Türkiye'nin en çok, dünyanın 8. en çok okunan Sinema sitesine Hoşgeldiniz.
Ana Sayfa Sinekritik Sinemasal Sinegişe Pek Yakında Haberler Arşiv Forum BeyazPerdem Fragman TV Tv-Dizi
Forum Ana Sayfa   |  Forum Cevaplarım   |  Forum Mesajlarım
Mesaj Kutum   |   Film Listelerim
Sinema ve Politika
En belirgin örneği Midnight Express olan kimi filmlerin Türkiye'ye karşı politik amaçlar güttüğü söylenir. Manchewski'nin gündemdeki filmi Toz ve Egoyan'ın Cannes'da gösterilen Ararat'ı da bu potaya girecek gibi görünüyor. Sadece ülkelere değil, bir ülke içineki oluşumlara da tavır alan yapımlar dünyanın dört bir yanında çekilmiş ve halen de çekilmekte. Sinema eserlerinin politik özellikleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Dünya sinemasındaki Türk imajı da dahil olmak üzere, perdeye yansıyan politik tercihlerle ilgili her türlü görüşünüzü bu forumda diğer kullanıcılarla paylaşabilirsiniz...


8968 kez okunmuş / 236 cevap yazılmış > Son cevap 05.03.2008, 12:04   
milşin  ÜYE Profili   WEBMesaj ile özelden konuş
GÜNce

evet bu platformda bir politika forumu bulunuyorsa ve biz de politikayı sinemanın en önemli silahlarından biri olarak değerlendiriyorsak eğer, bana da bir günce tutmak farz oldu demektir... buyrun güncel politik olaylara...

Sayfa 2 / 8 1  2  3  4  5  …
<önceki   sonraki>  son» 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 26.02.2006, 16:26
26.02.2006 Milliyet

10 Aralık Solda Yenilenme, Bütünleşme, Kitleselleşme Platformu" toplantılarının dördüncüsü İzmir'de toplandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkan Süleyman Çelebi, ülkeyi sağ siyasete teslim edemeyeceklerini belirterek, umudun adresinin "sol" olduğunu söyledi.
DİSK'in öncülüğündeki toplantıya sendika çalışanları ile eski siyasetçilerden Ertuğrul Günay, sanatçı Meral Okay, reklamcı Ersin Salman, Prof. Burhan Şenatalar, Vicdan Baykara ve Gazeteci -Yazar Derya Sazak konuşmacı olarak katıldı.

'Umut soldadır'
"Artık pembe hayallere halkımız inanmıyor. Bu iktidar herşeyi eline yüzüne bulaştırdı" diyen, hükümetin VIP salonunda getirdiklerini kargo deposundan gönderdiğini vurgulayan Çelebi, şunları söyledi:
"Düşünce özgür değil. İnsan hakları güvencesiz. Yargı felç olmuş. Başbakan argo atışmalarla kayıkçı kavgası yapıyor. Türkiye'nin aydınlık yüzü İzmir'e 'gâvur' diyebiliyor. Halkımız bu siyaset anlayışına hiç güvenmiyor. Yeni bir umut arıyor. Bu umudun adresi açıktır, soldur. Solun yenilenmesi, bütünleşmesi, kitleselleşmesini sağlayacak siyasal kurumsallaşmayı mutlaka gerçekleştireceğiz. Bu ülkeyi ve bu ülkenin insanlarını artık sağa teslim etme lüksümüz yok. Sağın alternatifinin sağ olmasına seyirci kalamayız."

bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 26.02.2006, 16:30
26.02.2006 Hürriyet

Irak'ta iç savaş olursa Türkiye müdahale edebilir’


Şiilerin kutsal mekanı Askeriye türbesine yapılan saldırıdan sonra Irak’ta baş gösteren çatışmalar dünyada büyük kaygı yarattı. New York Times gazetesi, Irak’ta iç savaşın patlak vermesi halinde ülkenin parçalanabileceğini ve şiddetin tüm bölgeye yayılabileceğini belirtirken, "Türkiye, Irak’a girme ihtiyacını hissedebilir" yorumunu yaptı.
ABD'de yayımlanan New York Times gazetesi, Irak’ta iç savaş olasılığını değerlendirdiği haber yorumunda, bir iç savaşın sadece ülkenin "Sünni, Şii ve Kürt" bölgelerine bölünmesine değil, aynı zamanda şiddetin bütün bölgeye yayılmasından korkulduğunu kaydetti.
Irak Sınırlarında Tampon Bölgeler
Irak’taki iç savaşın komşu ülkelerde çatışmalara da neden olabileceğini, komşu ülkelerin Irak’taki tarafların yanında yer alabileceklerini kaydeden gazete, böyle bir durumda İran’ın Şiileri destekleyeceğini belirterek şöyle devam etti:
"Ve Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt gibi Sünni ülkeler Sünnileri savunma veya Irak sınırlarında tampon bölgelerini yaratma ihtiyacını hissedebilir. Türkiye de, Irak’taki Türkmen azınlığını Kuzey’deki Kürt bölgesine karşı korumak için (Irak’a) girme zorunluluğunu duyabilir."
"Irak’ta İç Savaş Ortadoğu Deprem Yaratır"
New York Times, Lübnan, Kuveyt ve özellikle Suudi Arabistan’daki Şiilerin kolayca ayaklanabileceğini savunarak "Böyle bir bölgesel çatışma, bitmesi yıllarca alabilir ve 100 yıldan daha kısa bir süre var olan sınırların yeniden çizilmesini zorunlu kılabilir" yorumunu yaptı.
BM Lübnan Özel Temsilcisi Terje Roed-Larsen’in "Irak’ta bir iç savaş, tüm Ortadoğu’yu etkileyen bir deprem türü olur" sözlerine de yer veren gazete, 2004 yılında ABD’nin Irak işgali konusunda danışmanlık yapan Larry Diamond’un ABD’nin ülkeden ayrılmak zorunda kalacağı değerlendirmesini de yansıttı.
Şiiler Arası Çatışma
Gazeteye konuşan Brookings Institution Saban Merkezi Araştırma Direktörü Kenneth Pollack da, "Bir iç savaşta ilk göreceğimiz Şiiler arasındaki çatışmalar olur" dedi.
Bazı uzmanların Irak’taki bir iç savaşın mutlaka başka ülkelerin müdahalesine yol açmayabileceğini düşündüklerini kaydeden gazete, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz’in, Türkiye’nin özellikle bir Kürt devletinin kurulması halinde müdahale etme eğiliminde olmakla birlikte AB’yi karşısını almak istemeyeceğini belirterek, "Türkler, olanları beğenmeyebilir ancak ihtiyatlılardır" dediğine dikkat çekti.
Amerikan gazetesi, Irak’ta siyasi bir çözüm bulunması için BM veya Avrupa’nın desteğinde bir bölgesel müdahale seçeneği üzerinde de durdu. Gazete, Sünni Arap ülkelerinin Arap Birliği gibi bir örgüt aracılığı ile Irak’a çokuluslu bir güç göndermeye çalışabileceğini de yazdı.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 26.02.2006, 16:42
26.02.2006 Güngör Mengi
Dışişleri Bakanı Gül hariciye geleneğine yakışacak bir özür bile dileyemedi. Yazık..

