Türkiye'nin en çok, dünyanın 8. en çok okunan Sinema sitesine Hoşgeldiniz.
Ana Sayfa Sinekritik Sinemasal Sinegişe Pek Yakında Haberler Arşiv Forum BeyazPerdem Fragman TV Tv-Dizi
Forum Ana Sayfa   |  Forum Cevaplarım   |  Forum Mesajlarım
Mesaj Kutum   |   Film Listelerim
Sinema ve Politika
En belirgin örneği Midnight Express olan kimi filmlerin Türkiye'ye karşı politik amaçlar güttüğü söylenir. Manchewski'nin gündemdeki filmi Toz ve Egoyan'ın Cannes'da gösterilen Ararat'ı da bu potaya girecek gibi görünüyor. Sadece ülkelere değil, bir ülke içineki oluşumlara da tavır alan yapımlar dünyanın dört bir yanında çekilmiş ve halen de çekilmekte. Sinema eserlerinin politik özellikleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Dünya sinemasındaki Türk imajı da dahil olmak üzere, perdeye yansıyan politik tercihlerle ilgili her türlü görüşünüzü bu forumda diğer kullanıcılarla paylaşabilirsiniz...


8978 kez okunmuş / 236 cevap yazılmış > Son cevap 05.03.2008, 12:04   
milşin  ÜYE Profili   WEBMesaj ile özelden konuş
GÜNce

evet bu platformda bir politika forumu bulunuyorsa ve biz de politikayı sinemanın en önemli silahlarından biri olarak değerlendiriyorsak eğer, bana da bir günce tutmak farz oldu demektir... buyrun güncel politik olaylara...

Sayfa 3 / 8 1  2  3  4  5  …
<önceki   sonraki>  son» 
  sokrates666    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 05.04.2006, 15:08
sana da selamlar dostum sizlerden kopmak mümkün değil ne yazık ki pek fazla zaman bulamadığımdan yokum buralarda girdiğim zamanda senin ve malum bi kaç dostun topicleri dışında bişeyler yazacağım topic bulamıyorum sizinkilere de zamanım olmadığı için baştan savma şeyler yazmak istemiyorum ama zaman buldukça katkıda bulunmaya çalışıcam bu topiği sitede kaç kişi takip ediyor aşağı yukarı tahmin edebiliyorum eminim sende öyle umarım birkaç beyne ulaşırsın yılma sevgili dostum saygılar...
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 06.04.2006, 12:38
6.04.2006 Hürriyet...

Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, Başbakan Erdoğan’ın terör sorunuyla ilgili çözüm önerilerini dinlemek yerine ’namaza kaçtığını’ söyledi.

Mumcu, "Yüzleşme cesaretine sahip olmadıkları için Meclis’te çözüm konuşulurken, namaza kaçıyorlar. Dinin ve namazın bu kadar adi şekilde istismar edilmesine bu millet artık seyirci kalamaz" dedi. "Suskun Kürt vatandaşlara artık konuşmaları" çağrısı yapan Mumcu, Başbakanın aklını yönlendirenlerin Türkiye’nin birliği ve geleceği konusunda bu milletle aynı çizgide olmadığını iddia etti. Mumcu, "İlhamını PKK’dan ve Barzani’den alanlar sözümona demokratik çözüm başlığı altında, bu ülkeyi felakete sürükleyecek politikaları ince ince şırınga etmektedirler" dedi.

Mumcu, Diyarbakır’da başka türlü, Ankara’da başka türlü, Söğüt’te başka türlü konuşarak bu meselenin çözülemeyeceğini belirtirken şunları söyledi: "Bu meseleyi istismar etmektir, bunun sonucu, kan ve gözyaşıdır. Diyarbakır’da ne söylüyorsan gelip Ankara’da aynı şeyi, söyleyebileceksin. Meseleyi çok dilli dile getirmek vatana ihanet anlamına gelir."

bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 06.04.2006, 12:40
6.04.2006 Hürriyet...

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Fethullah Gülen’e Amerika’dan dönüş yolunu açacak bir rapor hazırladığı ortaya çıktı.

İslami esaslara dayalı devlet kurmak için örgüt oluşturmakla suçlanan ancak davanın ertelemeye girmesiyle yargılanmaktan kurtulan Gülen hakkında, avukatlarının beraat istemiyle yaptıkları başvuru üzerine açılan dava dün Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.


Duruşmaya Gülen’in avukatları Abdulkadir Aksoy ile Orhan Erdemli katıldı. Avukat Aksoy, taleplerinin yeniden yargılama olmadığını "basit ve teknik bir konu" olduğunu söyledi. Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesindeki değişiklikle Gülen’e isnat edilen eylemlerin suç olmaktan çıkarıldığını belirten Aksoy, yeni Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre müvekkilinin durumunun yeniden değerlendirilerek beraatına karar verilmesini talep etti.

Avukat Aksoy, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 3 Mart 2006 tarihli raporunda da, "Gülen’in kurduğu ve yönettiği iddia edilen vakıf, dernek ve eğitim kurumlarının Terörle Mücadele Kanunu kapsamında bir örgüt olmadığının anlaşıldığını ve cebir, şiddet kullanarak terör yöntemleriyle anayasal düzeni değiştirmek amacını gerçekleştirmek için biraraya geldiklerine ve eylem yaptıklarına dair bilgi ve belgeye rastlanılmadığının belirtildiğini" söyledi. Savcı, 28 klasörden oluşan dava dosyasını inceleyemediği için esas hakkında mütalaa hazırlamak üzere süre talebinde bulundu. Mahkeme Başkanı, savcının süre talebini uygun bularak, duruşmayı erteledi.


bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 06.04.2006, 12:44
6.04.2006 Bekir Coşkun

Gitti vatan(!)...


