 |
 |
| Uzakdoğu Sineması |
| Uzakdoğu sineması sadece Halka ve Göz gibi Japon korkularıyla değil, Kaplan ve Ejderha, Hero gibi Çin filmleri ve İhtiyar Delikanlı gibi Kore yapımlarıyla da ülkemizde ve dünyada, giderek artan bir ilgiyle takip ediliyor. Buyrun konuşalım... |
|
| 1874 kez okunmuş / 86 cevap yazılmış > Son cevap 09.06.2008, 20:25 |
|
|
|
sigubss
| 22.12.2005, 01:43 |
|
| boş ev...bence muhteşem bir filmdi tek kelimeyle,bir film kendine bukadarmı yakıştırır bir aşkı.sessizlik bazen herşeyi anlatır,gerçektende öyle.filmin müziği zaten insanı en çok etkileyen.ya bak bidaha izleyesim geldi... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
delilevent
| 22.12.2005, 10:50 |
|
BoşEv ile ilgili okuduğum bir yazıyı sizlerle paşlaşmak istiyorum. İzlememiş olmak gerçekten büyük kayıp.
Genç erkek. BMW motorsikletiyle Seul şehrinin sokaklarında dolaşıyor ve ilk bakışta evlere servis yemeklerinin ilanlarını dağıtıyor.
Sonradan anlaşılıyor aslında yirmibirinci yüzyılın okumuş berduşlarından olduğu. Berduş demeyelim de evsizlerinen biri olduğu. Gerçi evsizliği zoraki bir durum değil gibi gözüküyor, daha çok bir tercih sonucunda üstlenilmiş bir misyon. Kişisel bir tercihle genç erkek bir ikamete sahip olmamayı deniyor, tıpkı konuşmamayı denediği gibi.
İzleyenler biliyor, başkalarının evlerinin boş hallerini seviyor genç erkek. Başkalarının nasıl yaşamlar kurduklarını, neleri unuttuklarını ve neleri biriktirdiklerini görebiliyor böylece. O gördükçe biz de görüyoruz, belki hep hayal ettiğimiz başkalarının hayatlarını, onların yokluğunda.
Girdiği evlerde iyi cinlik yapıyor, küçük tamiratlara ve temizliklere kalkışıyor. Unuttuğumuz nesneleri unutulmuş bir şekilde bırakmamız gerektiğini de biz izleyiciler genç adamın düzelttiği bazı nesnelerin sahiplerine ihanet etmesiyle anlıyoruz. Bozuk bıraktığımızın sağlam bulunmasının şiddete yol açacağını, bilinmeyen dıştan müdahalelerin nelere yol açabileceğini görebiliyoruz.
Kimi zaman evlerde nesneleri değil, insanları unuttuğumuzu da görüyoruz. Unutulmuş, hırpalanmış, bozulmuş bir kadını da tamir etmeye çalışıyor genç adam, filmde girdiği zengin bir evde gördükten sonra. Filmin geri kalanı boyunca bu tamirat sürecini görüyoruz.
İnsanların mülkiyet arzularına yakın plan yaklaşma imkânımız oluyor böylece. İnsan sadece söz geçirebildiği nesneleri değil, söz geçirebildiği insanları da kendi mülkiyetine almaktadır. Mülkiyet otoritenindir, otorite de bir yabancının, bir bilinmeyenin geldiği duruma kadar mülkiyetini boş bırakabilir.
Genç adam mülkiyetsizliği seçip başkalarının mülklerine boş hallerinde kendisini misafir ederken, sonradan da boş evde bulduğu bir kadınla bunu yapmaya devam ederken, otorite mülkünün başına geri gelir. Mülkiyeti kollayan polis güçleri devreye girer, bu sefer unutulmuş olan yaşlı bir adamı birdenbire hatırlayan çocuklarının babalarını aramasıyla.
Otoriteler ve uzantıları polis, mülksüzlüğü ve iletişimsizliği seçen genç adamı bu tercihlerinden vazgeçirmeye çalışır. Konuşmak, sorgulamada uygun cevapları vermek gerekmektedir; aklı başında olduğuna göre herkes gibi yaşamak, çalışmak ve mülk sahibi olmak gerekir. Herhangi bir insanın bunları reddetmesi otorite için kabul edilemez. Otorite meşru şiddet kullanımına da sahiptir, istediğinde bunu uygulayabilir. Otorite meşru olarak şiddetini uygulayama olanağı bulunamadığında, gayri meşru yollara da girilebilir: polis şiddet uygulamadığında, otorite kendisi devralacaktır mülksüzlüğü seçeni ve kendi boşladıklarıyla ilgileneni cezalandırmayı.