Hamas örgütünün siyasi lideri Mesai'in gelişine yönelik eleştirel yorumlara tepki gösterirken kendini tutamayıp şunları söylemişti geçen gün:

"Basının, yabancı servislerle diplomatların manipülasyonlarına açık olduğunu görüyorum!"

Kaba ve ağır bir suçlama idi. Hedef gözetmeden tüm medyayı hedef almak, yöneltilen suçlamadan daha hafif olmayan bir sorumsuzluktu. Ve hak ettiği tepkiyi derhal gördü.

Bunun üzerine Abdullah Gül dün bir yarım dönüş yaptı:

"Ben herhangi bir basın mensubunun maddi çıkar karşılığı bir şey yaptığını düşünmedim, söylemedim. Ama servis sözünün yanlış anlamalara yol açabileceğini bugün görüyorum. En azından o kelimenin doğru olmadığını burada ifade ediyorum."

Para alındığı iddiası bükülüp bir kenara konmuştur ama suçlamanın esası durmaktadır. Yani basınımızı yabancı diplomatların yönlendirdiği suçlaması halâ tedavüldedir. Peki sebep para değilse ne?

Dışişleri Bakanı Gül'ün ona da cevabı var:

Medya içindeki rekabet veya ideolojik kaygılar...

Demokrasisi yüz yaşını idrak etmemiş toplumlarda sandıktan çıkan insanlar her nedense vahiy inmiş gibi medya otoritesi kesiliyorlar.

Abdullah Gül medyanın "kendi içinde özgürce bir otokontrol mekanizması" geliştirmesini tavsiye etti.

Dışişleri bakanlarını öteki devlet adamlarından daha seçkin yapan özen ve tedbirliliğe sahip olsa bu mekanizmanın medyada zaten var olduğunu öğrenirdi.

Otokontrol mekanizması asıl kendilerine lâzım!

Çünkü öyle bir mekanizmanın desteğini almış olsalar Başbakan halkla ilişkilerinde "ulan" gibi "ananı" gibi argo kelimelere başvurmak zorunda kalmazdı.

Kendisi de VlP'ten karşıladığı Hamas heyetini ertesi gün aynı havalimanının kargo kapısından uğurlamak mecburiyetine düşmezdi.

Türban oyunu bitmez
Bir Danıştay kararı geçen gün İslâmi kesimi kışkırtmaya yönelik yeni bir sömürüye alet edildi.

Sözde bir imam hatip okulu öğretmeni, geçmiş iktidarlar döneminde yurt dışı görev için yapılan sınavı Türkiye ikincisi olarak kazandığı halde eşi türban takıyor diye bu haktan mahrum edilmişti.

Öğretmen idare mahkemesine açtığı davayı kazanamamış, itiraz üzerine davaya bakan Danıştay 2. Dairesi de "bu haksızlığı oybirliği ile onaylamıştı!

Hayır.. Türban, gerçeğin "ayrıntı" derecesindeki parçasıdır. Yurt dışı göreve gidecek kamu personeli temsil yeteneğine sahip olmalıdır.

Oysa bu öğretmenin 1987 yılında Kayseri'de irticai örgüt kurmak ve Atatürk büstünü tahrip etmek suçlaması ile soruşturma geçirdiği, ayrıca özel yaşamında harem-selâmlık uyguladığı sicilinde yazmaktadır.

Türban siyasetçileri şimdi yargıyı husumet hedefi yapmaya uğraşıyorlar.

Yeni taktik bu, dikkat!

bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 26.02.2006, 19:08
GÜNcemin sayfaları arasında bu şiirde bulunmalı...


Eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım
Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya,
daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve
verimli kılan insanlardan olurdum.
Farkında mısınız bilmem
yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar.
Siz de "an" ı yaşayın.
Hiçbir yere, yanına:
termometre, su, şemsiye ve paraşüt
almadan gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda pabucumu fırlatır, atardım.
Ve sonbahar bitene dek yürürdüm çıplak ayakla.
Bilinmeyen yollar keşfeder,
güneşin tadına varır, çocuklarla oynardım,
bir şansım daha olsaydı eğer......
Ama işte, 85'imdeyim ve biliyorum....
Ölüyorum....

Jorge Luis Borges
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  barraque    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 26.02.2006, 20:39

Bir Sağduyuya / Arthur Rimbaud


Parmağının vuruşu davula,
boşaltıyor tüm sesleri
ve yeni bir uyum başlıyor.
Attığın bir adım ayağa kalkışıdır
yeni insanların ve düşmeleri yola.
Başın çevriliyor, -Yeni Sevi!
Başın çevriliyor, -Yeni Sevi!
“ Değiştir nasiplerimizi, acıları ele,
zamandan başlayarak ” diye sesleniyor
bu çocuklar şarkılarda sana.
“ Yükselt nerede olursa olsun
talihlerimizin ve dileklerimizin tözünü “
diye yalvarıyorlar sana.


Ezelden çıkıp geldin, her yere gideceksin.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 27.02.2006, 18:09
27.02.2006 Vatan…


İspanya'nın önde gelen gazetelerinden El Mundo, İspanya'da Bask bölgesinin bağımsızlığı için silahlı mücadele veren ETA'nın yakında silah bırakarak, mücadelesine sadece siyasi alanda devam edeceğini öne sürdü


Gazete, ele geçirdiği gizli bir belgeye dayandırdığı haberinde ETA örgütünün üst düzey yöneticilerinin geçtiğimiz kasım ayında gerçekleştirdikleri bir toplantıda silahlı eylemi terk etme kararı aldıkları ve bunu devletin güvenlik güçlerine ile İspanya Başbakanı Jose Luis Zapatero'ya bildirdiklerini yazdı. Örgütün İspanya'da son zamanlarda ölümle sonuçlanan eylem düzenlememesinin altında bu gerçeğin yattığını savunan gazete, terör örgütü içinde silah bırakma kararına karşı çıkan sadece küçük bir grubun olduğu ve onların da ikna edilmeye çalışıldığını belirtti.

ETA, Haziran 2005'te yayınladığı bir bildiri ile siyasi parti üyelerine herhangi bir saldırı düzenlemeyeceğini duyurmuştu
*****
Musevi lobisinden Erdoğan'a mektup

Amerikan Kongresi'nde Ermeni tasarısı tartışıldığında Türk tezlerini savunan Tom Lantos, Hamas görüşmesini protesto etti


ABD Kongresi'ndeki Musevi lobisinin lideri Demokrat Partili Tom Lantos, Hamas örgütüyle buluşmayı protesto için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bir mektup gönderdi. Lantos mektubunda, Hamas lideri Halid Meşal ile görüşülmesinin, Türkiye'nin ulusal çıkarlarına, terörle mücadelesine ve ABD ile ilişkilerine ciddi zarar vereceğini yazdı.

