| filmler hakkında...
Bu yıl festival broşürlerinde filmin kaynağının belirtilmemiş olması iyi olmadı, diye düşünüyorum; sonradan vizyona girecek birkaç filmi de seyretmiş oldum (gerçi, geçen yılki festivalde Türkiye hakları alinmış diye gördüğümüz filmler, birkaçı dışında hala vizyona giremedi!).
Mesela, vizyona gireceklerden Otobüs Durağı; Çilek ve Çikolata'nin ardindan daha iyi bir film bekliyordum ben bu yönetmenden. Otobüs Durağı iyi bir seyirlik, insani gülümsetip duruyor, insani doğruyla kuralları da karşı karşıya getiriyor; ama yine de cok fazla şey bırakmadı bende.
İzledigim en "farklı" filmlerden biri, Dunyada Bir Yer oldu (yönetmen hakkında okuyunca, filmdekiler gibi onun da evsiz oldugunu oğrendim); filmdeki yaşamı (topluca harabe bir yerde neredeyse çöplerle beslenerek, ama -dışarıdaki-toplumun kurallarına uymak zorunda olmadan) kurulu düzenin bir parçasi olmaktan çıkıp özgür olmak diye değerlendiriyor. Film etkileyiciydi; ancak, evsizlere, sakatlara, köpeklere kucak açılan bu yerde, seyrettiğimiz sefaletin, bunu tercih etmenin anlamı üzerinde biraz daha durmalıymış gibi geldi bana yine de. Çünkü, bir süre sonra söylenenleri unutup sefalete dalıyor insan ve 'değer'i ya da 'değip değmeyeceği' gibi soruları, 'özgür olma'yı filan biraz unutuyor (hele de çocuğunu kaybeden anneyi seyrettikten sonra). Öte yandan evden ayrılan karakterde gözlediğimiz "karşılıksız sevgi" ve bu evi arayan ve bulan karakterin söyledikleri (kimse, sakatlara bile sevgiyle bakılan böyle bir yere inanmıyor!) bu sefalet görüntüsünün ardında biriktirilenleri ve insan olmayı sorgulatıyor. Bir de aşk+cinsellik de giriyor işin içine; yalnızca aşık olduğu kişiyle beraber olmak ya da 'iç güdüsel' olduğu iddia edilen şekliyle orada herkesle - özellikle sakatlar da - beraber olarak kendini 'özgür' kılabilmek. Kurallar ve genel-geçer değerlerle yaşayan toplum tarafından 'anlaşılır' olmaktan uzak bu yaşantı, bir polis baskınıyla bölünüyor; uyuşturucu ve çocuk kaçırmakla suçlanan, orada oldukları için horlanan insanların tepkileri; özellikle de çocuğunun elinden alınacağını düşünen annenin tepkisi, çocuğunu vermektense (arkadaşlarını dinlemeyerek) öldürmekle polisleri tehdit etmeye varan sahiplenmesi düşündürücü/etkileyiciydi. Filmin sonundaki 'teslimiyet' de öyle: bu azınlığa toplu yaşama deneyimlerinde öncülük eden baş kahramanın devletten yardım almak için gün boyu kuyruklarda beklediğini öğrendik. Sakatlara bile sevgiyle bakılan bu yeri arayıp bulan ve onlara katılan karakter (buraya - sevgiye bir anlamda - olan inancını gördüğümüz), bulundukları yeri son terk eden o oldu; filmin son karelerini oluşturan umutsuz bakışlarıyla.
Imamura filmlerinden iki tanesini seyredebildim: Tanrıların Derin Arzuları ve Yılan Balığı. İlkini daha çok beğendim. Filmde doğa ve insanın karşı karşıya gelişi, inançlarla teknolojinin çatışması bir yana, bence Tanrıların Derin Arzuları'yla güç sahiplerinin arasındaki ilişki de çok ilgi çekiciydi.
Bir üniversitede yapılan deneyden yola çıkarak yapılmış Deney ise, üniformanın nasıl da insanı yoldan çıkardığını, "güç bende artık" dedirttiğini çok güzel anlatmış. Günlük yaşantımızda da oldukça sık rastladığımız bir durum bu; üniforman mı var, gücün var! Radikal'in okur anketleri bu filmi 1. seçmiş yarışma filmleri arasında. Ben yarışma filmlerinden bir de Elling'i seyrettim; özetle duygusal ve eğlenceli (vizyona da girecekmiş galiba 10 Mayıs'ta) bir film. Festival 1.si Magonya'yı göremedim; gören arkadaşların yorumlarını alırsam sevinirim.
Dogma filmlerine gelince; Gerçek Bir İnsan'ı da, Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca'yı da beğendim. Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca zaten çok söz edilen filmlerden biri. Gerçek Bir İnsan, 0 km. bir insanla 21.yy'a dek yol katetmiş insanın karşı karşıya gelişi; 'gerçek bir insan' olma durumu bazen acı, bazen de eğlenceli haliyle etkileyi bir biçimde anlatılmış: Hiç insan olma deneyimi olmayan, ama 'gerçek bir insan' olmak isteyen kişinin değerlerini, kurallarını, yaşamlarını bilmediği bir toplumla serüveni.
İnançlı, Ekmek ve Süt, Pazartesi Sabahı, Zor Günler çok beğendiğim filmler oldu. Festivalin en çok konuşulan filmi Hedwig ve Kızgın Çıkıntısı'nı da beğendim, ama daha çok hem yazan, hem yöneten, hem de oynayan John Cameron Mitchell'i hayranlıkla izledim desem daha doğru olur.
Ekmek ve Süt, özellikle bir ilk film olduğu için ilgimi çekmişti programda, üstelik de ödüllü bir ilk film.
Çok uzadı bu yazı, ama ben seyrettiğim festival filmleri ile ilgili düşüncelerimi yazmaya devam edeceğim. Umarım, katılan olur...
|