 |
 |
| cAfé Beyazperde |
| Gelin, sinemayla ilgili olsa da, Beyazperde.com Forum Alanlarının konusu dışında kaldığı için yazacak yer bulamadığınız yazışmaları bu serbest alanda sürdürün! Serbest dediysek diğer kurallar değişmedi elbette: Nezaket sınırları içinde kalacağız, kişisel ve sinemayla ilgisiz mesajlar atmayacağız... vs... vs... |
|
| 3313 kez okunmuş / 145 cevap yazılmış > Son cevap 02.09.2008, 19:36 |
|
|
|
okaliptus80
| 23.07.2005, 18:40 |
|
| Popüler kültürün beğenilerimizi törpülediği bu dönem de hele de kara film arşivine kalkışmak bir riskti benim için.ilk seyrettiğim filmin yönetmeni olması hasebiyle coen biraderlerin diğer film noir örneklerini de(Fargo,Big lebowsky,Millers crossing,Blood simple)direkt arşivleme yoluna gittim.Bunun dışında kara film kalıplarına ne kadar uyduğu tartışılır olan The hunger(açlık),A.hitchock'un yönettiği Lekeli adam ve jack nicholson-Roman polanski ortaklığının bir sonucu olan Chinatown diğer kayda değer örnekler... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 23.07.2005, 18:45 |
|
| Kara film hiçbir zaman 'homojen' bir bütün olarak algılanmamalı kanaatimce.Zira Fargo-Big lebowsky örneğinde olduğu gibi 'komedi' ile;Miller's crossing örneğinde olduğu gibi 'gangster' sosu ile harmanlanmış, bağımsız sinema tat ve esintileri taşıyan filmler...Sizlerin de bildiği nitelikli film-noir örnekleri varsa paylaşmanız istirham olunur... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 23.07.2005, 18:53 |
|
| Trailblazers!Organize ettiğin buluşmaya ben de katılmak isterdim ama master olayları dolayısıyla ist. dışındayım malesef,artık bi dahakine inşallah,iyi eğlenceler...Son olarak beni utandıran mesajlarınızdan ve destağinizden dolayı hepinize teşekkürü borç bilirim.Zaten bu yazıyı kaleme almamdaki bir sebep de siz beni anlayan değerli insanlara saygı belirtimdir.Ancak 'istisnai' bir durum olan bu son yazım, dünkü kararımın değiştiği anlamına kesinlikle gelmemektedir.Umarım benim yaptığım bu fedakarlık sitede yeni bir milat ve temiz bir sayfanun başlangıcı olur...(pek umudum yok gerçi ama).Sağlıcakla kalın... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
fateeh
| 23.07.2005, 19:02 |
|
Kara fim, 1950'li yıllardaki amerikan toplumundaki savaş sonrası şekillenmiş yer altı kültürünün temsil edildiği film türü. En büyük özelliklerinden biri makyaj ve dekor kullanımının öne çıkmasıdır. Femme fatale 'ler çok önemli yer tutar. ilk yıllarda dashiell hammet, raymond chandler, james cain gibi roman noir yazarlarının cinayet hikayelerinden ilhamını alan film noir, james cagney, george raft, humphrey bogard gibi oyuncuların canlandırdığı "private eyes" dedektiflerle suç, para, kovuşturma gibi konuları işledi ve halk tarafından sevilen bir tür oldu. --Kara film türünün en bilinen örneklerine şu filmleri verebiliriz; Maltese falcon, the big sleep, the killers, key largo, yenilerden, se7en,usual suspects, dark city, lost highway, strange days.... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
fateeh
| 23.07.2005, 19:06 |
|
| The big Lebowski, Fargo, The Man Who wasn't There, Sunset Boulvard, Miller Crossing filmlerini de unutmamak gerek. Okaliptus bence sen bu siteye lazımsın ama haksız da değilsin... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
bluevelve
| 19.11.2005, 23:02 |
|
hakim unsurların suçlular ve suçluluk olduğu, kahramanlarının sempatik görünme yada kendini sevdirme kaygısının olmadığı, dişilerin kadınsal üstünlüklerini öldürücü bir senteze dönüştürdükleri, mekanın soluk ve renksiz bir iticiliği içinde barındırdığı soğuklukta, sarsıcı ve umutsuzluğu yayıcı bir yapıdadır. insanı yaşama bağlayan hiç bir mutluluk bu türde nefes almaz. salt bir bulut kaplar ve sisler içinden sıyrılır umutsuzluk. dikkate değer bir unsurda bazı objelerin örneğin " sigara " ölümcüllüğü vede yıkıcılığı arttırmak adına bu türle özdeşleşmiş olmasıdır. bu türe " blade runner, crow, dark city, taxi driver, fight club, sin city " ......gibi filmler örnek verile bilir. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 07.12.2005, 22:48 |
|
Bu topik biraz 'derinlikten azade' kalmış kanaatimce; binaenaleyh bir yerde rastladığım şu yazıyı aktarmam, faideli olacaktır diye düşünüyorum.Gerçekten -sabırla okunduğu vakit- tatmin etme katsayısı oldukça yüksek bir metin..