Bir hâyâl gibidir mülksüzlüğü seçmek Boş Ev’de. Bir masal gibidir aynı zamanda, ama boşlukları dolduran otoritenin varlığı masalı gerçek kılar. Mülksüzlüğü seçen genç adam bir masal kahramanına dönüştürülür, bir efsaneye, bir hayale. Genç adamın kendisini tamir etmesine izin veren kadının hayatını otorite etkisi altında da olsa da güzelleştirilebilecek bir hayale.
Otorite doldurduğunda boşluklarımızı masallara ve hayallere ihtiyaç duymaktayız. Mülkiyet ilişkileriyle düzenlenmiş hayatın akışına bir anlığına ara verdiğimizde, bambaşka bir perspektifle dünyayı algılamaya kalktığımızda, alışık olduğumuz, kanıksadığımız ve artık ayrıştıramadığımız otoritelerin neler olduğunu oldukça net görmeye başlarız.
Hayatımızı daraltan, nesneler bolluğunda yaşıyor olsak bile sıkılmamızı sağlayan, otoritenin mülkiyet mantığına uymak durumunda olmamız, anlamsızlığa izin verilmemesi, özgürlüğe imkân tanınmamasıdır.
Kim-Ki Duk, Kore’den çektiği filmlerle, uzakdoğunun alışmaya başladığımız yüksek estetik anlatılarında bize aynı anda boşluğu ve boşluğu dolduran otoriteyi ve mülkiyeti, modern düşüncenin hâllerini gösteriyor. Bunu yaparken izleyiciyi de boşluğuna vurulmuş bir şekilde salondan çıkartıyor. Bir şey söylememiz gerektiğini hissediyoruz, ama konuşmanın da sözü mülkiyete dönüştürdüğünü biliyoruz. Yine de modern koşullarda yaşamaya o kadar alışmışız ki izlediğimiz filmi kendi söz mülkümüzü almaktan da kendimizi alıkoyamıyoruz........ |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 22.12.2005, 13:37 |
|
"Kimi zaman evlerde nesneleri değil, insanları unuttuğumuzu da görüyoruz. Unutulmuş, hırpalanmış, bozulmuş bir kadını da tamir etmeye çalışıyor genç adam, filmde girdiği zengin bir evde gördükten sonra. Filmin geri kalanı boyunca bu tamirat sürecini görüyoruz."
sevgili levent bu yaziyi nereden bulduğunu öğrenebilirmiyim. daha önce "boş ev"i bu kadar iyi anlatan başka bir yazı okumamıştım. zaten yazından alıntı yaptığım şu paragraf, bütün filmin gözümde canlanmasına yetti. çok sağol bu eleştiriyi bizlerle paylaştığın için.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
delilevent
| 22.12.2005, 14:33 |
|
| Rica ederim merissa yazıyı beğendiğine sevindim. Arkadaşlar uzakdoğu sinemasına meraklı olduğumu bilirler. Bu yazıyıda zamanında boş ev ile ilgili bir araştırmamda almıştım nereden aldığım hatırlamıyorum ama hepsi bukadardı. Bencede çok güzel bir film yorumu olmuş. Boş Ev hertürlü övgüyü hakeden bir film. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 22.12.2005, 20:15 |
|
| sigubss, levent, merissa..hepiniz hoşgeldiniz topice..yorum gerçekten de muhteşemdi levent..okurken ben de bu filmi bu kadar güzel anlatan cümleleri daha önce duymadığımı hissettim.."Unutulmuş, hırpalanmış, bozulmuş bir kadını da tamir etmeye çalışan genç bir adam"..evet budur Boş Ev.. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 22.12.2005, 20:27 |
|
hoşbulduk sevgili yury. boş ev gibi, muhteşem övgüsünü hakeden bir filmin burada tartışılması kadar güzel birşey olabilirmi..