Terörün başkaldırı denemeleri başarı ile sonuçlandı.

Bir anda binlerce çoluk-çocuğu sokağa dökebiliyorlar, kentleri esir alabiliyorlar artık. Bölgenin belediye başkanları PKK’nın birer sözcüsü gibi.

DTP’nin başkanları televizyonlarda PKK militanlarını "gerilla" diye adlandırıyorlar.

Diyarbakır Belediye Başkanı PKK teröründen "Silahlı Kürt muhalefeti" diye söz ediyor.

PKK’yı asla terör örgütü saymıyorlar.

Kısacası; PKK artık dağda değil...

Devletin koltuğuna oturmuş, devletin parası ve olanakları ile devlete başkaldırıyor.

*

Devlet?..

O ortada yok.

Nasıl oldu bilmiyoruz, terör böyle başarı sağlarken, devletin savcısı terörle mücadele eden devlet güçlerinin en başındaki komutanın yakasına yapışabiliyor.

Başbakan ve adamları; acemiliğin, bilgisizliğin çukurunda debelenip duruyorlar.

PKK’nın "terör örgütü" muamelesi görmesini isterken, ABD ve AB’nin "terör örgütü" saydığı HAMas’ı davet edecek kadar basiretsizler.

Kravatlı PKK’lıların son günlerde çok kullandıkları "Kürt sorunu" sözcüğü kimin?..

Başbakan’ın...

Eğer Başbakan Güneydoğu’ya gidip "alt kimlik-üst kimlik" meselesine biraz daha açıklık getirmeye kalksa var ya...

Gitti vatan...

*

Pekiii...

Kim kaldı sorunu çözebilecek?..

Nasıl oluyorsa bütün televizyonlara aynı anda çıkmayı başarabilen, engin düşünce ve yorumlarıyla vatan meselelerini durmadan çözen, medyamızın ve aydınlar kadrosunun "demokrat" kuşları...

Onlara sorulur...

"Ey demokrat ve aydın kişi... Engin düşünce ve önerilerinden yararlanılarak belli bir noktaya gelindi... Maşallah kan çanağı memleket... Bundan sonra ne yapmalı iki gözüm?.."

Arkadaşların aklına yeni bir şey geldi, geldi...

Yok gelmedi...

Gitti vatan!
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 06.04.2006, 12:47
6.04.2006 Ruhat Mengi...

Erkeklerin kafasına da mont geçirin!

Neyse ki dün bazı gazeteler ve haber kanalları yapılan büyük ayırımcılığın ve haksızlığın farkına vardı ve tepki sesleri yükseldi. İstanbul'da polisin "Barbie" adlı operasyonla göz altına aldığı 22 kadına medya tarafından uygulanan ayırımcılığın kabul edilir tarafı yoktur ve eşitliğin sağlanması için gereken de derhal yapılmalıdır.

Kadınlar yakalanınca hastaneye gönderiliyor, binaya girerken ve çıkarken fotoğrafları çekiliyor, onlar muayene ediliyor ve kimlikleri ortaya çıkmasın diye kafalarına montlarını, paltolarını geçiriyorlar ama fuhuş olayına karışan erkeklerin, futbolcuların, yöneticilerin sadece isimlerinin baş harflerini görüyoruz.

Maganda anlayışı
VATan isimleri vermiyor, fotoğrafları tanınmaz halde yayımlıyor ama diğer gazeteler isim verdikleri gibi, daha iyi tanınmalarını sağlamak için tüm bilgileri de ekliyor.

Sadece işin bu yanına baktığınızda dahi haksızlık açıkça ortada. Madem ki olay iki kişinin arasında geçmektedir; kadını tanıtıyorsan, erkeği de tanıtacaksın. Kadın, hastalık muayenesi için hastaneye gönderiliyorsa erkek de gidecek...

Bu "zührevi hastalık" dediğiniz şey bulunduğu yerde duruyor mu, bulaşıcı mı? Kadına mı erkekten geçiyor, erkeğe mi kadından? Bunların anlaşılması için ismi geçen herkes muayene edilmelidir. Hem böylece olaya karışan, fuhuşun yaygınlaşmasına neden olan beyler de köşelerinden olayı izleyeceklerine, böyle bir "genital muayene"ye gideceklerini, deşifre olacaklarını ve kafalarına mont geçirmek zorunda kalacaklarını anlamış olurlar.

Erkeklerin bir tehlikesi daha var; bu şekilde kapacakları (belki de ölümcül) hastalıkları bilerek/bilmeyerek eşlerine veya partnerlerine bulaştırma tehlikesi... Bu nedenle de mutlaka muayeneleri gerekiyor.

Avukat Turgut Kazan'ın dediği gibi kadınların teşhir edilmesi tam bir maganda anlayışının sonucu...

Medyanın rolü
Aslına bakarsanız Ceza Kanunu'nun 227. maddesinin 8. fıkrasında bu eylemin karşılığı net şekilde verilmiş:

"Fuhuşa sürüklenen kişi tedavi veya terapiye tâbi tutulur.

Gerekçesi; Ceza yaptırımı değil, özel güvenlik tedbiri ön görülmüştür. Zira fuhuş yapan kişi vücudu üzerinde başkalarının cinsel davranışta bulunmasına katlanmaktadır."

Yani aslında bunca teşhir, bunca kıyamet, kanunda cezası olmayan bir olay için yapılıyor.

Ama... UNIcef'in verdiği rakamlara göre her yıl dünyada 1 milyon kız çocuk fuhuşa sürüklenmekte.

BM istatistiklerine göre ise her yıl 4 milyon kadın ve kız seks ticaretine sokulmakta. Bu rakamların yıldan yıla birbirine eklendiğini düşünecek olursanız olayın boyutu son derece ciddi...