Tom Lantos, Hamas'ı, "İsrail'in var olma hakkını tanımayan ve Musevilerden 'domuzun, maymunun çocukları' olarak bahseden bir teröristler çetesi" şeklinde nitelendirdi. Lantos, Erdoğan'a hitaben şöyle dedi: "Görüşme talimatı verirken iyi niyetli amacınız olabilir. Ancak sonuç, korkarım hedeflediğinizin tersi olarak ortaya çıktı. Hamas'ı davet etmeniz, gerçekten barış isteyenleri ve teröre karşı çıkanları, bu arada
Hamas'ı zehirli politikalarını bırakmaya davet eden Filistinli liderleri zayıflattı. Mesafe ne mesaj vermiş olursanız olun, o Türkiye'den daha fazla meşruiyet elde ettiği mesajıyla ayrıldı. Hamas liderleri, geçen hafta sonu İsrail'in var olma hakkını reddettiklerini yinelediler. Türkiye'nin bölücü teröristlere karşı mücadelesini destekleyen az sayıdaki Kongre üyelerinden biri olarak soruyorum: Yetkilileriniz, Abdullah Öcalan'ın Filistin versiyonu Meşal ile yakınlaşırken, PKK ile mücadelede ahlaki konumunuzu nasıl koruyacaksınız?

Tam bir hafta önce, buraya yeni atanan seçkin büyükelçinizle ilk toplantımı yaptım. Kendisi, bana, Türkiye'nin bütün önemli dış politika konularında ABD ile birlikte olacağı güvencesini verdi. Maalesef bu önemli mesaj, sayenizde bir hafta bile geçerli olamadı" sözleriyle bitirdi


*****

Hükümetin türban kararı nedeniyle eleştirilerin odağına yerleştirdiği Danıştay'a avukatların meslek örgütü olan Türkiye Barolar Birliği'nden (TBB) büyük destek geldi. TBB Başkanı Özdemir Özok, 74 baro başkanının katıldığı Baro Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Danıştay kararının eleştiribileceğini, ancak kimsenin yargıçlara, 'endiler...' diyemeyeceğini ayrıca 'Danıştay değil... Diyanet çözer' benzeri sözlerle suçlayamayacağını söyledi. Özok şöyle dedi: "Danıştay kararını uygun bulmayabilirsiniz, kesinleşmiş bir kararı eleştirebilirsiniz, ama bu durum size yürümekte olan bir davaya bakan ve Anayasal güvenceye sahip yargıçlara, 'efendiler...' diye başlayan ve 'Danıştay değil... Diyanet çözer' benzeri sözlerle suçlama ve itham etme olanağını asla vermez."

Özok, yapılanların, devletin çatısını oluşturan erkler arasında çatışma anlamı taşıdığını kaydederek, "Bu yaşananlar hükümetin zaman zaman AB'ye uyum adı altında referans gösterdiği 'hukuk devletiyim' diyen hiçbir Avrupa ülkesinde asla görülemez" diye konuştu.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 27.02.2006, 18:10
27.02.2006 Radikal

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yabancı doktorların Türkiye'de çalışabilmelerinin önünü açacaklarını söylemesinin ardından Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı tasarı taslağına tepkiler sürüyor:
Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı Aziz Akıl: Kendi insan ve tıp adamlarına güvensizlik. Sağlıkta, ticari anlamda rekabet olmaz. Başbakan unutmasın ki Atatürk bile 'Beni Türk hekimlerine emanet ediniz' dedi.
Niğde Tabip Odası Başkanı Mustafa Şahin: Bu uçuk bir çözüm. Ülkede doktor açığı yok. Sorun, doktorların yanlış yerleştirilmesi. Yabancıları açık olan yerde çalışmaya nasıl razı edeceksin? Çözüm, doktor ihtiyacı olan bölgeleri çalışılabilir hale getirmek.
Kahramanmaraş Tabip Odası Başkanı Faruk Atlı: Memleketlerinde başarılı olan doktorlar Türkiye' ye gelmez. Aksine başarısız kişiler gelip sistemi bozacak, kaliteyi düşürecek. Doktorun başka bir ülkede çalışması için denklik diploması gerekir. Bunu da üniversitelerarası kurul verir. Başbakan ve Sağlık Bakanı, YÖK'ü devre dışı bırakarak yalnızca Sağlık Bakanlığı'nın böyle bir belge verip yabancıların çalışmasının sağlanabileceğini söylüyor. Bilimsel dayanağı olmayan diplomayla çalıştırılacak doktorlar sistemi altüst eder.
Burdur Tabip Odası Başkanı Selçuk Kılınç: Diploma denkliği gerekir. Onu da aştıklarını kabul edelim, getirilen doktor Doğu'da çalışmaz. Bir hastane açılırsa, bu gibi hastaneler ABD'deki sağlık merkezleri gibi olacağı için de paralı hastaların peşine düşecekler
*****
Irak'ta çarşamba Şiilerin Askeriye türbesinin bombalanmasıyla patlayan mezhepler arası çatışmanın iç savaşa dönüşmesinden korkulurken, Amerikan basını en kötü hal senaryolarına yer verdi. Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahale olasılığı bile dışlanmadı.
New York Times: Irak'ın üç bölgeye ayrılması, komşu ülkelerde de mezhepler arası çatışmalar çıkmasına, daha da kötüsü bu ülkelerin Irak içinde taraf tutmasına yol açabilir. İran Şiilerin tarafını tutar, Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt Sünnileri savunma, hatta sınırda tampon bölge oluşturma gereği duyar, Türkiye de Kürt devletine karşı Türkmen azınlığı koruma amacıyla kuzeye girmeye mecbur kaldığı hissine kapılabilir. Yine de ABD'nin eski Ankara büyükelçilerinden Morton Abramowitz, Türkiye'nin AB'nin şimşeklerini çekmemek için sağduyulu davranacağını dile getirdi. Lübnan, Kuveyt ve Suudi Arabistan'ın petrol zengini doğusunda yaşayan Şiiler ise ayaklanır. Böyle bir bölgesel çatışmanın durulması yıllar alır ve 100 yıldan daha genç sınırlar yeniden çizilir.
Los Angeles Times: Irak'ta, güç savaş ağasına dönüşmüş din adamları arasında paylaştırılıyor, Irak hükümeti dini-etnik ayrımlara dayandırılıyor, siyasi parti, meclis grupları, ordu birlikleri ve bakanlıklar mezhepler arasında bölüştürülüyor, okul, hastane ve yolları belli mezhepler kontrol ediyor. 15 yılını iç savaşta geçirmiş, güçlü komşularınce egemenliği çiğnenmiş Lübnan'a dönme yolundaki Irak, yabancı ülkelerin jeopolitik oyun sahası. Güçlü merkezi hükümet ve ulusal kimliğin olmadığı Irak'ta İran Şiileri, Suudi Arabistan Sünnileri, Türkiye Türkmen azınlığı destekliyor.
Ayrıca Independent'a konuşan BM'nin Irak'taki insan hakları sorumlusu John Pace, Şiilerin kontrolündeki İçişleri'ne bağlı ölüm timlerinin her ay sadece Bağdat'ta yüzlerce Iraklıyı işkenceden geçirdiği ya da toplu infaz ettiğini söyledi. Önceki gün isyancı Şii lider Mukteda Sadr'ın Sünni din adamlarıyla mezheplararası şiddete karşı birlikte çalışma mesajı vermesiyle şiddet dozu azaldı. Dün Bakuba'da futbol oynayan Şii ve Sünni çocuklara ateş açılınca iki, Bağdat'ın güneyindeki havan topu saldırısında 15, Hille'deki patlamada dört kişi öldü.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 27.02.2006, 18:18
27.02.2006 Milliyet