boş ev'e gelince, açıkçası aşırı bir önyargıyla izledim filmi. belki de "aşk zamanı" adındaki nedense hiç sevemediğim filmden sonra diyalogsuz bir filmin, beni tatmin edemeyeceğini düşünmüşümdür kimbilir. o nedenle uzun bir süre izlemedim filmi inatla. ama bu filmi bu zamana kadar seyretmediğim için kendimden utandım adeta. ve de artık hiçbir filme önyargıyla yaklaşmamaya karar verdim. işte bu film bana en başta bunu öğretti...leventin de dediği gibi, bu filmi izlememek büyük bir kayıp. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 24.12.2005, 14:03 |
|
| tekrar merhaba arkadaşlar..sevgili leventin paylaşımından yola çıkarak, Boş Ev ve diğer Uzakdoğu filmlerindeki "mülkiyet" kavramına yapılan vurguyu nasıl değerlendiriyorsunuz?..mülksüz, mülkiyetsiz bir yaşam nasıl şekillenirdi?..günümüz dünyasının en temel değerlerinden "bireysel mülkiyet" sizce yaşamlar üzerinde de mülkiyeti getirir mi?..değişik bir yöne çekiyim tartışmayı dedim.. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 24.12.2005, 18:23 |
|
sevgili "yury", güzel bir noktaya değinmişsin. ben mülkiyetsiz yaşamın cesaret isteyen bir durum olduğu bilincinden hareketle, insanların böyle birşeye karar vermelerinin altında, sosyalleşmenin artık bu kimselere fazla birşey katmadığını varsaydıklarını düşünüyorum. gerçekten de bazen bizler de sosyalleşmek için kendimizi biraz fazla kasmıyormuyuz? tabi ki "boş ev", bu durumu açıklamak için abartı bir örnek olacaktır. ancak, oradaki adamın yaptığı gibi hayalet misali dolaşmak amaçsız yaşamak anlamına da gelmiyor. onun da her insan gibi birtakım amaçları var. bozulan, kırılan şeyleri tamir etmek, evini kullandığı kişilere borcunu bir şekilde ödeyebilmek.
bireysel mülkiyete gelince, hayatım boyunca en karşı olduğum ama hissetmekten de kendimi alıkoyamadığım bir duygu olduğunu şahsım adına kabul ediyorum. ancak bireysel mülkiyetin, duygusal anlamda sağlanamayacağını da biliyorum. hani klişe bir laf vardır: bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla.. yani, bireysel mülkiyet her zaman bir şekilde yarım kalır. filmde de olduğu gibi, kadın "sözde" sahibine geri döner ancak, manevi olarak artık onun mülkü değildir. bağımsızlığını çoktan ilan etmiştir. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 26.12.2005, 11:58 |
|
"Boş Ev" bu mantıktan yola çıkılarak çekilmiş bir film..bu nedenle abartı bulunabilir..ama ordaki mesaj mülkiyet kavramının nasıl da hayatımızın tam orta yerini işgal ettiğini bize göstermek, anlatmak..zaten yaşadığımız ama farkında olamadığımız bu acı gerçeği yüzümüze vurmak..bireysel mülkiyet bir an gelir tüm yaşamınızı ele geçiriverir..herşeyin değeri sizin olmasına bağlı duruma geliverir..ve sizin olmayanın, mülkü üzerinizde olmayanın bir önemi kalmaz..işte bu yönden de bireysel etkilerinin dışında toplumsal etkileri de görülür..filmde anlatıldığı gibi, bir kimsenin diğerine bağımlılığının yanısıra, bireyin topluma olan aidiyet duygusu da bireysel mülkiyetle yokolur..içinde yaşadığın toplumla, insanlarla dayanışma içinde olman gerektiğini de unutursun..ve bir toplum böyle atomize edilir..
öte yandan, bireyin mülkiyetleriyle diğerlerine sahip olmak istemesi de hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşemez..yine filmden yola çıkarsak "bedene sahip olunabilir ama ruha asla": )).. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
delilevent
| 26.12.2005, 13:04 |
|