Kadın ticareti, uyuşturucuyu bile aşan sistematik bir ticaret haline geliyor ve kadın tacirleri bir kadından yılda 250 bin dolar kazanıyorlar. Bu rakam kadınların kazancı değil...

Peki bu kadınları mutlu, memnun teşhir eden medyanın olaydaki rolü ve payı nedir?

Seks objesi kadın!
TV'lerde, gazetelerde, dergilerde sürekli kadın vücudu teşhir eden, kadını seks objesi yapan ve böylece hem onlara "vücudunu kullanarak kolay yoldan şöhret ve para kazanabilecekleri" duygusu veren, hem de erkekleri kışkırtarak ülke çapında (veya dünya çapında) bir fuhuş kurumu yaratılmasına neden olan medyanın rolü nedir?

Konuştuğum bir hukukçu televizyonlarda sürekli izlediği için manken olmak isteyen, bir manken ajansına kayıt yaptıran ve bu nedenle ailesi tarafından öldürülen Doğu'lu bir genç kızı hatırlattı.

Özgür iradesi ile bedenini satarak lüks yaşama kavuşmak veya kolay para kazanmak isteyen kadınları eleştirebiliriz ama seks ticaretinde mağdur olan, zorla fuhuşa sürüklenen, aldatılan, kaçırılan binlerce, milyonlarca çocuk ve kadını gözardı edemeyiz.

İtalyan ceza kanununda bu kadınlar "seks kölesi" olarak tanımlanıyor.

Medya bu olaylara karışan kadınları aşağılayıp erkekleri korurken fuhuş olayında kendi sorumluluğunu da hatırlamak zorundadır!
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  sokrates666    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 06.04.2006, 13:04
O görüntüleri cep telefonuna çektiler
Soner Kocaer
Antalya’da lise öğrencisi 15 yaşındaki A.G., kız arkadaşı ilköğretim 7’nci sınıf öğrencisi 13 yaşındaki Ç.T.’yi sömestr tatilinde Konyaaltı sahiline götürdü.
A.G., ikiz kardeşi A.G. ve yanındaki arkadaşlarıyla, kendilerini görüntülemeleri için daha önceden anlaştı. A.G. ile mahalle arkadaşları A.S., S.G., C.A. ve S.Ç., el ele tutuşup gezen iki sevgilinin öpüşmelerini cep telefonu kamerasıyla görüntüledi.
*
Şantajla ilişki

İddiaya göre hepsi de 15 yaşında olan 6 liseli, görüntüleri gösterip Ç.T.’ye şantaj yaptı. Şantajlara boyun eğen Ç.T., ailesinin olmadığı bir gün S.G.’nin evine gittiğinde tecavüze uğradı. Gençler bu sahneleri de cep telefonlarının kameralarıyla kaydetti. 6 liseli, bu olaydan sonra Ç.T.’ye şantaj yapıp tehdit etmeyi sürdürdü.
*
Anne, polise gitti

Korktuğu için birkaç kez daha aynı eve gitmek zorunda kalan ve yine A.S. ile S.G.’nin tecavüzüne uğrayan Ç.T., yaşadıklarını yakın arkadaşıyla paylaştı. Kız arkadaşı durumu hemen Ç.T.’nin annesine anlattı. Annesi, kızı Ç.T.’yi de yanına alarak polise başvurdu. Suçlanan 6 liseli, dün gözaltına alındı. İfadelerinin ardından adliyeye sevk edilen liselilerin hepsi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
*
Erkekler 15, kız 13 yaşında
*
İlköğretim öğrencisi 13 yaşındaki Ç.T.’ye tecavüz eden 2 lise öğrencisi ile görüntüleri cep telefonuna kaydeden 4 arkadaşı gözaltına alındı. "Tehdit, şantaj ve fiili livata"yla suçlanan liseliler sevk edilikleri adliyede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  sokrates666    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 06.04.2006, 13:07
özür dileyerek aktarıyorum bu yazıyı milşin...belki politakayla alakası yok ama gene yeni yaşanmış olan bu olay okullarımızın ne boyutta olduğun açıkça gösteriyor ve gençlerimizin...
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 06.04.2006, 13:14
ibretlik bir yazıydı eline sağlık...
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 07.04.2006, 11:30
gözlerim buğulanarak okudum sevgili kartal ... ben atatürkün cesedinin hala korumalı olduğunu düşünüyordum yanılmışım...
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 07.04.2006, 11:36
7.07. 2006 Emin Çölaşan...

YİNe şehit cenazeleri kaldırılıyor. 24 saat içerisinde Bingöl’ün Genç İlçesi’nde polis karakoluna roketatarla yapılan saldırıda şehit edilen polisimiz ve Şırnak’ta çatışmada şehit edilen beş askerimiz.

Güneydoğu’da devlete isyan provası şimdilik yatıştı. İlk fırsatta yine olacak. Niçin?..

Çünkü o bölgede devlet, devlet olma niteliğini yitirdi.

Otoritenin önemli bir bölümü PKK yandaşı DTP isimli partiye ve DTP’li belediye başkanlarına devredildi.

Diyarbakır Belediye Başkanı olan şahıs esip gürledi:

"Acımız 14’tü, şimdi 16 oldu."

Çatışmada öldürülen l4 teröristten, sonra Diyarbakır’da sokak kalkışmalarında öldürülen iki kişiden söz ediyordu.

Diyarbakır Valisi son derece serinkanlı! Vitrinler indirilirken, ortalık ateşe verilirken konuşmuştu:

"Cana geleceğine cama gelsin."

Terörle mücadele tarihine geçecek muhteşem (!) bir sözdür.