Kara Film (Film Noır) tanımlaması:
-Kara Film nedir; nasıl ortaya çıkmıştır:
Sokak lambalarının loş ışıklarıyla ürkütücü bir karanlığa bürünmüş, ucunda yarı yıkık, eski bir köprü ve iki yanında da taşları kalkık kaldırımları ile kuytu bir sokak ve yolun tam ortasından yürüyen orta boylu, paspal görünümlü, siyah pardösülü bir adam... Saçları dökülmüş ama arkadan yaşı fark edilemiyor; ellerinden usulca süzülen kan, ayın sisli aydınlığı altında parlıyor. İnce ve ürkütücü sesiyle bir adam, şarkısıyla hayatın karmaşasını sokuyor kasılmış bedenlerimizin içine. Derken bir patlama sesiyle sıçrıyoruz rahat, mavi koltuklarımızdan. Aslında telaşlanmaya gerek yok. Muhtemelen, karakterlerinin gözleri gibi dumanla örtülmüş sokakları; karanlık iç ve dış mekanları; esrarengiz kadınları; suratları asık, çaresizlik içinde kıvranan, fazla yakışıklı olmayan ve kaybetmeye alışmış erkekleri; bol silah, patlama, para ve kanla bezenmiş sahneleriyle bir 'Film Noir' ya da Türkçe'siyle 'Kara Film' izliyorsunuz.
“Film Noir Fransız film eleştirmenleri tarafından ortaya çıkartılmış bir kavramdır. Amerikan suç ve dedektif filmleri Fransa'da savaş sonrası gösterime girmiş ve böylece Fransız eleştirmenler bu filmlerin bakış açılarının ve temalarının ne kadar karanlık olduğunu keşfetmişlerdir. Film Noir bir tür değildir. Bir mod, stil ya da filmdeki tondur. Fransa'da ortaya çıkan 'Film Noir' kavramının Türkçe karşılığı 'Kara Film'dir. Kara Film'in temaları göçmen film yapımcıları tarafından Avrupa'daki kaynağından çıkarılarak Hollywood'a ithal edilmiştir. Kara Film'in kökleri 1920-1930'lar Alman Dışavurumcu Sineması'nın örneklerinden olan Doktor Calligari'nin Muayenehanesi ve Fritz Lang'in Metropolis'i ile 1930'lar Fransız sesli filmleridir.”
Kara Film'lerdeki suç, şiddet ya da aç gözlülük öğeleri toplumdaki kötülüğün gizli çatışma eğilimiyle birlikte sinemaya metaforik bir yansımasıdır.
Kara Film’lerin tanımlanmasını ise daha değişik şekilde şöyle yapılabilir: Benzerlikler taşısa da, farklılıkların da gözlenmesiyle bu tanımında Kara Film’i tanımlama da ya da anlamada büyük yararı olduğu kuşkusuzdur.
“İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’da ortaya çıkan “Kara filmler”, eski gangster filmleriyle psikolojik filmlerin bir karışımıdır. Bunlarda, polisiye romanların havası içinde anormal tutkulu kişilikler veya cinsel sapıklarla caniler verilmektedir. Robert Siodmak’ın ‘Helezoni Merdiven’ (The Spiral Staircase) (1945), John Huston’un Humphrey Bogard’la çevirdiği ‘Malta Şahini’ (Maltese Falcon) (1941), Otto Preminger’in ‘Laura’ (1944) adlı filmler bunlara örnek oluşturmaktadır.”
Kara filmin her yönüyle irdelenmesi, belki de kara filmi anlamaya yetemeyecektir, en azından kelimesel açılımlarla insanların kafasında belli açılımlara yol açabilir. Sinema sözlüğünde ise şöyle bir tanımla karşı karşıya kalırız.