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Diyarbakır'da, "Artık terörü reddedin" çağrısı yaptı. Org. Büyükanıt, beraberindeki komutanlarla Diyarbakır Valisi Efkan Ala'yı makamında ziyaret etti. Büyükanıt, burada yaptığı konuşmada, "Sarıkamış'tan Ankara'ya dönmek yerine, Diyarbakır'ı görmek istedim. Diyarbakır'ın gerek meslek yaşantımda, gerekse özel yaşantımda çok özel bir yeri var. Diyarbakır halkına sevgi ve saygılarımı sunuyorum" dedi.

'Terör sonuç getirmez'
Orgeneral Büyükanıt, bir gazetecinin, PKK'lı Ergin Ekinci'nin cenazesinde yaşananları kastederek, "Olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunları tetikleyen nedir?" sorusu üzerine, bu konuda yorum yapmak istemediğini, ancak terör oldukça terörle mücadelenin süreceğini vurguladı.
Büyükanıt, şöyle devam etti: "En büyük zararı buradaki insanlar çekiyor, İstanbul'da yaşayanlar değil. Sabah Kars'tan hareket ettim, her taraf bembeyaz. Diyarbakır'a yaklaştığımızda şubat ayında tarlaların yeşerdiğini gördüm. İnsanın gözü dinleniyor. Böyle bir coğrafyası var. Niye bu coğrafyada terör olsun? Burada da, insanlar huzur, demokrasi ve mutluluk içinde yaşasalar... Gelecek nesillere daha güzel imkânlar bıraksalar mı daha iyi, yoksa terörle mücadelede devletin kaynağını, bu işle mücadele edenin canını toprağa dökmek mi daha iyi? Terörü dolaylı amaçlarla kullanmak bir sonuç getirmez."
*****
BM'nin Irak'taki insan hakları temsilcisi John Pace, çoğunluğu Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı oluşturulan Şii ölüm mangalarının, başkent Bağdat'ta her ay yüzlerce Sünni Iraklıyı kaçırıp işkence ettikten sonra öldürdüğünü belirtti. Independent on Sunday gazetesine konuşan Pace, şehir morguna getirilen cesetlerin dörtte üçünde işkence izlerine rastlandığını ve kurbanların çoğunlukla başlarından vurulmuş şekilde bulunduğunu belirtti. İçişleri Bakanlığı'nın Irak'taki en güçlü Şii parti olan Irak İslam Devrim Yüksek Konseyi tarafından kontrol edildiğine dikkat çeken Pace, İçişleri Bakanı Beyan Cabir'in de, cinayetlerin birçoğundan sorumlu tutulan Şii Bedir Tugayları'nın eski bir yöneticisi olduğunu ifade etti. Polis teşkilatında çalışan memurların büyük bölümünün Bedir Tugayları'nın eski üyeleri olduğunu hatırlatan Pace, ölüm mangalarının da çoğunlukla İçişleri Bakanlığı'na bağlı bulunan Kurt Tugayları, Akrepler ve Kaplanlar gibi özel birimler içinden çıktığını söyledi. Trafik ekiplerinden bile ölüm mangaları oluşturulduğu öne sürülüyor.
*****
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, katıldığı CNN Türk'teki "Ankara Kulisi" programnda, Necmettin Erbakan'ın, 28 Şubat 1997'de gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınan kararları, direnmeyip bir gün sonra imzaladığını söyledi.
Erbakan'ın, MGK'da alınan kararları imzalamamak için beş gün direndiği ve muhalefetten destek bulamayınca ortağı DYP'nin baskısıyla imzalamak zorunda kaldığı belirtilmişti. Ancak bunun doğru olmadığını, Erbakan'ın toplantının ertesi günü kararları imzaladığını söyleyen Demirel, "Direnmek isteseydi toplantı salonunda direnmesi lazımdı. 'Bu kararlara katılmıyorum, hoşçakalın' demesi lazımdı. Sonra da yandaki odada istifasını verip bana bırakacaktı. Bu istifa 108 gün sonra 18 Haziran'da geldi. Ben kendisinden istifa talep etmedim" diye konuştu.
Demirel, Erbakan'ın imzalamaması durumunda darbe olup olmayacağına ilişkin yorumlar konusunda da, "İmzalamasa hiçbir şey olmazdı diyemem. Ama bir şey olurdu. Rahatsızlık, kargaşa olurdu. Hadise sokağa intikal ederdi. Darbe olurdu demem" dedi.
Demirel, 1997 yılı başında kendisini ziyaret eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın rahatsızlığını ilettiğini aktardı. Bu ziyaretten sonra Genelkurmay karargâhında brifing aldığını kaydeden Demirel, "Ortaya 55 hadise kondu. Araştırdım 30 tanesinde haklılık var" diye konuştu. Ilımlı İslam kavramına karşı çıkan Demirel, "Cumhuriyet hukukunda böyle bir tarif yoktur. O zaman laik olamazsınız" dedi.
Demirel, Abdullah Gül'ün basına yönelik suçlamaları ve Erdoğan'ın azarlamaları konusunda da, "Demek ki bunalmışlar" dedi

bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 27.02.2006, 18:26
27.02.2006 Hürriyet

AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ı, “Yeter artık Sayın Unakıtan... Bize, partiye ve ülkeye yük oluyorsunuz. Sizi artık taşıyamıyoruz” diyerek istifaya çağırdı.
Çömez, Unakıtan'a gönderdiği açık mektupta, CHP'nin gensoru önergesinin reddedildiğini anımsatarak, “ret oyu veren milletvekillerinin her birinin farklı gerekçeleri olduğunu” ileri sürdü.