* * *

Dün uzun yıllarını terörle mücadelede geçiren, sınır boylarında nice çatışmalara giren bir subayımızla tanıştım. Söyledikleri ürkütücü idi:

"Bölgede İran ve Irak sınırlarımızı koruyamıyoruz. Sınırlarımız yolgeçen hanı. Açıkça söylüyorum, Güneydoğu’da görevli asker ve polis kabuğuna çekildi. Yetkileri alındı. Şikáyet edilen bir güvenlik mensubu hakkında derhal ’insan hakları’ açısından soruşturma başlatılıyor, iş hapis cezasına kadar gidiyor. İran ve Kuzey Irak’taki PKK kamplarının yerleri belli. Oraları avcumuzun içi gibi biliyoruz ama hiçbir şey yapamıyoruz. Tavır koyamıyoruz, gidip temizleyemiyoruz.

Hiç kimse Güneydoğu halkını devlete karşı zannetmesin. İnsanlar çaresiz. Devleti göremiyor. Göremeyince, şimdi olduğu gibi otorite PKK’ya, onun yandaşı olan partinin temsilcilerine ve belediye başkanlarına geçiyor. Hükümetin bir politikası yok."

Bunların en önde geleni Diyarbakır Belediye Başkanı. Hükümet bu şahıs için oraya müfettiş gönderdi. Başkanın bugüne kadar yaptıkları belli. Sözleri açık ve net. Terörist cenazelerini belediye araçlarıyla kaldıran biri!

Hükümet bu konuda ne yapacak?

Bu belediye başkanını görevden alma yetkisi var. Bunu yapabilir mi?

Büyük olasılıkla yapamaz... Çünkü yaptığı anda sokak olayları ve isyan provaları yine patlayacaktır.

* * *

Sevgili okuyucularım, bundan bir süre önce burada Genelkurmay Başkanlığı’na bazı sorular sormuştum. Bunlara verilecek yanıtı bilmek her Türk vatandaşının hakkıdır. Bu sorularımı yeniden soruyorum:

1- Bugüne kadar PKK terörüne subay, astsubay, uzman çavuş ve er olarak kaç askerimizi şehit verdik? (Bu sayının 6 bin dolaylarında olduğunu zannediyorum ama elimde kesin rakam yok.)

2- Kaç bin askerimiz yaralandı?

3- Kaç askerimizin kolu bacağı, eli kolu koptu, gözleri kör oldu ve sakat kaldı?

Aynı soruları polislerimiz için Emniyet Genel Müdürlüğü’ne de soruyorum.

Bu rakamlar açıklandığı anda hem Türk milleti, hem de bütün dünya, bu olayın vahşetini ve büyüklüğünü somut rakamlarla görecektir.

Elbette başta AB olmak üzere bu insanlık dramını anlamak istemeyenler de!

Burada saklanacak gizlenecek bir husus yok. Bana özel bir yanıt gönderilmesini de beklemiyorum.

Açıklama kamuoyuna yapılabilir.

* * *

Bu yazıyı acayip bir karamsarlık içinde yazmakta iken, dünkü muhteşem haber önümüze düştü. Recep Tayyip Bey gazetecilerin önünde PKK’ya şu mesajı gönderiyordu:

"Demokratik bir yaşam sürmek istiyorsanız zaten kaçmaya göçmeye gerek yok. Elde silahla dolaşmaya gerek yok. Silahsız şekilde gelirsin masada her şeyini konuşursun edersin."

Bu sözler çok çok önemli! Şimdi herhalde PKK silah bırakıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile görüşme masasına oturur! Karşısına acaba hükümetten kim oturur?!

Herhalde PKK ve bilumum destekçileri bu çağrıya derhal uyacak, silahları bırakacak ve masaya çöküp pazarlığa başlayacaktır!

Bravo vallahi!

Tayyip Bey keşke bu ’dört dörtlük ve gerçekçi’ çağrıyı daha önce yapmış olsaydı! Ne terör kalırdı ne bir şey!

bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 07.04.2006, 11:39
7.07.2006 Güngör Mengi...

Sorun Kürtçüler!

Başbakan dün cımbızla çekildiğinde yine baş ağrısı yapacak şeyler söyledi.

Hilton'daki bir toplantı çıkarken çevresini saran gazetecilerin sorularını ayak üzeri cevaplıyordu.

"Terörün tanımı yapılsın" diyen DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk'e karşı bir ara ağzından şu sözler döküldü:

"Elde silâhla dolaşmaya gerek yok. Silâhsız bir şekilde masaya gelirsin, her şeyi konuşursun.."

Önemli konularda ayak üzeri demeç vermenin riskleri vardır. Ama Başbakan'ın bu sözleri, onun silâhı bırakmak koşulu ile PKK'yı müzakere masasına davet ettiği anlamına çekilmemelidir.

Başbakan bu sözleri, terörü tarif ederken sarfetmiştir. Cımbızlanmaya müsait bu iki cümle, daha önce söylediklerinden koparılmamalıdır.

Adres PKK değil
Terörü tarif etmek için şunu diyor:
"İllegal bir örgütün, acımasızca, insanlarımıza karşı mayın döşemek suretiyle, top tüfek, acımasızca... Esnafa karşı yediden yetmişe, tüm insanlarına karşı nerede, ne zaman, nasıl olacağı belli olmayan bir şekilde uygulamış oldukları bu silâhlı eylemler, bombalama hareketleri... Bunlar terör değil de nedir? On binlerce insanın öldürüldüğü, katledildiği ülkede bunu yapanlar terörist değil de nedir?"

Başbakan bu açıklamasının ardından "Siz kalkacaksınız bunları müdafaa edeceksiniz" diyerek DTP'ye suçlama yöneltmiştir. Bu partinin, PKK'nın bir terör örgütü olduğunu kabul etmek zorunda olduğunu belirtmiştir.

Mesajı bizce yeteri kadar açıktır.

PKK'nın terör örgütü olduğu gerçeğini kabul etmediği sürece siyasi iktidar DTP'yi PKK ile aynı kefeye koyacak, muhatap almayacaktır.

