 |
 |
| Uzakdoğu Sineması |
| Uzakdoğu sineması sadece Halka ve Göz gibi Japon korkularıyla değil, Kaplan ve Ejderha, Hero gibi Çin filmleri ve İhtiyar Delikanlı gibi Kore yapımlarıyla da ülkemizde ve dünyada, giderek artan bir ilgiyle takip ediliyor. Buyrun konuşalım... |
|
| 2760 kez okunmuş / 82 cevap yazılmış > Son cevap 09.06.2008, 20:23 |
|
|
|
Elisabeth Kostova
| 01.04.2007, 23:26 |
|
Ah o kadar yogunum ki film izleyemiyorum!
Buradaki yorumlarin uzerine bir "Aci Tatli Hayat" izleyeyim diye dusunmustum, halen izleyemedigim icin..Neyse! bu aralar is yuzunden CD'ye ancak uzaktan bakabiliyorum. En kisa zamanda izleyip, sizlerle paylasacagim:) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 02.04.2007, 12:15 |
|
| Aynen Elizabeth, ben de bu aralar hiçbirşey izleyemedim işlerden dolayı. Bu hafta şöyle güzel bir uzakdoğu filmi izleyip paylaşmak istiyorum sizlerle yorumumu. Ne diyelim, herkese kolay gelsin:)) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 04.04.2007, 11:26 |
|
When Spring Come (2004) G.Kore Drama İmdb Puanı: 7,5 Verdiğim Puan:7,5
Çektiği ekonomik sıkıntılar ve iş bulamama sorunlarının yanında, bir de sevgilisinden ayrılan trompet ustası bir adamın, herşeyi bir kenara bırakıp ücra bir kasabanın okulunda müzik öğretmenliğine başlamasını anlatıyor film. Film konu itibariyle "School of Rock" ve "Koro" ya benzer bir yapıya sahip. Yani, öğrencilere müzik aşkını aşılamak isteyen bir öğretmenin çabalarıyla ilgili. Ancak filmi, türdeşlerinden ayıran en önemli yanı, öğretmenin özel hayatının filmde daha fazla yer etmesi. Aslinda müzik daha geri planda yani.
Kendi adıma filmi beğendim. Zaman zaman ağırlaşsa da, özellikle "old boy" dan tanıdığımız Min-S*k Choi faktörü filme damgasını vuruyor. Adamın bugüne kadar 4 filmini izledim. Hepsi birbirinden tamamen farklı 4 karakteri de haddinden fazla iyi oynadığını söyleyebilirim. Bence sadece uzakdoğuda değil, dünya sinemasında en iyi oyunculardan biri. Sonuç olarak film bazı sahneleriyle ve oyunculuklarıyla farklılık yaratmayı başardığı için, sizlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
p_kybele
| 06.04.2007, 19:33 |
|
Battle Royale I-II yapım yılları: 2000-2003 yönetmen:Kinji Fukasaku
Merhaba arkadaşlar forumu sürekli takip etmeme rağmen yazmıyordum bu başlığı görünce uzakdoğu filmlerini bana sevdiren battle royale'den bahsetmek istedim. Milenyumun sonunda Japon toplumu giderek yozlaşmakta, işsizlik % 15 artmakta 800.000 öğrenci okulları boykot etmektedir ve ahlaksızlık dizboyudur. Bütün bunların sonucunda ailelerinde onayı alınarak büyük bir oyun başlar: ÖLÜM Oyunu. BR yasası hazırlanır. Yasaya göre adaya gizlice getirilen öğrenciler kendilerine verilen farklı silahlarla birbirlerini öldürecekler ta ki biri kalıncaya dek. Battle Royale II’ de ise ilk oyunun galibiyle ölüm oyunu üç yıl aradan sonra devam edecektir ve özellikle ikinci film de aslında ölüm oyununun neye ve kimlere karşı olduğu dünyadan savaş görüntüleri ve felsefi diyaloglarla ortaya çıkacaktır. Şiddet sahnelerinin yanı sıra ölüm korkusuyla oldukça duygusal anların da yaşandığı filmin sitesinde de oyuna katılanlarla ilgili ilginç bilgiler ve resimler bulunmaktadır. Şiddetle tavsiye ederim.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 11.04.2007, 16:54 |
|