“Bu filmlerin çoğu, Fransa’da Gallimard Yayınevi’nin “Kara Dizi” adlı polis romanlarının uyarlanmasına dayandığından, Fransız eleştirmenlerince “film noir” olarak adlandırılmış, bundan dolayı da bu terim yerleşmiştir. Polis ve gangster filmlerinin İkinci Dünya savaşı sırasında gelişen bir çeşididir. Suçlu çevresini ruhsal özellikleriyle yansıtır; bu çevreyi çok kez bu çevreden birinin açısından ortaya koyar. Kahramanları, çoğunlukla karanlık işlere bulanmış polis, polis hafiyesi; hırsızlıklar, katiller, tetikçiler, fahişeler vb.’dir. Soygun, uyuşturucu madde kaçakçılığı, şiddetli ölüm, şantaj, cinsellik… başlıca konulardır. Suçlular kadar bu suçlularla savaşıma girişen yasa adamlarının da olumsuz yanları belirtilir. Gergin, boğucu, ürkütücü, kötümser bir hava içinde, ışık ve gölge düzenlemesinin ağır bastığı bir görüntü düzenlemesinin ağır bastığı bir görüntü düzenlemesiyle gelişir.”
“Kara filmin estetiği, "I. Dünya Savaşı sonrası Almanyası"nın Weimar Cumhuriyeti döneminde, iki ayrı kaynaktan beslenerek oluşuyor. Bunlardan birincisi Alman Dışavurumculuğu, ve bu estetik üslûbun plastik sanatlardan Max Reinhardt tiyatrosuna kadar uzanan uygulama alanlarının sinemayla kaynaşması sürecinin sonucunda gerçekleşiyor. En önemli örneği, hatta habercisi, pek çok sinema kuramcısının ve kriterinin sanat sinemasına ve sinemanın modernist bir araç olduğuna ilk örnek olarak gösterdiği, 1919 yılında UFA stüdyoları tarafından yapılmış olan Dr. Caligari filmidir. Diğer kaynak, aynı dönemde yapılan popüler sinemanın içinde önemli bir yer tutan, "cammerspiel" diye anılan kara filmlerdir. Dönemin deneyimlerine, kitlelerin halet-i ruhiyesine uyduğu söylenebilecek bir estetiğin doğuşu, sinemanın, farklı bir bakış üretirken zamana ve mekâna ait bilgileri de üreten bir kaynak olduğu konusundaki görüşü de güçlendirir. Siyahla beyazın, ışıkla gölgenin keskin ayrımlar oluşturduğu, ışığın parçalanışının, perdelenmiş |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 07.12.2005, 22:53 |
|
-Kara Filmin Özellikleri:
“Kara Film 1940 ve 1960 arası klasik stildedir. 1930'ların destanlarının değişik türlerine benzerlik gösterir fakat tonu ve karakterleri farklıdır. Klasik Film Noir'ın ruh hali; melankoli, yabancılaşma, kasvet, düşüş, pesimizm, belirsizlik, ahlaki çöküş, kötülük, suçluluk ve paronayadır. Kahramanlar ya da anti kahramanlar, çökmüş karakterler veya hainler, serseriler, duygusuz dedektifler; polisler, gangsterler, hükümet çalışanları, ruh hastaları, savaş gazileri, önemsiz suçlular ve katillerden oluşur. Bu kahramanlar çöküşün ve şiddet içeren suçların kasvetli dünyasından gelen çoğu zaman ahlaki ikileme düşmüş insanlardır. Diğerlerinden farklı olarak obsesif, hüsnü kuruntulu, tehditkar, şeytani, korkmuş ve korkularından dolayı yalnız kalan, hayatta kalmak için uğraşan ve eninde sonunda kaybedenlerdir. Klasik Film Noir II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında gelişir. Savaş sonrası korku, pesimizm ve şüpheciliğin sinemaya yansıması Film Noir'ın gelişiminde büyük bir etkiye sahiptir.”
“Dashiell Hammet, Raymond Chandler, James Cain gibi işi suç üzerine fanteziler kurmak olan 'roman noir' yazarlarının kalemlerinden dökülen soğukkanlı cinayetler ve James Cagney, George Raft, Humphrey Bogard'ın canlandırdığı gibi sigarası dudağından düşmeyen, trenç kotlu, fötr şapkalı, alaycı, keskin bakışlı, soğukkanlı dedektifler, halkın Kara Film denilen bu türü sevmesine yardımcı olmuştur.”