Yani Başbakan'ın "Silâhsız gelirsen masaya oturup her şeyi konuşursun" sözlerinin adresi PKK değil, bu silâhlı örgütü dışlamayan, üstelik "gerilla" diye savunan DTP kadrolarıdır.

Kurtuluşun yolu
Bu adres seçimi gerçekçi sayılabilir mi?

Başbakan, Kürt kökenli vatandaşları temsil etme iddiası ile ortaya çıkmış partiden terör örgütünü soyutlamak istiyor. Bu mümkün olsa pek çok meseleyi çözümlerle daha kolay buluşturur.

Ama ya parti ile örgüt arasında kopması olanaksız bağlar bulunuyorsa?

Ya ayrışma niyetlerini açığa vurmuş olanların bu cesaretlerini daha önce hayatları ile ödemiş olmaları bu umutları çok uzaklara savurmuşsa?

Bizce Türkiye, AB'ye yürürken benimsediği demokratik açılımlardan teröre tepki olarak ne vazgeçmeli, ne de terör şantajı yüzünden gaza basmalıdır. Zaten DTP'nin öteki eşbaşkanı Aysel Tuğluk, İspanyol El Mundo gazetesine verdiği demeçte, otonomi veya federalizm peşinde olmadıklarını söylemiştir.

İstedikleri ne?. Apo'ya özgürlük istiyorlar, bir de Ankara'ya "Parayı siz verin, buraları biz yönetelim" diyorlar.

Başımızdaki sorun Kürt sorunu değil, Kürtçülerin çıkardığı sorundur.

Cumhuriyet, eğiterek ve iş vererek çocukları bunların elinden kurtarmazsa Türkiye yıllarca şantaja uğrayacaktır!
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 07.04.2006, 11:45
7.04.2006 Oktay Ekşi...

7.04.2006 Oktay Ekşi...

ADAlet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı sevindiren iki müjde verdi dedik, bugün onları ele alırız diye düşündük.

Lakin Başbakan Tayyip Erdoğan fırsat vermedi: Niyetimiz mal bildirimi rejiminin belini kıran "gizlilik" ilkesini "açıklığa" çeviren bir tasarıyla, "seçimlerde yapılacak masrafların denetlenmesi ve sınırlandırılması" ilkesini getiren tasarıyı değerlendirmekti.

Başbakan dün gazetecilere, Demokratik Toplum Partisi (DTP) Eşbaşkanı Ahmet Türk’ü ve PKK’yı hedef alır şekilde;

"Eğer legal bir yaşam içindeyseniz demokratik bir yaşamı, hayatı sürdürmek istiyorsanız zaten kaçmaya, göçmeye gerek yok. Elde silahla dolaşmaya gerek yok. Silahsız bir şekilde masaya gelirsin her şeyi konuşursun" deyince işler karıştı. Biz de söz konusu tasarılarla ilgili değerlendirmeyi ertelemek zorunda kaldık.

Buna mecburduk; çünkü Başbakan Erdoğan’ın sözü, yine kendi ağzından çıkan radikal yaklaşımlı politikalarla taban tabana ters düşüyor. Bu bir.

İkincisi... Yukarıdaki söz eğer DTP’yi hedef alıyor da ona "Elde silahla dolaşmaya gerek yok. Silahsız bir şekilde masaya gelirsin her şeyi konuşursun" deniyorsa...

"Sen nasıl devletsin de bir siyasi partinin elde silahla dolaştığını iddia edersin? Senin işin buna izin vermemek değil mi?" diye sorarlar.

Yok bu sözler DTP’yi değil de PKK’yı kastediyorsa:

Daha düne kadar "terör örgütüyle masaya oturmam" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan değil miydi?

Bir an için yukarıdaki düşüncelerimizi donduralım da olaya başka açıdan bakalım:

Türkiye’nin Güneydoğu’sunda yoğunlaşan terör olaylarına bir çözüm bulmak için Başbakan birileriyle masaya oturma ve görüşme yapma ihtiyacı duyarsa, öncelikle terör örgütünü veya onun siyasi uzantısı sayılabilecek kişileri mi, yoksa başta TBMm’de temsil edilen siyasi partiler olmak üzere, "ulusal bir politika üretmeye" yarayacak kişi ve kurumları mı çağırması gerekir?

Dün de yazdığımız gibi TBMm’de önceki gün yapılan görüşmeler "ulusal bir politika üretme" yönünde hiç işe yaramadı. Zaten iktidarın zaten böyle bir isteği ve beklentisi yoktu.

Çünkü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kafası hálá "gel-git"lerden kurtulmadı. Yani net değil. O nedenle bir gün "Kürt sorunu vardır" diyenlerle birlik olup onların türküsünü söylüyor, ertesi gün tam karşı tezin "Kızıl Elma"cısı oluyor.

Bocalamalarını üstelik herkes görüyor.

Bu da sebepsiz değil. Çünkü kullandığı çoğu kavramın ucunun nereye vardığını bilmiyor. Örneğin, önceki akşam katıldığı bir televizyon programında tutmuş, "üniter ulus-devlet" yapımızın temel taşı olan "Türk" kimliği yerine "Türkiyeli" kimliği koymakta sakınca görmediği anlamına gelen laflar etmiş.

"Vaiz-i Azam" olmak iyidir de... Ağzından çıkanı kulağın duyarsa iyidir
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 26.04.2006, 22:08
Eve gitmeden önce...

Yine uzun bir ara ve güncel sımsıcak politik gelişmeler ne yazıktır ki zamanında çoğunu yazamadım kısaca bir hatırlatmak gerekir...