Elizabethcim ben de baya ara verdim şu uzakdoğu sinemasına. Bu aralar hollywood filmleri izler olmuşum farkında olmayarak. Ama yine de araya Curse of Golden Flower'ı sıkıştırdım:)Avelon bahsetmişti zaten daha önce de topikte, o nedenle doğrudan yorumuma geçebilirim:
Curse of the Golden Flower (2006) Çin İmdb Puanı: 6,8 Verdiğim Puan:7 Yimou Zhang filmleri artık kendini hemen belli ediyor. Bu durum, bir yönetmen için iyi midir kötü müdür tartışılır. Ancak, özellikle hemen hemen her filminde kullandığı renkler filmi bütünüyle sarıyor. Dünya sinemasında renk kullanımı konusunda Almadovor ile Yimou Zhang ikilisinin artık usta olduğu tartışılamaz. Bu filmde de, sanat yönetimi yine ön plandaydı. Konu da oldukça ilginç ve sürükleyiciydi. Ancak Hero gibi bir film bekleyenler, sanırım bu beklentilerini yönetmenin bir sonraki filmine saklayacaklar. Son olarak şunu da söylemezsem içimde kalacak, Gong Li Zhang Ziyi den belki daha güzel değil ama kesinlikle çok daha iyi ve karizmatik bir oyuncu. Bu filmde kendisine tekrar hayran oldum. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Avelon
| 12.04.2007, 15:52 |
|
Spring, Summer, Fall, Winter ... and Spring (2003)
Yön: Kim Ki-duk
Ne zaman bir Uzakdoğu filmi izlemeye kalksam türlü maceralar yaşıyorum, bu filmde de öyle olduğundan gecikmeli izledim.
Filmle ilgili yapmak istediğim ilk yorum en çok hoşuma giden iki şey ile ilgili; birincisi, Budizm'le ilgili olarak Budist olmayan polisler dışında kimsenin adı yok ve hatta bir kişinin yüzü bile yok.. İkincisi ise elimiz değmeden açılan kapılar...
Bize uzak bir felsefe olduğundan Yay veya Boş Ev gibi diğer filmleri kadar kolay anlaşılır bir film değil. Filmin en çarpıcı özelliği yine harika doğa manzaraları ve görüntü yönetmenliği. Oyunculuklar ve müzik (Boş Ev kadar olmasa da) başarılı. Filmde yere kazıdığı dua (Heart Sutra) oldukça etkileyiciydi ancak çevirisi yapılmadığından bu etkiyi o esnada yaşayamadım. Birçok sembolle süslenmiş film, bu kültürü / felsefeyi / dini bilmeyenler açısından oldukça etkileyici. Müthiş dingin, çok anlamlı, sembolik ama çok aşikar ve şık, sizi bu sembollerle boğmayan / yormayan bir film. Kısaca "Hayat"ın özeti.. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
LarsVonTrier
| 13.04.2007, 03:43 |
|
merissa, Gong Li için söylediklerin kesinlikle doğru. Curse of the Golden Flower'ı sırf onun için izlemek istiyorum. Fragmanlarında gördüm kilitlendim desem yeridir :) Ama Maggie Cheung'un tahtı çok sağlam nazarımda :) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 13.04.2007, 11:24 |
|
Shoei imm*mura ‘dan Narayama Türküsü (Narayama Bushiko)
19. yy sonlarında Japonya’nın Naray*ma dağı eteklerine kurulmuş bir köyünde yaşanan acımasız bir geleneğin anlatıldığı bir filmdir naray*ma türküsü… ıssız ve gayet doğal bir yaş*m sürmekte olan köy halkının yıllardır yoksullukla baş etmek için uyguladıkları acımasız bir yöntem vardır 70 yaşına gelmiş köyün yaşlılarını naray*ma dağına çıkarıp orda ölüme terk ederler ve bunu bir nevi dini bir ritüelmiş gibide manevi bir derinlik katarlar… yaşlılar dağa çıktıkları zaman bir süre sonra dağ tanrısının onları almaya geleceğine inanırlar. tabi bu gerçek olan acımasızlığın manevi değerler katılarak bir nebze de olsa hafifletilmiş halidir aslında… amaç hayatta kalabilmektir sadece yoksullukla mücadele ama acımasız ve gaddar bir mücadele…