“Kara filmlerde Dostoyevsky’nin zevkine uygun bir düşkünlük hüküm sürdüğü; anormallik, delilik, cinayette eğilim, cinsel sapıklık bu filmlerin ele ala aldığı başlıca temalar olduğu gibi; dedektifler, katiller, öldüren beysoylular, kaçırılan milyonerler, kötü eğilimli güzel ya da yaşlı alkolik kadınlar bu filmlerin başlıca kişilerini oluşturmakta idi. Meşru olmayan aşklar, bu insanları cinayete sürüklüyordu. Yine bu filmlerde içki, can sıkıntısından ya da yaşamın kargaşasından kurtulmanın tek yolu olarak gösteriliyor; iniltilerle sürdürülen işkence sahneleri bu filmlerde sık sık ele alınıyordu.”
“Bu filmler, her zaman içinde bir cesedin, bir famme fatale'in, bir azılı suçlunun, bir dedektifin, bir serserinin var olduğu; genellikle cinayet mahallinde sahte parmak izlerinin, sigara izmaritlerinin, sahte kanıtların, şifreli notların, yanlış yöne sevk eden izlerin bulunduğu ve cinayet, suç, para, ceza gibi tematik klişeleri içeriyorlardı. Kanun adamlarının iç dünyası da en az suçlularınki kadar kirliydi, tehditkardı. Film Noir, toplumun içindeki sancılar bitmedikçe, kent yaşamındaki kötü oyunlar var oldukça sürecekti. Çünkü insanoğlunun dramı, yalnızlığı, sahtekarlığı bitmiyor ve gittikçe açığa çıkıyordu. 'Ve de II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan toplumsal, ekonomik, siyasal, teknolojik ve kültürel değişiklikler kendine özgü dokusu ve iç dinamiği olan bir toplum yapısının doğmasına neden olmuştu. Bu toplum post modern toplumdur. Post modern toplumda, cinsellik ve şiddet açık bir biçimde yaşanmaktadır ve sinema salonlarımıza yansımaktadır.”
-Denzin NK. , kitabında post modern bireyin sinemayla ilişkisini şöyle tanımlar:
“Buralarda, sinemaların içinde güvenlikteyiz. Bizler korunmuş röntgencileriz. Post modern toplumda doğal yerimiz karanlıkta, bir elimizde patlamış mısır, diğer elimiz sevgilimizin elinde kimse bizimle alay etmeyecek, bize meydan okumayacak ya da yorumlarımızı tartışmayacak. Burada kalbimizin, arzularımızın peşinden koşabiliriz. Bu arzularımızın dış gerçeklik ya da dış dünyayla uyumlu olması önemli değildir. Aslında bu arzuların gerçekleşmeyeceklerini de biliriz. Çünkü gerçek insanlar hiçbir zaman için mükemmel değillerdir. Bunu bildiğimizden, o an için sinemanın bize sunduğu düşüncülere sığınırız. Böyle bir dünya da tıpkı düş gibidir. Aslında bu, olması gerekendir. Gerçek yaşam, kaldırabilmek için çok ağır, belki de çok uzundur.” “ ‘Psikoanalizm’ ’e ilişkin cinayet filmleri ise insan ruhunun analizini yapan bir başka dönüşümü sağladı. Bir dönem için Billy Wilder’in Ray Milland’la çevirdiği ‘Garip Hafta Sonu’ (The Lost Week-End), daha çok alkolizm üzerinde bir yarı-dokümanter niteliğe birinmesine rağmen; psikanalizmin Amerika’da resmen öncüsü sayılan ‘Çıkmaz Sokak’ (Blind Alley) adlı filmle Anatole Litvak’ın Olivia de Havilland’la çevirdiği ‘Talihsizler Yuvası’ (1946) (ki filmde tımarhaneye düşen bir kadının yaşamındaki esrarı çözülüyordu) tamamen ruhsal çözümlemelerle geliştirilmişti.” Kara Filmlerin özellikleri de post modern toplumla paralel bir boyutta gelişme göstermiş ve her dönemine damgasını bırakacak eserler çıkarmıştır.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 07.12.2005, 22:54 |
|
-Kara Film Karakterleri ve Mekanları:
Kara filmleri ele alırken tek yönlü incelememek lazımdır. Çünkü kara filmleri tek yönlü incelemek, sinemaya karşı yapılan bir haksızlıktır. Çok yönlü bir tavır sergileyen bu sinema çeşidi, çeşitli unsurları ile diğerlerinden ayrılır ve kendine özgü bir yer bulur. Bu unsurların öncelikle karakterlerin bedeninde hayat buluşu ile, kendine özgü kültürel özellikler kazanması ve izleyicileri, karanlığın içine hapseden yapısıyla diğer tür ve kollardan ön planda gözükmektedir. Bunun gerçekleşmesinde önemli katkılarda bulunan karakterlerin yapısı ve tekinsiz mekan tasarımları, film – noir in kopukluk yaratmayan atmosferini ortaya çıkartır. Böylece bu türün tutkunları filmlerden ne kadar rahatsızlık duyarlarsa duysunlar, filmlerin içinde kendilerine ait bir şeyler bulurlar. Bir anlamda karakterin rollerine bürünürler.