Bazı milletvekillerinin CHP ile aynı sınıfta görünmemek için, bazılarının ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın “birlik görüntüsünü bozmayın” telkiniyle ret oyu kullandığını savunan Çömez, “Peki Sayın Unakıtan, kalkan bu ellerle gerçekten aklandınız mı? Kağıt üzerinde evet, ama vicdanlarda hayır...” dedi.
*****
Konya'da 'Kara Ses' yanlısı 50 kişiye gözaltı
Konya'da 50 gözaltı. Liderlerinin 5 kadınla yaşadığı, çocuklarını 'kafirlik öğretiyor' diye okula göndermedikleri iddia ediliyor.
Konya'da ‘Sofular’ olarak bilinen ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti rejimini yıkıp yerine İslam Cumhuriyeti kurma amacında oldukları öne sürülen 50 kişi gözaltına alındı. Liderleri 5 kadınla birlikte yaşadığı iddia edilen Ö.Ç.'nin da gözaltına alındığı irtica operasyonunda gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.
Bir süredir istihbarat çalışması yapan Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, dün gece, belirlediği çeşitli adreslere eş zamanlı baskınlar düzenledi. Geniş çaplı operasyonda gözaltına alınanların, İslam Cemiyet ve Cemaatler Birliği'nin (İCCB) lideri ‘Karases’ kalaplı Cemaletttin Kaplan'ın ölümünün ardından, Almanya'da 1996 yılında kendisini halife ilan ettikten bir süre sonra 1997 yılında evinde cinayete kurban giden İbrahim Sofu'nun taraftarları oldukları öne sürüldü.
‘Sofular’ olarak bilinen gruba liderlik ettiği belirtilen Ö.K.'nın ise Lalebahçe semtindeki Hasbahçe'de çay içerken yakalandığı kaydedilirken, gözaltındaki zanlılar gece geç saatlerde Konya Numune Hastanesi'nde doktor kontrolünden geçirildi.
‘Kafirlik öğretiliyor’ diyerek çocuklarını okula göndermedikleri öne sürülen zanlıların evlerinde yapılan aramlarda Atatürk'ü bir put olarak tanıtan ve Türkiye Cumhuriyeti'ni tanımadıklarını gösteren yazılı dokümanlar da ele geçirildi. Operasyonun devam ettiğini belirten polis, gözaltı sayısının artabileceğini söyledi.
*****
İstanbul Üniversitesi, 15-17 Mart tarihleri arasında 3 gün sürecek Ermeni Konferansı düzenleyecek. ‘Türk - Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar’ adlı konferansa Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde bu konu üzerine çalışmalar yapan akademisyenler ve araştırmacılar katılacak. Yurt dışından 24 bilim adamının davet edildiği konferansa Türkiye’den de 25 öğretim üyesi davet edildi.

Toplantıya davet edilenler arasında daha önce Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri’ konferansını düzenleyen Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Halil Berktay ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Deringil de katılacak. Ayrıca Doç. Dr. Taner Akçam, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden Prof. Dr. Baskın Oran ve Vatikan Üniversitesi'nden Prof. Dr. Bogos Zekiyan da davet edildi.

İ.Ü. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şafak Ural, konuyla yakından ilgili olduğu gerekçesiyle konferansa katılması için Orhan Pamuk’a da davet mektubu gönderdiğini ifade etti. Konferans için Ermenistan’daki üniversitelerde görev yapan 4 öğretim üyesi de davet edildi. Prof. Ural, bu öğretim üyelerinin henüz yanıt vermediğini, ancak uluslararası basın aracılığıyla toplantıya katılmayacaklarını duyurduklarını belirtti.

Prof. Dr. Ural, YÖK’e, uluslararası bilimsel toplantı düzenleneceği için bilgi verildiğini, ancak bu konuda hükümetle şu ana kadar görüş alışverişinde bulunulmadığını söyledi. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şafak Ural, “Elbette Başbakan'a, hem de Dışişleri Bakanı'na davetiye göndereceğiz. Bu zaten akademik nezaket gereğidir. Ancak hükümetten konferansın düzenlenmesi için bir icazet alınması söz konusu değildir” dedi.
Prof. Dr. Ural, konferansın önyargılardan tamamen arınmış, bilimsel bir zeminde düzenleneceğini belirterek, şöyle konuştu:

“Soykırım' sözcüğünden bağımsız olarak 1915’te ne olduğunu konuşacağız. O dönemi ve yaşananları sebep sonuç ilişkileri içinde değirlendireceğiz. Bunu yaparken her görüşü savunan akademisyenle tartışacağız. Katılımın çeşitliliği açısından Türkiye’de düzenlenen en büyük ve zengin konferans olacak. Dünyada da nadir toplantılardan birini gerçekleştirmiş olacağız
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 28.02.2006, 14:58
28.02.2006 Güngör Mengi...

Dürüstlük özde değil sözde kalmışsa, insan hamamda bile kirlenebilir!

Bazı AKP'li milletvekilleri ile belediye bürokratlarını "Sauna Çetesi" ile sarmaş dolaş gösteren fotoğrafları gazetelerde izleyenler ne düşünmüştür bilemeyiz ama SHP dün fırsatı kaçırmadı.

Genel Başkan Yardımcısı İlhan Göğüs Başbakan'a golü attı:

"Sayın Erdoğan, fotoğrafa bak! Fuhuş, uyuşturucu ve cinayet şebekesi ile senin milletvekillerin ve bürokratların aynı karede. Müslüman olmak, dürüst siyaset yapmak bu mudur?"

Maliye Bakanı Unakıtan gensorudan bağımsız vicdanlarda aklanarak değil sayısal üstünlüğün sağladığı kaba güçle kurtuldu. Aslında "kurtuldu" denemez. Çünkü onu korumaya mecbur edilen erdemli insanların rahatsızlıkları Unakıtan'a rahat vermeyecektir.

Nitekim AKP Milletvekili Turhan Çömez dün bir mektupla "vicdanlarda aklanmadınız" dediği Maliye Bakanı'nı, partiye ve ülkeye yük olduğunu hatırlatarak istifaya çağırdı.

Balık baştan kokar
Usulsüz kredi vermekle suçlanan Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen de topun ağzında.

Bürokrasiden yansıyan yolsuzluk haberleri, 3 Kasım seçiminde yolsuzluğa karşı gerçekleştirilmiş demokratik ihtilâlin bir işe yaramadığını millete düşündürmektedir.

İşte Kapıkule Gümrük Başmüdürü'nün durumu... Geçenlerde Necati Doğru, "Evi Florya'da olduğu için evine her gün beyaz Mercedes'i ile geliyor. Evde hizmetçiler, aşçılar... Kendisi bir müdür ama devletin müdürü. Devletin kaç müdürü böylesine Koç hayatı yaşayabiliyor?" diye soruyordu.

Rüşvet suçundan tutuklanan Başmüdür'e şimdi İtalya'da dil kursuna giden kızına rüşvet burs istediği için hesap sorulacak. Ya "Büyüklerimden ilham aldım" derse ne cevap vereceğiz?

Hukuk kötülenirse
Başbakan'ın son zamanlarda artan asabiyetini anlıyoruz. Ama çare her eleştireni pişman etmeye çalışmak değildir.

Çabuk sinirlenen bir lider diktatörlüklerde korkutucu olur. Böyleleri demokratik toplumlarda muhaliflerine koz verirler.

Başbakan Erdoğan aşınma sürecine girdiğini, farklı ve yenilikçi kimliğini kaybetmeye başladığını görmelidir. En önemlisi de kendi davranışlarının model rol niteliği taşıdığını, örnek alındığını unutmaması gerekiyor.