| Sevgili yury tartışmayı mülksüzlük alanına çekmeyi çok güzel düşünmüssün merissa arkadaşımızın ve senin yorumların çok güzel bir iki şeyde ben yazmak istiyorum. Mülksüzlük aslında en ileri toplum aşaması olarak tanımlanan anarşizmin yaşam biçimidir. İlk çağlardan başlayarak toplumları bu çerçevede ilkel, köleci, feodal, sanayi, kapitalist, sosyalist, komunist ve anarşist olarak tanımlayabiliriz. Özel mülkiyet kavramı kapilazmin birlikte önce üretim araçlarında kendisini göstermiştir. Üretimin toplumsal karakterine karşılık üretim araçlarının özel mülkiyeti ilk dönemlerde kapitalizmin en büyük çelişkisi olarak gösterilirdi. Ardından özel mülkiyetin başlangıcı olarak gösterilen para biriktirmenin sonucu olarak sahip olma hırsı ardından mülk sahibi olma, açgözlülük ve lüks sevdası olarak bugünlere kadar gelmiştir. Bu konu böyle uzar gider onun için kısa kesip filme döneceğim. Filmdeki kahramanımız anarşist bir tavır içerisinde mülksüzlüğü kendisine yaşam biçimi olarak seçmiş birisi. İnsanın doğasında olan birtakım ihtiyaçlarını karşılamak için insanların evlerine girer, bunu karşılığındada bozuk ev eşyalarını tamir eder, çamaşırları yıkar ve kendisini daha mutlu hisseder bir anlamda mülk sahiplerine ihtiyaçlarını karşılamanın karşılığınıda ödemiş olur. Girdiği bir evde unutulmuş, hırpalanmış bir alamda bozulmuş bir kadınıda tamir etmeye çalışır. Bunun sonucunda kadın kendisini sadece sahip olduğu mülkle mutlu etmeye çalışan bir anlamda sahibi olan bir zavallı yerine özgürlüğü ve mülksüz bir yaşamı seçer. Günümüzde böyle mülksüz yaşamanın sonderece zor olduğunu hatta ütopik olduğunu film ilerledikçe görürüz mülk sahiplerinden dayak yerler, mülk koruyucuları olarak polis tarafından içeri atılırlar, kötü muamelelere maruz kalırlar. Bu filmle ilgili ne yazsak eminim az kalacak. Kim Ki Duk’u mülksüzüğü doğu felsefesi ve mistisizmi ile harmanlayıp, muhteşem arap müzikleriyle süsleyip bize sunduğu için tekrar tekrar kutluyorum. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 26.12.2005, 19:28 |
|
| "mülksüzlük"ün ütopik yanı filmde sıkça vurgulanan bir nokta..karşılaşılan zorluklar, polis, gözaltı..bu da bir bakıma özeleştiri gibi günümüz toplumlarına..Kapitalizmin değer yargılarından olan "bireysel mülkiyet" yaşamları birbirine bağlı, ama aynı zamanda bağımlı hale getirmiştir..bu bireyci anlayış da toplumun temel yapısında bozulmalara, yabancılaşmalara yol açmıştır..oysa Uzakdoğu kültürü toplumsalcıdır, kişiyi bireysel olarak değil toplumun bir parçası olarak ele alır..bu tezat sanırım Kim Ki-Duk'un filmde anlatmak istediği noktalardan birisi.."Boş Ev" bana bunları anlatıyor..Kapitalizmin ve mülkiyet'in tek seçenek olmadığını, alternatif bir dünyada bunun kırılıp mülksüzlüğe yol açabileceğini anlatıyor..zaten bu yüzden beni böyle etkileyen bir film..sadece film karelerinden ibaret değil çünkü.. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
çatlak şeyda
| 02.01.2006, 16:50 |
|
film beni de cok etkiledi aam ben anlattıgınız gibi incelemedim filmi, aslında belki de fazlla dısardan baktım ben de ait olmamaktan bahsedicem aslında ama oyle mülk diil, daha dogrusu maddi, somut kavramlarda bagımsız olmak diil benm dedigim, insann ''kendinden bile'' bagımsız olması guzel geldi, beden bile onemli diildr ruh soz konusu olunca, o zmn dört duvara da gerek kalmaz... sadece sunu diyebilirim ben, ucmayı sevenler için... kusura bakmayın arkadaslar tartısma konunuza uygun diil ama cok seviom ben bu filmi, en azından ne hissettigimi anlatabiliim diye. ii BOŞ EVler herkese :)) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 02.01.2006, 20:23 |
|
| çok da tartışma konusu dışında değil aslında bahsettiğin noktalar şeyda..bedenin ruhun sadece kabuğu olduğunu ve uçmayı sevenlerin bunu kolaylıkla kabul edeceğini ben de söyleyebilirim: ))..öyle bir noktadır ki o, mekansal her türlü sınırdan uzak her türlü mülkiyetten uzak olmak mümkündür..mülkiyet ki esasen insanın kendi bedeni ve ruhu üzerinde başlar..ve bunu kıranlardır uçmayı sevenler ve bilenler: )) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
vidim
| 03.01.2006, 19:58 |
|
| arkadaşlar yazılarınızı tek tek okudum ve eminimki Kim Kİ-duk dahi kendi filmini sizin kadar övemezdi.Hepiniz çok güzel yazmışsınız ama Bence abartıyorsunuz hemde çok fazla gerçi normaldir çünkü toplumumuzun ruhunda var abartmak. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
delilevent
| 04.01.2006, 11:21 |
|