“Kara Filmler genellikle gri, siyah ve beyazlarla çekilir. İnsan doğasının karanlık, insanlık dışı, vahşi, sağlıksız, üzüntülü, gölgeli, karanlık ve sadist taraflarını gösterirler.”
“Obsesif tehditkar bir atmosfer, pesimizm, kaygı, ısrarla tekrarlanan realizm, beyhudelik, kadercilik, yenilgi ve tuzak "Film Noir"ın stilize edilmiş karakteristikleridir.”
“Film Noir ekspresyonistik ışık, dağınık görsel şemalar ve çarpık kamera açıları, dönerek çıkan sigara dumanı, dışa vurmuş duygusallık ve dengesiz kompozisyonlardan etkilenmiştir.”
Karakterlerin tekinsiz bir formasyonda, insanların bir an bile güvenemeyecek havasıyla oluşturulmuş şekildeki yapısı, hangi düzeyde olursa olsun insanların konsantrasyonunu filmin sonuna kadar ayakta tutmayı başarıyor. Böyle bir yapının oluşmasıyla da, içinden çıkılması zor görünen olaylar zinciri, bir anda boğucu ama zevk verici bir zevke dönüştürüyor. Zıtlaşan duyguların birikmesiyle de, insanı şaşkınlığa götüren durumlar selini ortaya çıkartıyor.
“Aslına bakılırsa "Film Noir"da kötülük dolu evlerdeki aile ilişkileri anormaldir ve eğer bir aile yaşamı varsa, bu sıkıcı, parıltısız, seksüellikten uzak ve dayanılmazdır. Sosyal yaşamın en temel zorlaması olan ailede bireyler, aradıkları tatmini ev dışında bulurlar. Zaten Film Noir, temelinde sosyal yaşamın değerlerini sorgulamakta ve çürümüş, koflaşmış geleneksel değerleri yok saymaktadır. Bireyler ahlaken lanet dolu bir açmazdadır; kadınlar çaresiz ve zayıf, babalar hain, çocuklar mutsuz ve taciz kurbanı, evler ise ihanetlerle doludur. Film Noir dünyası erkeklere dair, soğukkanlı, vahşi bir dünyadır. Saldırgan erkeklerin karşısında sigaralarından derin nefesler çekerek, dumanlı ve karanlık odalarda keskin bakışlar fırlatan görkemli kadınlar, tüm bu hesaplaşmaların dışında tutulur, asla başrol olamazlar.”
“Roland Barthes 'Güç ve Aldırmazlık' adlı makalesinde 'Her türlü aldırmazlık yalnız sessizliğin etkili olduğunu belgeler; örgü örmek, sigara içmek, parmağını kaldırmak... bu işlemler gerçek yaşamın sessizlikte olduğunu, zamanın yaşam ve ölümün edime bağlı kaldığı görüşünü benimsetir. Böylece izleyici sözlerin değil, edimlerin baskısı altında değişen bir dünya yanılsamasına kapılır; gangster konuşacak olursa, imgelerle konuşur, dil yalnızca şiirdir onun için; sözcüğün hiçbir düzenleyici işlevi yoktur; konuşmalar onun aylaklık etme ve bunu belirtme biçimidir.' der. Bu anlamda Kara Filmler abartılı erkek aylaklığını, erkekler paronayasını derinden işleyen bir tarzdadır.”
“Hikaye mekanları genellikler sisli büyük şehirler ve otel odalarıdır. Genellikle Film Noir setlerinde savaş zamanı yara almış şehirler kısılmış bütçeli ve gölgelidir. Senaryolar kompleksli ve karışıktır. Sık sık flashbacklerle bezeli olan filmlerde hafıza kaybı yaygın bir senaryo planıdır. Kahramanın açığa vurduğu hususlar hayata alaycı bakışını açıklamak, yargılamak için yapılmıştır. Klasik Film Noir'lar çoğunlukla çok satan, duygusuz, ucuz romanlardan ve polisiyelerden alınmış temalar ve polisiyelerden etkilenmiştir.”