Dokunulmazlıkları kaldırma sözünü tutacak yerde her fırsatı mahkeme kararlarını eleştirmek için kullanıyor. Hukuk devletinin başbakan tarafından kötülendiği bir toplumun asayişsizliğe batmasına şaşmamak lâzım.

Başbakan, yolsuzlukla mücadelede yargının elini serbest bırakırsa hem dürüstlük konusunda iktidarın aşınan itibarı düzelir, hem de en önemli sinirlenme sebebi ortadan kalkar.

Ama "bağırmak, paylamak hoşuma gidiyor" diyorsa...

Çiftçileri, gazetecileri azarlamaktan vazgeçip gazabını her yeri saran mafyalara, çetelere yöneltsin!
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 28.02.2006, 15:05
28. 02. 2006 Radilkal...

Avrupa Komisyonu adına İsveçli mahkeme başkanı Kjell Brörjnberg ile İngiliz hukukçu Ross Cranston'un, Türkiye'de, Adalet Bakanlığı bürokratları, hâkim ve savcılar, barolar ve insan hakları kuruluşlarıyla 13-22 Haziran 2005'te yaptığı görüşmeler sonrası hazırladığı 'Türkiye'de yargı sisteminin işleyişi' konulu 3. İstişare Raporu, uyarılarla dolu. Adalet Bakanlığı yanıtları için 'İkna olmadık' denilen raporda, Türkiye'den şu adımlar istendi:
1- Adalet Bakanlığı'nın hâkim adaylarının seçimindeki etkisi kaldırılsın.
2- Hâkim adaylığına kabulde liyakat esas alınıp, bu atamalar için yetki sahibi objektif kriterleri esas alan kurumlar kurulsun.
3- Bakanlığın, hâkimlerin meslek öncesi ve sonrası eğitimindeki etkisi kaldırılsın.
4- Bakan ve müsteşarı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndan (HSYk) çıksın.
5- Cumhurbaşkanının HSYk üyelerinin ataması sürecindeki yetkisi kaldırılsın.
6- HSYk’nın üye sayısı artırılsın ve diğer mahkemelerden de üye atansın.
7- HSYk'nın kendisine ait bir sekretaryası, binası, ayrı bir bütçesi olsun.
8- Adalet reformu konusunda HSYk ve Meclis arasında resmi görüşmeler yapılsın.
9- Adalet müfettişleri, bakanlığın merkez birimi olmaktan çıkarılsın (ısrarla).
10- Hâkim-savcılara kendileriyle ilgili tüm dosyalara ulaşma hakkı verilsin.
11- HSYk'nın medeni haklarla ilgili aleyhe kararları, temyize tabi olsun.
12- Hâkimlerin meslek örgütü kurmasına ilişkin tasarı acil yasalaştırılsın.
13- Yargı bağımsızlığı için hâkim-savcıların görev ve haklarının fonksiyonel ve kurumsal ayrımı yapılsın.
14- 5910 sayılı kanunla kurulan mahkemelerde (DGM'lerin yerine kurulan mahkemeler) görev yapan önceki DGM'lerdeki hâkim-savcılar mümkün olan kısa sürede başka mahkemelere atansın.
15- 5190 sayılı kanun kapsamındaki suçlarda gözaltı süresinin 24 saatten 48 saate uzatılma kararı gözden geçirilsin.
16- Savcılar, sabit-düzenli esaslara göre değişik mahkemelerde görevlendirilsin.
17- Savcıların çalışma büroları ya mahkemelerden ayrı bir binada olsun, bu olmayacaksa, savcıların hâkimlerle aynı binada ancak ayrı bölümde çalışması sağlansın.
18- Cezai soruşturma süresince savunma ve iddia erkinin eşitliği sağlansın.
19- Savcılar, duruşma salonlarında, hâkimlerin kullandığı kapıyı kullanmasın.
20- Savcı ve savunma avukatı, mahkemede eşit seviyede birbirine karşı otursun, tercihen zemin seviyesinde bulunsun.
21- Hâkimler karar vermek üzere odalarına çekildiğinde, savcı salonda kalsın.
22- Adli polis ve savcılara yönelik eğitim faaliyetleri geliştirilsin.
23- Savcılara, adalet müfettişlerinin tenkidini alma riskini taşımadan takipsizlik kararı vermesi için takdir hakkı tanınsın.
24- Adalet müfettişleri doğrudan doğruya HSYk'nın kontrolünde çalışsın.
25- Mahkemelere iddianameleri iade yanında ret yetkisi de verilsin.
26- Çapraz sorgu yöntemi uygulansın.
27- Avukatların, mesleklerini korku, engelleme, taciz ve soruşturma olmaksızın yerine getirmesi için önlemler alınsın.
28- Adalet Bakanlığı'nın baroların işleyişiyle ilgili rolü kaldırılsın.
29- Baroların avukatlık için gereken nitelik, eğitim ve mesleki sorumlulukları gözden geçirmesi için ihtiyaçları karşılansın.
30- Avukatların sanıkla ilgili tüm dosyalara ulaşması sağlansın.
31- Duruşma tutanakları, savcı gibi avukatlar tarafından izlenebilsin.
32- Ticaret mahkemeleri incelensin.
33- Savcıların yaptığı idari görevler idari personele devredilsin.
34- Avrupa Komisyonu, idari personelin eğitilmesine önem versin.
35- Hukuk davalarındaki duruşmalarda da sesli kayıt yapılabilsin.
36- AİHs hükümlerinin doğrudan uygulanmasına dönük gayretler artsın.
37- İfade özgürlüğüyle ilgili önceki raporlardaki tavsiyelerimiz dikkate alınsın.
38- Hükümlü-tutukluların haklarına ilişkin uluslararası standartlar ışığında infaz hâkimleri eğitilsin. Herhangi bir infaz kurumundaki kişinin şikâyetini değerlendirebilecek şekilde infaz hâkimlerinin yetkileri genişletilsin, infaz hâkimine de şikâyetin geldiği cezaevini ziyaret imkânı tanınsın. Jandarma ve Emniyet'te gözaltında tutulanların durumlarının savcılarca düzenli kont-rol edilmesi için gerekli tedbirler alınsın.
39- Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'nın fonksiyonuna ilişkin kamuoyu bilinci artırılsın, yeterli kaynak sağlansın.
40- Adli Tıp muayenelerinin devlet hastanelerinde ve sağlık merkezlerinde yapılmasına ilişkin süreç hızlandırdırılsın, Adli Tıp muayene birimleri denetlensin.
41- Adli Tıp Kurumu'nda, muayene yapan personelin bağımsızlığı için ulusal sağlık servislerinde çalışan hekimler görevlendirilsin. Adli muayeneler cezaevleri bünyesinden devlet hastanelerine devredildiğinde hâkim-savcılarla Adli Tıpçılar eğitilsin.
42- Adli Tıp uzmanları eğitilsin.
43- Adli Tıp konusunda hâkim-savcıların eğitim planları bakanlıkça uygulansın.
44- İşkence veya Adli Tıp muayenesi yapan hekimlerin her türlü devlet kaynaklı veya devletin görmezden geldiği korku ve tehditlerden korunması güçlendirilsin.
45- Gözaltındakilerin, sorgu yapanlarca sağlık birimlerine getirilmesine ve muayenede hazır bulunmalarına izin verilmesin, muayene yapan hekimler ve kolluk görevlilerinin eğitimi için daha çok önlem alsın.
46- Adli muayene raporları kişiyi hastaneye götüren kolluk görevlisine verilmesin.
47- Kötü muamele iddiasıyla muayene edileceklerin yanında avukatı bulunsun.
48- Gözaltındakilerin adli muayenesi halinde ücret alınmasın.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 28.02.2006, 15:08
28.02.2006 Radikal