1. Başbakanımız bel fıtığı dolayısıyla 1 hafta boyunca evde istirahata çekildi ve lüzumlu olarak da!!! 23 nisan günü mecliste bulunamadı. ancak bir sonraki gün ani ve kesin bir iyileşme ile meclisteki grup toplantısına katıldı...

2. Müstakbel cumhurbaşkanı adayımız!!! sayın meclis başkanımız çok değerli sayın Arınç laiklik ve demokrasi manifestosunu mecliste okudu... Akp lilerin ayakta alkışladığı küçük demokrasi dersi hepimize güzel bir ders oldu!!! :)

3. Savcı Sarıkaya meslekten (bence haklı olarak) ihraç edildi...

4. Irak Sınırına 350.000 asker kovuşturuldu.

5. Ve sosyal güvenlik yasa tasarısının ilk ayağı meclisten 3 günde geçti!!!!… CHP grupça meclisi boykot etti. Sayın başbakanımız ise meclisin resimlerini çektirterek gereken zamanda bunları kullanacağını açıkladı…

sevgili dostlar mazur görün çok kısa oldu ama saatte geç oldu :)
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 10.05.2006, 11:57
Diyanet'in Hz. Muhammed'in doğum tarihine yönelik başlattığı 'Kutlu Doğum Haftası' etkinliklerinin ardından, Kadıköy Belediyesi de Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı 19 Mayıs'ı 'Mutlu Doğum Haftası' olarak kutlayacak.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 1989'da başlattığı uygulamayla, bütün İslam dünyasında 'Mevlid Kandili' olarak kutlanan Hz. Muhammed'in doğum günü, Türkiye'de bir hafta boyunca süren etkinliklerle anılmaya başladı. Yurtiçi ve yurtdışında kutlu doğum haftası etkinlikleri kapsamında, İslami araştırma ödülü, üniversitelerde İslam konulu konferanslar, liselerde münazara ve müzik şölenleri, ilköğretimlere yönelik de şiir yarışmaları düzenlenmeye başlandı. Güneş ve Ay takvimleri arasındaki sistem farklılıklarından kaynaklanan sorunların önüne geçebilmek için Diyanet İşleri Başkanlığı 'Kutlu Doğum Haftası' etkinliklerini her yıl nisan ayının son haftası kutlama kararı aldı.
Cumhuriyet'in ilanının ardından kendisine doğum tarihi sorulan Atatürk ise, milli mücadeyi başlattığı Samsun'a çıkış tarihi olan 19 Mayıs 1919'un önemine vurgu yapmak için 'Benim doğum tarihim 19 Mayıs' demişti. Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk nüfus cüzdanına Atatürk'ün doğum tarihi 19 Mayıs 1881 olarak yazılmıştı.
Bu yıl farklı
Kadıköy Belediyesi, bu yılki 19 Mayıs kutlamalarının '15-21 Mayıs tarihleri arasında bir hafta süresince yapılmasına karar verdi. Bilbordlara asılan ilanlarda, '15-19 Mayıs Mutlu Doğum Haftası' etkinlikleri duyuruldu. 'Mutlu Doğum Haftası'nda çeşitli panel ve konserlerle Atatürk'ün doğum günü ve kurtuluş mücadelesinin kutlanacağı belirtildi. Belediye Başkanı Selami Öztürk, "Bu kutlamaların Kutlu Doğum Haftası ile bağlantılı hale getirilmesinin anlamı yok, çünkü Kutlu Doğum her yıl yapılıyor. Bizim kutlamamızın özelliği bu yıl Ata'nın doğumunun 125. yıldönümü olması. Mozart'ın doğumunun 250.yılı tüm dünyada ve bizim ülkemizde de kutlandı. Cumhuriyetimizin kurucusunun doğum yıldönümünün üstelik kendi ülkesinde kutlanması da doğal" dedi.
****
Başbakan Tayyip Erdoğan, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evdeki şeref defterinden çıkardığı Mehmet Dördüncü’nün "Ata’ya şikayet" mektubunu dün bakanlarına dağıtıp, olaya ilişkin bilgi verdi.

Hürriyet’in edindiği bilgiye göre, Erdoğan, "hakaret ve küfür içeriyor, böyle bir mektubun orada ne işi var" diyerek tepki gösterdiği mektupla ilgili hukuki inceleme yaptırttığını belirterek, yargı yoluna gideceğini söyledi. Mektubu okuyan bakanlar da Erdoğan’a hak verdi. Erdoğan ile birlikte bakan ve milletvekilleri, kendileri için "uşak, kafir, hırsız ve vatan haini" ifadelerini kullanan 82 yaşındaki Mehmet Dördüncü hakkında dava açmaya hazırlanıyor.
Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek de Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilere, "illegal örgüt bildirisi gibi" diye nitelediği mektubu yazan Dördüncü hakkında gerekli yasal yollara başvurulacağını belirterek, "Gereği neyse yapılacaktır. Herhalde bunun hesabını yargı önünde vermek durumunda olur" dedi. Çiçek, hükümet ile birlikte bütün AKP grubunun, "kafir, hırsız, uşak, vatan haini" gibi çok ağır ifadelerle suçlandığını belirtti. Televizyon kameralarının önünde mektubu da aynen okuyan Çiçek, Erdoğan’ın bu mektuba yönelik tepkisine gelen eleştirilere de, "Eğer siz bunlara dayanarak fikir özgürlüğü diyorsanız, bu sorumsuzluktur, bunlar her türlü edep duygularını aşarak herkesi suçlayan ifadelerdir" dedi.
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 10.05.2006, 11:58
Oktay Ekşi…
Neden ihtiyaç duyduklarını doğrusu anlayamadık.

Durup dururken TBMm Başkanı Bülent Arınç bir "laiklik" tartışması açtı. Tuttu 23 Nisan konuşmasında "laikliğin farklı yorumlarından" yakınıyormuş gibi laf etti. Ardından dediklerini, "laikliğin tanımı yapılmalı"ya çevirdi.