Hem klasik "Film Noir"da hem de neo-noir'da silahların gölgesinde yaşanmaya çalışılan tüm masum aşklar, kaynayan kazanın içinde yokluğa mahkum edilir. Zaten ölüm meleği, baştan çıkarıcı kadınlar da masum değildir, yaşamda masum olan ne kalmıştır ki. Onlar erkek kahramanı önce baştan çıkarır, bazen onlara olmadık bir cinayet işletir, ama illa ki ihanet ederler.
“Film Noir kadınları, geçmişten bugüne ekonomik bağımsızlıklarını kazanıp, daha fazla zeki ve narsist hale geldilerse de değişmeyen kimi kodları taşımayı sürdürürler; dişil gücünü kullanan tehlikeli, tehditkar, bilinmez, kendisinin tüm oyunlarının farkına varan erkek kahramanı baş döndürücü güzelliğinden dolayı elinde oynatan fakat yine de şefkat uyandıracak denli masum görünüşlü... Bir kara film kültü olan Double Indemnity'nin(1944) Phyllis Dietrichson 'u (Barbara Stanwyk) aşığı Walter Neff'e (Fred MacMurray) sakat kocasını öldürdükten sonra ' Ne seni ne de bir başkasını sevdim. Benim kalbim çürümüş' diyecek kadar açık sözlüdür. Feminist eleştirmenlerin sık sık yinelediği gibi, bu öldürücü kadın imajı, ehlileşmiş, aile hayatının gündeliğine boyun eğmiş ve toplumsal olarak en merkezinde durduğu halde yaşamın karar alma mekanizmasında en uzaktaki imge olarak tutulan kadının varlığına güçlü bir tehdit olmayı sürdürür.” |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 07.12.2005, 22:58 |
|
-Kara Film Müzikleri:
Kara Filmler 'de müzik olgusu çok önemli bir yere sahiptir. Filmin gidişatıyla, konusuyla, dekoruyla, oyuncularıyla müzik aynı paralellikte seyretmektedir. Filmdeki vurgular müziklerde de aynı rotayı izler. İzleyiciyi önce rahatlatan ve filmin akışına adapte eden fakat gerilimin tırmandığı sahnelerde koltuklarından hoplatan müzikler tercih edilmektedir.
Bu tarz müziklerin en iyi örneklerine sahip olan Pink Floyd, David Bowie, Smashing Pumpkins ve Massive Attack Kara Filmler için vazgeçilmez olan gruplardandırlar.
Bu müzik gruplarının şarkılarının içerdiği sözler bakımından da izleyiciye yoğun etkileri vardır.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 07.12.2005, 22:59 |
|
-Dönemlere Göre Kara Film:
Klasik Dönem Kara Filmleri;
Maltase Falcon'la (1941) başlayan Touch of Evil'la (1958) son bulan bir altın çağ yaşayan Film Noir, Alman ekspresyonizmden, 30'ların Fransız filmlerinden, İtalyan yeni gerçekçiliğinden ve kuşkusuz black novel kara roman olarak tanımlanan dedektif hikayelerinden beslenmiştir.
Stranger on the Third Floor (Boris Ingster 1940), Citizen Kane (Orson Welles 1941), The Shangai Gesture (Josef van Stenberg 1941), Shadow of a Doubt (Alfred Hitchcock 1943), Ministry of Fear (Firitz Lang 1944), Sunset Blvd. (Billy Wilder 1950), Touch of Evil (Orson Welles 1958) ve daha birçoğu noir krallığının ürünleriydi.
1940-1960 yılları arasında altın çağını yaşayan kara film kavramı bu yıllara damgasını vurmuş ve daha sonraki dönemlere genişletilmeye meyilli bir tür bırakmıştır. Altın döneminde daha kapalı bir yol izleyen Kara Filmciler daha sonraları ise post modern toplumun getirdikleriyle birlikte daha açık bir dil kullanmaya başlamışlardır.
Klasik Dönem Sonrası Kara Filmler;
“Genç kıtanın ahlaki sistemi, Amerikan başkanı J.K. Kennedy suikastı, siyah lider Martin Luther King'in öldürülmesi, muhafazakarlığın tırmanışı, solun yeniden canlanışı, Beat Kuşağı'nın dillenişi, 60'larla canlanan öğrenci hareketleri, feminizm, cinsel devrim ve anti-militarizm benzeri sosyal olaylara bağlı olarak daha derinden çözümlenmeye başlandığında, Film Noir, başından beri olduğu gibi Amerikan toplumunun suç dosyası misyonunu yeniden yüklendi. Stüdyo sisteminin çöküşü beraberinde bağımsız yapımcıları, özel kuruluşları getirdiğinde daha radikal filmler doğmaya başladı ve Pax Americana'ya diş bileyen yeni genç kuşak yönetmenlerin birbiri ardı başkaldırı dolu filmleri hızla perdeye yansıdı.”
