çekeceklerini düşünüyorum. Türkiye, ağır bir değişim geçirdi. Ülkede yoksulluk ve karanlıkların ardından 80ler sonrası, daha çok tüketmek, daha çok hırs, daha çok eşya, tükettikçe daha çok kazanmak, kazandıkça daha çok tüketmek arsızlıkları başladı. 40lı yaşlara gelince de Ne oldu bize? dedik. Kimimiz, salt içleksel boşluklarımızı doldurmak için yaptığımızın ayırdına vardık, kimimiz de varamadık... Son 30 yılda çok değerli şeyler yitirdik, peşine düşülenler daha çok para, daha çok eşya, daha çok seks, daha çok alkol, daha çok din, daha çok uyuşturucu oldu.
Filmdeki dört kişinin de aradığı, Serhat Tutumluerin repliğindeki gibi: Başka zaman, başka ahlak, başka ülke... Ama zaman bu zaman, ülke bu acaip ülke... Çünkü daha uzağındakini aramak, ona ulaşmak vardı. Arada da, birbirinin en uzağındakini aradılar ancak kendilerini buldular. Dışarı çıkamadılar. Yönetmen, Kuledibindeki o evden dışarı çıkmayarak bir türlü meydan okuduğunu söyledi; ortama karşı, izleyiciye karşı.
Aynı kuşaktan bir insanının Türkiyenin bu yüzüne Fransız kalması, elektrik kesintisini acaip bulup eleştiren gözlerle soğuk, ilgisiz ve pek de aldırmaz bakarken bunu yaşayanların hoş, sepya bir nostalji atmosferine süzülmesi filmi aslında rahatsız edici kılıyor. Rahatsız ederken de, izleyiciler arasından o günlere taşıyıp özdeşleştirebildiklerini, önemli bir tanık bulmuş sanıkmışçasına sevindiriyor.
Evet, Ümit Ünalın dediği gibi şekerli bir film değil. Olduğu gibi yaşananlar anlatılıyor. Cinsel ikilem yaşayanlar, Fransada kalmışlar, geçmişinde başka bir şey istemiş ama tüccar olmuşlar, eşi ve sevgilisi arasında kalmışlar... Arada kalan bir kuşağın fotoğrafı bu. Kurmaca yok, mecaz yok; içtenlik ve bir paylaşma var; gizli anlamlar yok. Cümbüşlü yıllara, cümbüşle söylenen Ufuklara yaslanmış yorgun dağlar yakışıyor.
Yönetmen için bu film Anlatmazsam olmaz! dediği bir film, kesinlikle paylaşmak istedikleri var, kendi yaşadıklarından, çevresindeki yaşıtlarının yaşadıklarından... Ümit Ünal iyi ki paylaşmış, iyi ki bu girişimde bulunmuş!. Biz, bizim zamanımızı hiç değilse bu filmlerle görüyoruz. Belki on yıl daha geçince, bu film için, O sıkıştırıldığımız zaman katmanını, o arada kalmışlığı kırklı yaşlarımıza geldiğimizde ancak bu kadar yapabilirdik. diyeceğiz. Bizim zamanımızda 40 yaşındaki erkekler amca, kadınlar teyze idi. Bugün, ulaştığımız yaşın biyolojik yorgunluğuyla yaşamıyoruz; seçeneksiz, 40 katır ve 40 satırla birlikte cezalandırılmıştık, sırtımızdaki bunun yorgunluğu. Ama artık geçti, gerçekten yirmilikler kadar enerji doluyuz, cildimiz de öyle kırışık ve sarkık değil. Yalnızca eskiyi övüyoruz, sahiplenemediğimiz değerleri anlatıyoruz; yürekliliği, takım olmanın ruhunu biliyoruz. Keşke o zamanki aklımızla, şimdi yirmilerimizde olabilsek! Bugünün arsız teknolojisini eleştiriyoruz, Big Brotherın buyurduğu uyum sürecinin kısacıklığını, sistemlerin hızlandıkça insanlardan daha çok şey istemesini insanca bulmuyor, içimizde ukde kalanları yitirilmiş değerler olarak görüyoruz. Keşke bunların içtenlikle ve anlatılması gerektiği için anlatıldığından bugünün yirmilikleri emin olabilse! Bir yirmi yıl geçince kendi yitirdiklerini de görüp bize hak verilmesini umduğum yok. Bunu bugün anlamak, algılamak gerek. Bugün artık dün olanları ve bugün nelerin oldu bittiye getirilmek istendiğini görüyor ve biliyor olmak gerek.