Sonra da "Gerçek laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı olmaz, olmamalıdır" dedi.

Başkana göre "Türkiye’de aslında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konumu tartışılmalı, gerekirse bu kurum kaldırılmalı. İmamların maaşının verilmesinden, camilerin bakımına kadar, geçmişte olduğu gibi (tüm dini hizmetler) vakıflar eliyle sürdürülmeli" imiş. (6 Mayıs 2006 Milliyet)

İkbal hesabı uğruna din duygularını pazara sürenden Allah hepimizi korusun. Çünkü o yol açılınca varılacak adreslerden biri İran, öteki Pakistan’dır. Ama biz şimdi onu bırakalım da konunun kendisine dönelim:

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da "Sayın Arınç’ın görüşlerinin yüzde 80’ini paylaştığını" söylemesi gösteriyor ki karşımızda ciddi bir sorun var. Çünkü iktidarın bu iki önde gelen adamı da "laikliği Anayasa’nın 24’üncü maddesinin gerekçesindeki gibi anladıklarını" söylüyorlar ve "Biz işte o anlamdaki laikliği korumaktan yanayız" mesajını veriyorlar.

Dedikleri 24’üncü maddenin başlığı onunla "din ve vicdan özgürlüğü"nün düzenlendiğini söylüyor. "Herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğunu" vurguluyor ama bu özgürlüğün "14’üncü maddeye aykırı olarak kullanılamayacağını" ihtar ediyor. Yani din ve vicdan özgürlüğünün "laik Cumhuriyet’i ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağını" bildiriyor.

Bilmiyoruz Arınç’ı, bu noktaya dikkati çeken Cumhurbaşkanı Sezer’in sözleri mi tahrik etti?

Ne var ki Anayasa’nın Başlangıç bölümü de "laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı"nı açık bir dille söylemiş.

Bu hükümleri Meclis Başkanı ve Başbakan görmezden geliyor, hatta yok sayıyorlar. Bahaneleri de "o gerekçede sadece din ve vicdan özgürlüğünün öneminden" söz edilip, "devlet ile din ilişkisi"nin dikkate alınmamış olması.

Anlaşılan bu noktayı ve bir de "Diyanet İşleri Bakanlığı’nın konumu" meselesini kendi kafalarında ince ince tartmışlar. Diyanet İşleri devletin bünyesinde kalmalı mı, kalmamalı mı konusunu görmezden gelmişler. O nedenle "Parti Programı"nda da "Seçim Beyannamesi" başlıklı metinde de bu konudan tek kelimeyle söz etmemişler. Ortalığa çıkıp, "28 Şubat süreci aklımızı başımıza getirdi. Bu ülkede neler yapılabilir, neler yapılamaz anladık. Biz artık sizin bildiğiniz o Milli Selamet ve Refah Partisi zihniyetinde değiliz. Biz laikliği kabul ediyoruz. Laik Cumhuriyet’le -laik rejimle- kavga etmiyoruz ve etmeyeceğiz" dediklerini duyunca biz de "Tamam... Nihayet doğru olanı gördüler" diye kendimizi aldatmışız.

Bu konuya sonra devam edeceğiz. Diyanet İşleri, Türkiye’de neden devletin içindedir, Arınç’a anlatacağız.

Ama bir gerçek var ki... Gerçek yüzleri yeni yeni ortaya çıkıyor.

bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 10.05.2006, 12:00
Bekir Coşkun…
BENce bu arkadaşlar develere binip "İslam’a uygun laik anayasa yapılır" diye hep birlikte Arabistan çölüne açılabilirler.

Öndeki devede fikir babası olarak Bülent Arınç olmalı.

Elbette Başbakan ve diğerleri de...

Araplar kervanı görünce her deveye neden beş kişi bindiğini çözemeseler bile, Arınç onlara "İslam’a uygun laik anayasa yapma" konusundaki "şevkini" anlatabilir.

"İslam’a uygun laik anayasa", size biraz "sıcak dondurma" gibi enteresan gelse de arkadaşlar ısrar ediyorlar.

*

Anayasa’nın "değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez" temel maddelerini değiştirmek istediklerini geçtiğimiz günlerde açık açık söylediler.

Yani iktidarın adamlarının hedefi; Anayasa’nın laik kimliği.

Bu bir siyasi mücadele değildir.

Bir rejim kavgasıdır...

Kaç gündür "İslam’a uygun laik anayasa" acaba nasıl olabilir diye düşünmekteyim.

Ve içinden çıkamamaktayım.

Nasıl olabilir?

Telefon açıp sorduğum birçok ünlü anayasa hukuku hocasından bir daha haber alınamamakta.

O zaman bunu açıklamak Bülent Arınç’a düşer.

Müstakbel Cumhurbaşkanı adayı; ama asıl önemlisi, laiklik ilkesini beğenmeyip değiştirilmesini isteyen ilk ve tek TBMm Başkanı olarak, nasıl bir laiklik çeşidi istediğini açıklamalı kamuoyuna.

*

Yalaka ve dönek kesime de biraz görev düşüyor.

Bu olanların sadece bir siyasi çekişme, bir iktidar dalaşması olduğu söylenebilir mi?

Tüm bu kanıtlar, söylemler, demeçler, açıklamalar, niyetler bir şey ifade etmiyor mu?..

Türkiye’nin bir rejim çatışmasının içine tepetaklak yuvarlandığını görememek olası mıdır?

Ve beter günlerin kapıda beklediğini...

"Laiklik" gibi cumhuriyetin en temel ilkesini beğenmeyip İslam’a göre değiştirmek isteyen zihniyet, şu anda Türkiye’yi yönetiyorsa ve önümüzdeki sene önlerindeki tek engel Cumhurbaşkanlığı’nı da ele geçirmeleri kaçınılmaz gözüküyorsa...