“Film Noir'ın rönesansı olan Don Siegal'in Dirty Harry'sinin (1971), Polanski'nin Chinatown'ının (1974), Martin Scorsese'in Taxi Driver'ının (1976) ve Altman'ın The Long Goodbye'ının (1973) tarihlendiği 70'li yıllar, Amerika'nın Vietnam savaşı, Pentagon yolsuzluk belgeleri ve Watergate skandalı sonrasında yaşadığı kimlik bunalımının, güven krizinin uzantıları oldu. Artık iktidarı ellerinde tutanlar yönlerini kaybetmişlerdi. Liberalizmin ülke kültürüne armağanı olan güvensizlik ve umutsuzluk, büyük Amerikan rüyasının ulusal ruhunu kaybetmesine yol açmıştı. Birer toplumsal tarih alanı olan filmler de yaşanan çalkantılardan, yeni söylemlerden nefeslenerek değişime uğradı ve film noir, neo-noir'a dönüşmeye başladı.”
Bu yıllarda, popüler kültürün, post modernizmin izlerini taşıyan neo-noir, çağdaş Amerikan sinemasına melez bir geri dönüş yaptı, Klasik Film Noir'dan farklı tonlarda kaygılarla ve karakterlerle ama insanoğlunun içindeki karanlık yanı hep odağında tutarak...
Böylece kara film yenilenirken yani neo - noir e dönüşürken, izleyiciler de iyi ayrıldı. Çeşitli sinema izleyicileri ortaya çıktı. Ancak Kara Film’i ilgilendiren kısmına bakıldığında ise Klasik Kara Film’ciler ve Klasik Dönem Sonrası Kara Filmciler…
“Artık Klasik Film Noir dönemine göre ahlaki değerler değişmiş, Kara Film'in altın dönemindeki gibi gizli cinsellik, bir gizem olmaktan çıkmış, tüketilebilir ve gösterilebilir hale gelmiş, kanun adamlarının suçun içinde yer aldığı skandallar ardı ardına medyada boy göstermiş ve azınlıklar haklarını daha kesin savunmaya başlamıştı. Kısacası her türlü değer tartışmaya açılmış, böylece geçmişin puslu karanlıkları yerini bambaşka tonlarla gerçek karanlıklara bırakmıştı.”
Bu yeni dönem Kara Filmleri'nde geçmişe özlemi; garip, kalıplara girmeyen, vahşi ve zamandan bağımsız dünyaların şimdiye yerleştirilmesini görürüz. Bir yandan da geçmişi canlı tutarak geçmişin tadını çıkarırız. Toplumun köktenci marjinal kesimlerini yüceltmelerine rağmen tutucu politik tutumları da vardır. Teknolojiye, kontrolsüz şiddete ve politik dizgelerin evrensel kokuşmuşluğuna ve geleceğe kuşkuyla bakarlar. Bir nevi asi kesimdir.
“Post modern geçmişe özlem filmlerinin ana konusu günlük yaşam ve bugündür. Çünkü geleceğe bakmaktan kaçınırlar. Bakışları şizofrenik olmasına rağmen bir gün her şeyin yoluna gireceğine inanırlar. Caniler ölür. Erkek kahramanlar ahlaki sınırları aşar fakat Ödipal çatışmaları çözülmüş olarak anne ve babalarına ya da sevgililerine geri dönerler.”