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
edwardfun
(28 Mart 2008 Cuma,
11:33)
|
ümit ünal daha önce yazıp yönettiii "9" filminde olduu gibi "ara"da da tek bir mekanda çekmiş filmi... hiç sıkılmadan ve bunu hiç yargılamadan filme kaptırıosunuz kendinizi... yalanlar, aldatmalar, insan ilişkileri, toplum baskıları, değişimler, psikolojik travmalar ve insan üzerine daha bir çok şey bulabileceiniz harika bir film ara... oyunculuklar tek tek standartların üstündeydi bana kalırsa... özellikle "erdem akakçe (ender)"'in 2008 yılında bir kaç ödül almasını bekliyorum ve arzu ediyorum... ümit ünal her ne kadar popüler sinemaya uzak dursada, kendi yolunu harika bir şekilde çizen ve kendi sinema anlayışını sade ve etkiliyici bir dille sunan usta bir yönetmen... gayet ustaca bir iş çıkarmış...
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
|
|
gataa
(27 Mart 2008 Perşembe,
09:58)
|
5 ayrı zamanda/yılda geçen aşklar,ilişkiler,aldatmalar,sorgulamalar keşmekeşi film. 1996:iki çiftin birbirleriyle tanıştığı yıldır,başlangıç denebilir. 1997:artık sevgilidir bu çiftler,(ender/gül,sevda/veli),yükseliş yılları.. 1999:birlikte yaşamaya başlamıştır çiftler,birbirlerini en çok sevdikleri,en mutlu oldukları zamanlardır,zirve denebilir. 2004:5 yıllık bir sıçrama var,şüpheler,paranoyalar hakimdir ilişkilere artık,düşüş dönemidir. 2005:bitiş dönemidir. 10 yıl süren aşk, arkadaşlık ilişkilerini başlangıcından bitişine bir çok ayrıntıyı kullanarak,ve pek çok sorgulamaya giderek filme sıkıştırmayı bilir yönetmen.orta yaş bunalımındaki 4 kişiyi cinsel açılımlar kullanarak tahlil etmemizi ister.psikolojik ve analitik yapısı çok güçlü bir film.bunun dışında nerdeyse tüm taşların yerli yerine oturduğu başarılı bir kurgusu var.yaşamın kıyısında/babel benzerliğinden bahsedildiği gibi ara/21 gram benzerliğinden de bahsedilebilir kurgusal açıdan.. ara filmi adından çokça bahsettirecektir avrupa sularında diye düşünüyorum.genelde fransızlardan aşina olduğumuz aşk ve cinselliğin aynı anda irdelendiği filmlere ,mükemmel bi örnek olmuş.özellikle frnasızların el üstünde tutacağı filmlerden biri olacaktır. türkiye'de de entellüktel filmi,sanat filmi diye kesip atanlar olacaktır.yine ucube yorumların gelme olasılığı çok yüksek.ama yönetmenin ilk filmi 9'u izleyenler daha iyi anlayacaktır/kavrayacaktır bu filmi.tek mekanda geçer iki filmde.ama mekanlar bu kadar dinamik kullanılabilir.kendine has tarzıyla yepyeni bir yetenek ümit ünal.artık yapacağı işlerin en büyük takipçilerinden biriyim.
|
|
|
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]
|
|
|
 |
 |
|
|
 |
 |
|
 |
|