Aslında büyük bir ego, yaş*ma egosu vardır hikayemizde ancak bütün iyiniyetten ari bir şekilde sadece hayatta kalmak bu uğurda da yaşlıları öldürmekten çekinmeyecek kadar bencil bir yaş*a egosu… doğrusu tek yaşlılara karşı değil kalabalık ailesini doyurmak için gizlice yiyecek çalan bir ailenin sonuda oldukça etkileyici anlatılmıştı filmde sonları köylülerce diri diri gömülmek oldu… bu da vahşi yaş*ma egosunun bir kan*tı niteliğinde önemli bir ayrıntıydı filmde…
İmm*mura filmlerini hep merak etmiştim ilk filmimi seyrettim yakın bir z*manda onagi yide seyredeceğim ama diğerlerini bulmak çok zor ne yazık ki 21. İst. Film festivalinde İmm*mura’nın filmleri toplu olarak gösterilmiş umarım tekrar yayınlarlar umut işte…
Pen-Ek Ratanaruang’ın yönetmenliğini yaptığı hayalet dalgalar ( invisible waves)
Konusu, patronunun karısıyla ilişkiye giren kahramanımız kyoji bunun öğrenilmesinin ardından patronuyla bir anlaşma yapar… patronu, karısını öldürmesi koşuluyla kyoji’nin hayatını bağışlayacağını ve ona yeni bir hayat sağlayacağı sözünü vererek karısını öldürtür. Bu noktadan sonra kyoji’nin bir gemiyle hong kong’u terk edişine tanıklık ederiz. Sonra da intikamına …
İlginç bir film açıkcası bu kadar basit konusu olan bir film nasıl oluyor da bu kadar gerilimli ve merak uyandırıcı puslu ve her an enteresan bir olay olacakmış gibi seyirciyi pür dikkat ekrana kilitledi hayret ( ne demek istediğimi filmi izleyen arkadaşlar anlayacaktır muhakkak) bu, filmin bu noktadaki başarısı sanırım...ancak bir çok noktada eksiklikleri de vardı hatta affedilemez kusurları… örneğin bir çok karede ortaya çıkan mikrofon nasıl olur da yönetmenin dikkatinden kaçabilmiş üstten oyuncuların seslerini alan mikrofon filmin en gerilimli anlarında ortaya çıkıp hepimizin konsantresini mahfettiği gibi filmin başarısını önemli anlamda gölgelemiş… diğeri ışık birkaç sahnede çok bariz ışık denetiminin kontrollü yapılmadığı gözüküyor nasıl olurda bu hatalar yapılmış anlamak zor gerçekten işleniş olarak güzel giden film bunlar ve son sahnelerdeki gereksiz kurgu ve yine sonlardaki gereksiz senaryo yüzünden filmi epey sekteye uğratmış… bu sebepler yüzünden de ortaya orta karar bir gerilim filmi çıkmış |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 13.04.2007, 13:09 |
|
Arkadaşlar, ilginiz için tekrar teşekkürler. Avelon'cum sonunda izleyebilmişsin filmi. Yorumuna da söylenebilecek hiçbirşey yok. Hatta benim dikkat etmediğim yerleri de yakalamışsın. Tekrar teşekkürler. Yeniden izlemem gerekecek, baya unutmuşum filmi:))
Sevgili Lars, sen sadece fragmanı izlemişsin. Ancak filmi izlesen Maggie Cheung diye birini hatırlayamayacaksın bile:)))O kadar da iddaalı konuşuyorum bak:))
Milşincim, uzun zamandır indirmek için listemde beklettiğim bir filmdi Narayama Bushiko. Konusu gerçekten çok çok ilginç ve gerçekten uygulanan bir gelenek olması filmi daha da merak edilir hale getiriyor. Yalnız, bu film iki kez çekilmiş. 83 ve 58'de. Sen hangisini seyrettin? İmdb'de filmlerin afişleri bile neredeyse aynı. Senin film hakkındaki yorumlarından sonra, biran önce indirmek farz oldu. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 13.04.2007, 13:28 |
|
Jibeuro (The Way Home) - 2002 G.Kore-Dram İmdb Puanı: 7,6 Verdiğim Puan: 8
Bu kadar naif, bu kadar berrak bir film izledim mi hatırlamıyorum. Uzakdoğunun bu sessizliğine bayılıyorum. Filmlerde çoğu zaman karakterler yerine görüntüler konuşuyor ve bu yüzden de belki kendi içlerinde değil ancak dünya sinemasında farklı bir yere sahipler.