“Noir sinemasının altın çağında kahramanlar genellikle, toplum hayatının adaletsizlikleri nedeniyle suça teşvik edilmiş iken, daha sonra suçluların bile daha psikopat olduğu, daha çok kana ve şiddete susadığı, daha çok entrikaya, illa ki bir yönüyle erotizme bulandığı bir dönem yaşanmaya başlandı. Yakın dönem kara filmleri ise, insanoğlunun en çok yalnızlığına vurgu yaptı. En dibimizde bulunan karanlık yan kendi kendinin celladını yarattı. Artık daha çok paranoya, daha çok belirsizlik, daha çok köklerinden yoksunluk zamanı idi ve yeni çağın Kara Filmi kaotik dünyanın gölgelerinin sahnelendiği yer oldu.” |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 07.12.2005, 23:08 |
|
Teşekkürler Serdar ve milşin, lakin kaynağı şu an hatırlayamadım.Bilakis kaynak belirtmeye özel ihtimam gösteririm; 'telif' olayından ötürü başımın ağrımasını istemem zira. Peugeot 206'ya da katkısı için çok teşekkür ederim.Değerli eklemeleriniz derhal kâri edilecektir. Tekrar sağol. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
zigwz
| 07.12.2005, 23:41 |
|
| Body Heat,bu film Lawrance Kasdanin ilk filmi bence oldukça basarili hatta Film-Noirlar içinde hiç çekinmeden üst siralara koyabileceginiz bir film.Kathleen Turner'in da ilk filmi ayrica,bununla birlikte huysuz oyuncu diye adindan söz ettiren William Hurt'un da filmdeki rolü bir o kadar basarili.Ayrica Lawrance Kasdanin kadinlara biçtigi rol(vamp kadin,femme fatale)(Tabii ki de her kadina degil) oldukça ürkütücüydü. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Avelon
| 08.12.2005, 00:04 |
|
| ben bu başlığa farklı bir yorum getirmek için filmlerle değil yönetmenlerle ilgili film.gen.tr sitesinde okuduklarımı paylaşmak istiyorum, yazının tamamı için http://www.film.gen.tr/filmnoir.cfm adresine bakılabilir.. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Avelon
| 08.12.2005, 00:07 |
|
Alfred Hitchcock(1899-1980) Kökeni: İngiltere, 1960'dan sonra Amerika. Mesleki Tanımı: Gerilim Üstadı 'Yeteneği sadece incelikle düşünülmüş gerilimli ve hileli sahneler (banyo katilleri, kuş saldırıları) çekmekle sınırlı kalmış bir yönetmen değil. Kaldı ki ikisini de bıktırmadan kolaylıkla yapabildiği ortada. Kendisi aynı zamanda "aşırı derecede katolizm sapkını" denebilecek benliğinin de araştırmacısı. Hayatı boyunca kanun ve anarşiye karşı tuhaf bir takıntısı vardı. Takıntı diyince soğuk sarışınlarını da unutmamak gerekiyor. Ayrıca kötü polislerini ya da tuhaf kaderleri yüzünden tuzağa düşen masum karakterlerini de... "Sapık"ta "bir erkeğin en iyi dostu annesidir" inancını müstehcen ve korkutucu bir ifadeye dönüştürebilmişti...
Onu kötülemeye çalışanların belli başlı dayanak noktaları önemli sahnelerini gerçekleştirmek için fazlasıyla rastlantıya güvenmesi, onu ilgilendirmeyen karakter ve sahneleri baştan savması ve kılı kırk yaran ön hazırlıklarını oyuncu yönetimine ayırdığı zamana tercih etmesiydi... Başyapıt olarak kabul edilen filmlerinden biri son derece hafif bir eğlencelik niyetine çekilen "North By Northwest-Gizli Teşkilat" bir diğeri de birçoklarına göre en derinlikli Hitchcock filmi olan "Vertigo"dur. Montgomery Clift gibi bir metod oyuncusu "I Confess-İtiraf Ediyorum" filminde Hitchcock dokunuşuyla tökezlerken Hitchcock filmografisi Cary Grant, Ingrid Bergman, James Stewart, Kim Novak, Anthony Perkins ve daha birçok oyuncunun olağanüstü oyunlarıyla zenginleşmiştir. Bunların yanısıra Hitchcock kendini yıldız oyuncu yapan ilk yönetmendi. Filmlerinde misafir oyuncu olarak kamera karşısına geçer, televizyonda kendi adına oynayan gerilim dizisinde bir giriş konuşması yapar ve onunla yapılan röportajlarda bilinçli olarak karşısındakinin aklını karıştıracak şeyler söylerdi. O kadar ki kendi ismi en ünlü oyuncularından bile daha fazla seyirci toplardı.
Görülmesi Gerekenler: "Notorious-Aşktan da Üstün" (1948) ve "Vertigo" (1958). İkisi de Hitchcock'un yarı-sadist yaklaşımındaki soğukluğu ve gerilimli bir hikayenin ağına takılmış, acı çeken, tuhaf sevgi anlayışları olan insanlar arasındaki gerilimi inceliyor. "North By Northwest/Gizli Teşkilat"ı da ihmal etmeyin. Yıllar geçtikçe bu filmin değeri daha da artıyor. |
|
|
|
| | | | |