| Bu toplumbilimci edalarında beylik sözler eden arkadaşı ciddiye almamak gerektiğini biliyorum ama "abartıyorsunuz hemde çok fazla" kısmını bende merak ettim.:-)) Ayrıca Kim Ki Duk'u geçtim hiçbir yönetmen kendi filmini övmez, bunlar başkalarının işidir, neyse ciddiye almayacağımı söylemiştim:-) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 04.01.2006, 13:33 |
|
| sevgili vidim, bunları yazarken kendinde miydin merak ediyorum. biz burada körü körüne hiçbirşeyi övmüyoruz. kartlarımız açık. filmin hangi yönlerini beğendiğimizi tartışıyoruz güzel güzel. tabi ki bu topic, filmi sevmeyenlere de açık. o zaman sen de söyle bizlere, filmin bu kadar övgüyü haketmemesinin nedenlerini?? |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yenal
| 05.01.2006, 00:13 |
|
genelde romantik filmlerde biraz sıkılırım izlerken.. ama bu filmi gozlerimi tamamen acarak izledigimi farkettim. gercekten de bir yonetmenlik saheseri... hele "hatunun geri geri kolların acarak yuruyup esas oglanı yakalaması" beni bitiren sahneydiii.. tek kusurlu buldugum yanı var: bu ilanlar yerdeyken ustune basıp gecmeleri fazla vurgulanmış.. daa ince gosterilse bence daa etkili olurdu... bunun dısında tek kelimeyle mukemmel |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 05.01.2006, 02:03 |
|
merissa çok güzel söylemiş..bu forum herkese açık..beğenmeyenlere de..beğenmediğin tarafları açıklarsan ya da bunu yapabilirsen biz de göremediğimiz şeyleri görmüş oluruz belki.. yenal filmle ilgili eleştirin ilginç..izlerken farketmemiştim şahsen..ama güzel yakalamışsın..tekrar arşivimden çıkartıp izlettin bana filmi..bunun için de saol: )) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
çatlak şeyda
| 07.01.2006, 12:55 |
|
aslında haklısın belki de yury, yani dedigim gibi hiç o acıdan bakmadım diye oole dedim ben bi de vidim kardes, bence abartmıyoz, diger arkadaslar biraz daha ılımlı yaklasmışlar ama bn o kadar ılımlı olamıycam maalesef, ve abartmadıgımızı ısrarla belirtmeye devam etcem, ama ben de digerleri gibi neden abarttıgımızı dusundugunu merak etmekteym |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 07.01.2006, 13:05 |
|
neyse arkadaşlar..vidim bir laf söyledi ve çekildi..o yüzden gözardı etmeyi öneriyorum ben kendisini..yanlış anlaşılmasın benim takıldığım nokta filmi abartılı bulması ya da bizim abarttığımızı düşünmesi değil..bunu düşünebilir..bizde neden diye sorarız..açıklayabilirse açıklar..benim takıldığım nokta yapılan sığ genelleme..toplumun ruhunda var olduğu söylenen abartma dürtüsü..neyse gözardı etmek en iyisi galiba..
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
vidim
| 08.01.2006, 15:12 |
|
| abartma genellemesini yaptığım için hata yaptığımı kabul ediyorum ve hepinizden özür diliyorum.Daha önce dünya üstünde defalarca, değişik coğrafyalar üstünde denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmış bir ideolojiyi ideal dünya düzeni olarak izleyiciye sunulmasının anlamsız ve gereksiz olduğunu düşünüyorum.filmde mülkiyeti kabul etmeyen erkek karakterle mülkiyet sahiplerinin konumlandırıldıkları yerleri pekte gercekci bulmuyorum.tabi buna hiç biriniz katılmak zorunda değilsiiniz. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
yury
| 08.01.2006, 23:19 |
|
| sevgili vidim..filmle ilgili beğenmediğin noktaları bizimle paylaşman çok güzel..dediğim gibi benim takıldığım nokta genellemeydi..sen de hatanı kabul etmişsin zaten..eleştirine gelince..şahsen bir kısmına katılmıyorum..mülkiyeti kabul etmeyen erkek karakterin konumu pek gerçekçi değil belki..hatta ütopik..ama mülkiyet sahiplerinin konumu son derece yerinde..hatta yönetmenin vermek istediği mesaj da bu bana kalırsa..o erkek karakter karşısında mülkiyet sahipleri o kadar güçlüdür gerçekte de..onu hapse attırabilir, dövdürtebilir..filmdeki gibi..mülkü elinde bulunduran güce sahiptir..kapitalizm böyle işler..günümüzde de işlerliği olan sistem böyle süregelmektedir.. |
|
| | | | | |