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'nda (TCDd) bir işçinin sarık, cüppe ve sakallı halde görev yaptığının ortaya çıkması üzerine, 3'üncü Bölge Müdürü Sabahattin Eriş, "Evde dinlenirken çağrılınca, bu kıyafetle gelmiş" dedi.
Aydın'ın Nazilli ilçesinin Tren Garı'nda süren demiryolu yapım çalışmaları için geçici görevle İstanbul'dan gönderilen, operatör Halil İbrahim Usta'nın sakallı, cüppeli ve sarıklı fotoğrafı, TCDd 3'üncü Bölge Müdürlüğü'nde sıkıntı yarattı. Usta'nın yol yapımında kullanılan APT makinesinin operatörü olduğu belirtildi. Müdür Eriş, Usta'dan savunma istediğini açıklayarak, şunları söyledi:
"Halil İbrahim Usta bir ay önce İstanbul'dan yol yapımı için geçici görevle Nazilli'ye geldi. İstanbul'da işçi kadrosunda çalışıyor. Haber üzerine savunmasını aldık. Usta'nın bu fotoğrafı mesai saatleri dışında istirahat halindeyken çekilmiş. Usta evinde dinlenirken tren geçeceği söylenerek, makineyi çekmesi için çağırılmış. O da evden aniden bu kıyafetlerle gelmiş. Ben kendisini tanımıyorum. Sakalının uzunluğu ve biçimi konusunda işçilere, memurlar gibi müdahale edemiyoruz. Usta, geçen cuma günü İstanbul'a gitti, ancak birkaç gün içinde geri dönecek. Ancak hakkındaki tahkikat sonuçlanana kadar göreve başlayamayacak."
Sendika tepki gösterdi
Cüppeli işçiyi ortaya çıkaran Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Bülent Çuhadar, "demiryolları, havameydanları ve limanlarda terfiler yapılırken, personele AKP'nin hangi ilçe teşkilatından referansı olduğu soruluyor. Sendika üyeleri hak ettikleri halde terfi ettirilmiyor, referans gösterenler yükseliyor" dedi
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 28.02.2006, 15:18
28. 02. 2006 Özdemir İnce...

İslam’da reform: İslam = türban


Sıradan ve sorumsuz Müslümanlar üstlerine alınmasınlar, bu yazının hedef ve muhatabı şu zevat: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik.

Rejimle Sorunları

Konu: Bu üç siyaset adamının Cumhuriyet rejimiyle sorunları.

Olay: Bir ilkokul öğretmeninin okula gidip gelirken başına türban takması; ölümsüz imam hatip davası ve sorunu.

Örnek: Danıştay’ın türban kararı ve Açık Öğretim Lisesi Yönetmeliği’nin imam hatiplileri kayıran maddesini iptal etmesi.

Üçlünün eleştirisi: "Bu anlayış, otoriter ve diktatör rejimlerin felsefesidir" / "Görebildiğim kadarıyla bu karar dini bir vecibeyi örnek olarak gösteriyor." (Gül). "İnsanın özel alanı vardır. Kamusal alan vardır. Bir de kamu alanı vardır. Bunlar evin içine de karışacaklar. Türkiye yol geçen hanı değil. Herkes yerini bellesin. Biz ülkede gerginlik olmasın, birileri nemalanmasın diye sabrediyoruz" (Erdoğan)

Dansözlük De Yapamaz

AKP zihniyeti, Cumhuriyet’e ve kurumlarına karşı topyekûn savaşa girişmiş durumda. Cumhuriyet’in Danıştay’ı, bir ilkokul öğretmeninin öğrencilere iyi örnek olmak zorunda olduğu yönünde karar alıyor. İlkokul öğretmeni futbol oynayabilir ama dansözlük yapamaz.

Cumhuriyet bir bütündür, din de bir bütündür. AKP iktidarı türban takmanın inanç özgürlüğünün koruması altında olduğunu; türban takarak üniversitede öğrencilik yapmanın, türban takarak devlet memuru olmanın sakıncası bulunmadığını ve türban takmanın bir dinsel zorunluluk olduğunu ileri sürüyor.

Din adamlarının bir bölümü baş örtmenin dinsel zorunluluk olmadığını düşünüyor. Örneğin, Kuran çevirmenlerinden Bahattin Uzunkaya çevirisinin indeks bölümünde, 24. Nur Suresi’nin 31. Ayeti’nin başörtüsü koşulu getirmediğini yazıyor.

Din bir bütündür dedim. Dinsel gerekçelerle türbanı savunanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin Müslüman vatandaşlarının laik bir Anayasa’ya, laik Medeni Kanuna, laik Borçlar Kanunu’na göre yaşamalarına itiraz etmiyorlar. Oysa toplumsal düzen ve hukuk bağlamında, aile, miras, evlat edinme, yasama yetkisi, kamu hukuku, ceza hukuku, muhakeme usulü, yargıçlık, ticaret, vergiler ve benzeri konularda Kuran’da ayetler var. Kuran hükümlerine uymak zorunluluk olmasına, uymamanın dinden çıkmak anlamına gelmesine karşın Müslüman kadınlar ve erkekler "Ben Müslümanım, Cumhuriyet kurum ve yasalarını tanımam" demiyor ya da diyemiyorlar. Ve çok iyi ediyorlar! Ama türban söz konusu olunca iş değişiyor.

Başbakan ve bakanları, Cumhuriyet’i doğrudan eleştiremedikleri için Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay gibi Cumhuriyet kurumlarının kararlarına karşı saldırıya geçiyorlar.

Yaptılar Ama Tersine

AKP, Başbakan ve bakanlarının davranış ve sözlerini doğru yorumlamak için Cumhuriyetçi olmak gerekiyor. AKP, İslam’da tersine reform yapmış ve onu türbana indirgemiştir. Bu nedenle, hakem niyetine de olsa türbanı ve türbancıları savunmak, Cumhuriyet karşıtı safta yer almak anlamına gelir. Buna Hasan Cemal de dahildir!
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 22.03.2006, 13:25
Uzun bir aradan sonra...