Film bir kadının, 8-9 yaşlarındaki oğlunu yaz tatili için, küçük ve döküntü bir evde tek başına yaşıyan dilsiz ve kambur annesine bırakmasıyla başlıyor. Şımarık ve kaprisli bu küçük çocuk ile büyüannesi arasında yaşananlar çoğu zaman izleyenlerin sinir katsayısını yükseltiyor. Çocuğu bir güzel pataklamak geçiyor içinizden:))Çocuğun büyükannesine karşı acımasızca davranışları.. Yemek parası bile bulmakta zorlanan, tek geçim kaynağı yetiştirdiği kabakları pazarda satmak olan büyükannenin, cebindeki son parayla torununa çikolata alması...Küçük bir çocuğun köyde tanıştıdığı bir kıza karşı hissettiği aşkın yansımaları..Ve tabii ki hüzünlü ama gülümseten sonu..
Sonunda da yönetmenin belirttiği gibi, tüm büyükannelere adanmış bir film bu. Klişe sahneler yok değil. Küçük bir çocuğun bu kadar acımasız olmasının nedenleri üzerinde durulmadığı için, hareketleri de biraz olsun inandırıcılığını yitirmiyor değil. Yine de bu klişe öyküyü anlatım tarzını çok beğendim. İyi ki izlemişim. Yaz aylarında babanemin yanında kaldığım zamanlar geldi aklıma. Kısacası, herkesin kendini içinde biryerlere koyabileceği bir film bu. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
merissa
| 16.04.2007, 15:50 |
|
| Tam 1 word sayfası Yimou Zhang'ın "Lifetimes" filmi için yorum yazdım ve 1 saatimi aldı filmi yorumlamak. Ama beyazperde.com'a ve dolayısıyla bu topiğe daha fazla yazamayacağımı üzülerek belirtmek istiyorum. Yok şu kelime sakıncalı yok burası olmaz, diyerek beni çileden çıkarmayı başardılar. Sonuç olarak, sakıncalı denen yeri de bulamadım. Ve dolayısıyla özene bezene hazırladığım yorumumu da ekleyemedim. Başka bir sitede yayınlatacağım artık. Herkese topiğe gösterdiği ilgiden ötürü teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalın. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
katedral132
| 23.10.2007, 23:00 |
|
aslında dün izledim(en son izleidğim uzakdoğu filmi) fedakar kız........öykünün uçları açık,hemen her uzakdoğu filminde olduğu gibi....aniden cut...bitivermiş....ama güzledi,etkileyici.....çok gaarip duyguları aynı anda hissettiren bi film... :) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
eaten_hunt
| 05.11.2007, 16:13 |
|
-bugün küçük kıyamet filmini seyrettim(2006) -türkiye -6.5 puan verdim -taylan biraderlerin daha önce izlemiş olduğumuz okul filmine göre çok çok daha ciddi bir film olduğunu düşünüyorum.farklı bir sinema deneyimi oldu benim için. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
mimsizim
| 19.12.2007, 16:53 |
|
'merissa' ya 'Acı tatlı hayat' hakkında cevap: Mantık çerçevesinde bakmamak lazım demişsiniz. Filmde bulduğun mantıksız tarafın bir adamın herkesi haklaması olarak varsayarsak; İzlediğiniz diğer Güneykore filmlerinde de dikkat ederseniz Kore'de silah bulmak çok zor. Mafyanın bile elinde ancak bıçak olabiliyor. Buyüzden kahramanımız binbir zorlukla bulduğu silahı ile karşısındaki bıçaklı orduya kafa tutabiliyor. Silahlı çatışmalara geince de ben mantıksız bir taraf göremedim şahsen. Bunlara ek olarak filmin ağaç dalları ile olan sağlam felsefesinden de bahsetmek istiyorum. İzlerken dikkat ettiyseniz filmin başında anlatılan dalların sallanması ile ilgili olan hikaye film boyunca devam ediyor. Sallanan dalları ve gölgelerini bir çok karede özellikle vurgullandığını görüyoruz. Aslında bahsedecek çok şey var ama şimdilik bu kadar olsun... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
htemel55
| 05.05.2008, 22:58 |
|
A Moment to Remember .... bugün izledim... 2.30 dklık bi film izle izle bitmez diyodum... Fakat doyamadım. Hiç aşık olmamış,bi erkek olarak. Hayatımda ilk kez;
-Vayy be Aşk böyle bişeymiş demekki.dedim.
Babam ve Oğlumdan sonra yine..insanın bian dolduğu an olurya...Hınk... dedim bazı sahnelerde laa Erkek adam ağlarmı hiç dedim..Yuttum....Tek kelime ile MÜ-KEM-MEL...........Saygılarımla.... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
 |
 |
 |
|
 |
|