Bu ne olabilir?..
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 17.05.2006, 19:43
Adalet sahipsiz laik cumhuriyet sahipsiz...

Önce Cumhuriyet Gazetesi şimdide Danıştay ve çok değerli bir üyesinin katledilmesi...

Söyleyecek çok şey var...
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  father karas    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 17.05.2006, 19:50
evet milşin haklısın.. kanaltürk'te çok güzel bir konuşma yapıldı.. cumhurbaşkanımız.. ahmet necdet sezer'in yaptı üzüntü dolu konuşma ile.. tayyip'in yaptığı düzeyisz ve mantıksız konuşmanın karşılatırmasını yaptılar.. güzeldi.. başımızdakilerin provakasyona gelmeyelim sözünü.. aslı provakasyon yapan sizsiniz dercesine eleştirdiler.. vefat eden danıştay üyesine allahtan rahmet.. yaralı üyelere sağlık diliyorum.. umarım halk bi gün bu olanların hesabını soracaktır.. saygılar sevgiler..
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 22.05.2006, 12:12
Gelişmeler olanca hızıyla devam ediyor. Bir kısım medya sayın başbakan ve takımını aklamanın telaşı içerisinde de olsa gerçekler olanca çıplaklığıyla gözler önünde tabiki bakmayı bilene...

Erdoğan ilk önce bunun partisine yapılmış bir komplo olduğunu söyleyip Deniz Baykal'ın bu komplonun içinde olduğunu açıklayarak herkesi şok edecek bir açıklama yaptı. Niyet belliydi tabiki gündemi başka taraflara çekmek olayın vahametini bir nebze unutturmak... Sonra ne oldu yaptığı açıklamanın inandırıcı olmadığı gerçeği basın tarafından da üstü kapalı teyit edildiğinden bu söylemi fazla uzatmadı (elbtte şimdilik siyaset bu neler oalcağını önceden kimse tahmin edemez). Daha sonra gündemi değiştirmek için Org. Hilmi Özkök'ü söylediği sözden ötürü eleştirip olayı farklı taraflara çekmekteki başarısını kanıtladı... Eleştirileri bugün dahi devam ediyor. Org. Hilmi Özkök ne demişti peki: dediği şey halkın bu duyarlı tepkisinin devam etmesi gerektiği ... Ama Sayın Başbakan bunun altında farklı şeyler arıyor tabiki... Birde Mehmet Ali Şahin 'in beni çok güldüren bir açıklamasını yazmak istiyorum ne dedi Sayın Bakan: Vakit Gazetesi ne kadar suçluysa Cumhuriyet Gazatesi de o kadar suçludur. Cumhuriyet Gazatesi de bizi hedef gösteriyor dedi neyse yorumu size bırakıyorum...

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı, Danıştay'a yapılan saldırı hakkında, "Emperyalizmin Türkiye'deki uzantılarına dışardan verilen cesaret sonucu ortaya çıkan bir hadise" dedi. Daha sonra açıklaması şöyle sürdü "Biz aynı şeyi Uğur Mumcu cinayetinde de yaşadık. Arkada çok çok büyük güçlerin içinde bulunduğu örgütler vardı, bu yüzden sonuca gidilemedi. Bu olayda da, böyle bir ortamda sonuca gidileceğine inanmıyorum. Bu olayda da yine son halkadaki unsurları bulacaklar. Ve bu işi yürütenlerin ondan sonraki örgütlere gitmeye güçleri yetmeyecektir. Çünkü biraz daha gidilirse kendileri açısından Çapanoğlu ortaya çıkar. Kendileri çok zor durumda kalır. Ayna kendilerine yöneltilmiş olur." Bu tespite sadece şapka çıkarılır...

bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın. 
  milşin    ÜYE Profili  WEBMesaj ile özelden konuş 14.06.2006, 10:35
Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması’nın sonuçlarına göre toplumumuzun yüzde 9’u şeriat istiyor. AB’ye desteğin azaldığının ortaya çıktığı ankete katılanların yüzde 74’ü dindarlara baskı yapılmadığı görüşünde.

Sabancı Üniversitesi, Işık Üniversitesi ve Açık Toplum Enstitüsü işbirliğiyle "Türkiye’de Sosyal Tercihler" araştırması siyasette sağın ağırlığını koruduğunu ortaya koydu. Araştırma, İstanbul, Van, Ankara, Konya, Rize, Samsun, Erzurum, Kars, Diyarbakır, Bursa, İzmir ve Antalya’nın da aralarında bulunduğu 23 ilde, 18 yaş ve üzeri 1846 kişiyle gerçekleştirildi. Katılımcıların yüzde 44’ünü köy doğumlular, yüzde 28’ini gecekonduda oturanlar, yüzde 42,6’sını da ilkokul mezunları oluşturdu. Katılımcılara yöneltilen sorular ve ortaya çıkan sonuçlar şöyleydi:

Hilesiz Para Kazanılmaz

Hükümetten ve hayatımdan memnunum: Yüzde 54.1

Türkiye’nin en önemli 2 sorunu: İşsizlik ve enflasyon-Hayat pahalılığı

Kişisel düzeyde en önemli sorununuz? Enflasyon ve hayat pahalılığı

Ekonominin durumu kötü: Yüzde 48.1

İnsan amacına ulaşmak için her yola başvurabilir: Yüzde 50

Çok para hilesiz kazanılmaz: Yüzde 63.

Namus Konusu

Başkalarına güvenmiyorum: Yüzde 92

Kimse kimsenin dini inancına karışmamalı: Yüzde 76

Namus olaylarında saldırı her zaman cezalandırılmalı: Yüzde 82
<