22.03.2006 Radikal

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında soruşturma izni vermeyen Genelkurmay Başkanlığı, Büyükanıt'ı suçlayan Van Başsavcıvekili Ferhat Sarıkaya'ya ceza verilmesi istemiyle Adalet Bakanlığı'na başvurdu. Genelkurmay Başkanlığı'nın önceki gün yaptığı açıklamada Sarıkaya'ya ağır suçlamalarda bulunulmuştu.
Bu açıklama Genelkurmay'ın savcıyla ilgili süreci başlatmaları için daha önceden ilgili makamlara başvurduğu şeklinde yorumlanmıştı. Ancak Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Genelkurmay'ın açıklamasını izleyen saatlerde, "Bize bu yönde başvuru gelmedi" demişti. Bu da soru işaretlerine neden olmuştu. Bu çelişki dün giderildi. Genelkurkmay'ın savcıya ceza istemini içeren başvurusunu, Büyükanıt'a soruşturma izni verilmeyen karara bağlı olarak önceki gün Adalet Bakanlığı'na ilettiği öğrenildi. Genelkurmay'ın çok sayıda usul hatası yapmanın ötesinde 'belli kesimlerin etkisi' altında kasten TSK'yı yıpratmakla suçladığı savcı hakkında görevi kötüye kullanmaktan işlem yapılmasını istediği belirtildi.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 22.03.2006, 13:26
Ayrıca tüm dostların Bahar Bayramıı kutluyorum...
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 25.03.2006, 11:36
25.03.2006 vatan...

Şemdinli iddianamesinde şok suçlamalar yöneltilen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la süpriz bir görüşme yaptı. Erdoğan'ın resmi programında yer almayan ikili görüşmenin ardından öğleden sonra yoğun trafik yaşanması başkentte heyecan yarattı.

Başbakan Erdoğan, programında olmadığı halde Orgeneral Büyükanıt'ı Başbakanlık Resmi Konutu'nda kabul etti. Büyükanıt saat 10:00'da Başbakanlık Konutu'na geldi ve saat 11:45'te gazetecilere el sallayarak konuttan ayrıldı. Cuma namazı için konutundan ayrılan Başbakan Erdoğan da açıklama yapmadı. Edinilen bilgiye göre Başbakan, Şemdinli iddianamesi ve sonrasında yaşanan tartışmalar nedeniyle Büyükanıt'ın gönlünü aldı. Gelişmelere kendisinin de üzüldüğünü belirten Erdoğan, "Maalesef bu tür şeyler olabiliyor. Bunların tekerrür etmemesi için hükümetimiz her türlü tedbiri almaktadır" dedi. Başbakan'ın ayrıca 30 Ağustos'taki terfi ve atamalar konusunda kimsenin kafasında soru işareti olmaması gerektiğini, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin teamüllerine uyulacağını ifade ettiği de belirtiliyor.

Erdoğan ve Büyükanıt önceden randevulaştı
Başbakan Erdoğan ve Orgeneral Büyükanıt'ın bir gece önce randevulaştıkları öğrenildi. Erdoğan'ın brifing talebi iletildiğinde Büyükanıt, sempozyumun katılımcıları onuruna önceki akşam Merkez Orduevi'nde düzenlenen resepsiyonda bulunuyordu. Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ile bir odaya geçerek baş başa görüştü ve dün gerçekleşen brifing öncesi yapılacak hazırlıkları gözden geçirdi. Başbakan Erdoğan, Orgeneral Büyükanıt'ın ayrılmasından sonra Cuma namazını Küçükesat Merkez Camii'nde kıldı. Çıkışta bir gazetecinin "Sayın Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'la görüşmeniz planlı mıydı?" sorusuna, Başbakan Erdoğan, "Çok teşekkür ederim. İyisiniz..." yanıtını verdi.

Komutanlar buluştu heyecan doruğa çıktı
Orgeneral Büyükanıt'ın Başbakanlık konutuna gitmesinin ardından, Ankara'yı heyecanlandıran ikinci gelişme komuta kademesinin Bilkent Otel'deki buluşması oldu. Sempozyumun düzenlendiği otele gelen Orgeneral Büyükanıt, toplantı salonuna hiç girmeden 'Meriç' isimli toplantı odasına geçti. Orgeneral Büyükanıt'ın ardından Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanı ve Başbakan Erdoğan'ın Askeri Danışmanı Korgeneral Bekir Kalyoncu da odaya girdiler. Yaklaşık 5 dakika sonra Orgeneral Özkök'ün de toplantıya katılmasıyla 'kulislerdeki tansiyon' iyice yükseldi. Komuta kademesinin görüşmesi 30 dakika sürdü ve komutanlar Orgeneral Özkök'ün kapanış konuşması için sempozyum salonuna geçtiler. Başbakan da Başbakanlık Resmi Konutu'nda İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile görüştü. Başbakan'ın önceki gün haftalık olağan görüşmesini yaptığı MİT Müsteşarı Emre Taner de Başbakanlık merkez binasına geldi. Taner'in bazı bakanlarla görüştüğü öğrenildi.

Şemdinli krizi mi yoksa PKK operasyonu mu?
Sabah saatlerinde Erdoğan-Büyükanıt görüşmesinin Şemdinli İddianamesi'yle ilgili olduğu iddiaları yayıldı. Ancak sonraki trafik, Orgeneral Pace'in Ankara'dan ayrılmadan önce yaptığı açıklama nedeniyle PKK'ya yönelik yeni bir operasyon ihtimalini gündeme getirdi. Pace'in "Televizyonlarda gösterilecek türden operasyonlar olmayabilir ama aynı ölçüde faydalı çabalardan bahsediyoruz" demesi PKK'nın eski liderlerinden Osman Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye teslim edilebileceği iddialarının da yayılmasına yol açtı.

Sempozyum sonunda Orgeneral Özkök gazetecilerin sorularını yanıtladı. "Heyecanlandınız mı?" diye soran Özkök, "Heyecanlanacak bir şey yok" dedikten sonra, gazetecilerin "Hangi konu görüşüldü?" sorusuna da "Kara Kuvvetleri'nin normal rutin işleriyle ilgili... Özellikle iç güvenlik harekatıyla ilgili görüş alışverişinde bulunmuşlardır. Herhangi bir olağanüstülük yok" yanıtını verdi.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 25.03.2006, 11:38
25.03.2006 hürriyet...

CHP Parti Meclisi toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Baykal, "Şemdinli iddianamesinin arkasındaki kişinin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer olduğu" iddialarıyla ilgili şöyle konuştu: "Başbakanlık Müsteşarı’nın sahip olduğu anlayış Türkiye’de laik, demokratik Cumhuriyet anlayışına saygı gösteren bir anlayış ve zihniyet olmadığı kendi yayınları ve kabulleriyle ortada. Türkiye’de uzun bir süreden beri Cumhuriyet’in birikim ve kazanımlarına karşı topyekûn bir saldırı harekatı bilinçli olarak yürütülmektedir. Bu harekatın kurmay planlamasının yapıldığı yerlerin başında Başbakanlık ve Müsteşarlığı geliyor."