 |
 |
| cAfé Beyazperde |
| Gelin, sinemayla ilgili olsa da, Beyazperde.com Forum Alanlarının konusu dışında kaldığı için yazacak yer bulamadığınız yazışmaları bu serbest alanda sürdürün! Serbest dediysek diğer kurallar değişmedi elbette: Nezaket sınırları içinde kalacağız, kişisel ve sinemayla ilgisiz mesajlar atmayacağız... vs... vs... |
|
| 1972 kez okunmuş / 56 cevap yazılmış > Son cevap 15.07.2008, 17:22 |
|
okaliptus80
|
|
| ______ Devrim Sineması ______
Son dönem Avrupa işçi sınıfının rafine yaş.mları üzerine müthiş bir mercek tutan İspanyol harikası 'Los Lunes Al Sol' (Güneşli Pazartesiler) filminden unutamadığım bir sahne/diyalog;
O akş.m bir çocuğa bakıcılık yapmak zorunda kalan 'Santa', dostları ile verandada sohbet ediyor. Muhabbet koyulaşmıştır, derken bir arkadaşı anektod geçer: Rivayet odur ki, mühendislik ile uğraşan iki "eski tüfek" yıllar sonra karşılaşmışlar. S.S.C.B.'nin çoktan tuzla buz olduğu dönemler yani... Bu iki eski sosyalistten biri ötekine demiş ki; - Bak dostum! Bizi yıllardır uyutmuşlar hep... Komünizmle alakalı söylenen her şey uydurmaymış meğer! Arkadaşı cevaplamış; - O da birşey mi! Asıl kapitalizm hakkında söylenen her şey y.lanmış! (...)
Bu başlık, '7. Sanatta Feodalite ve Burjuvazi' adlı hedonist diyebileceğim topiğin tam z.ttı bir çizgi izleyecek. İki topik farklı konulara işaret ediyor olsalar da, bir bakıma birbirlerinin öncül ve ardılları, tamamlayıcıları olarak da görülebilir. Eş zamanlı olarak açmayı düşünüyordum ancak bu çifte eziyet olacaktı; hem takip edip katkı yapacaklara, hem de bana... Halihazırda arşivimde 'Digital Kültür' yayınlarının çıkardığ. toplu koleksiyonu mevcut olan Devrim Sineması'nı (nam-ı diğer 'Dünyayı Sarsan Filmler'i), ayrı bir başlıkta ve etraflıca ele almak iyi olacak "artık".
'Devrim Sineması' nedir öncelikle? Devrim sineması, 1917 Ekim Devrimi ertesi "genç" sosyalist cumhuriyette ortaya çıkmış ve ismiyle muadil bir sinemadır. Başta Lenin olmak üzere devrimin Bolşevik mimarları ve pratisyen kadrolarının, teorisyen/entellektüel çevrelerle girdikleri ilişkinin neticesinde açığa çıkmış olup, aynı mimar kadroların h.m.liğindedir.
Sosyalist gerçekçiliği şiar edinmiş bir sinemadan bahsediyoruz. Dolayısıyla topyekün ''sanat için sanat'' anlayışına karşı çıkar Devrim Sineması. Yeryüzünün gördüğü en büyük kur.m ve yönetim şekillerinden bir tanesi olan ''Marksizm" (kişisel fikrim olduğunu düşeyim de.), bütün kültür araçları "proleteryanın eğitimine hizmet etme" amacı taşımalıdır demiyor muydu? Rus toplumu, '17 öncesi bas.t bir köylü toplumundan ve cahil halk yığınlarından müteşekkil idi. Okuma/yazma bilmeyenler çoğunluktaydı. Dolayısıyla böyle bir içtimai/kültürel acziyet içerisindeki cumhuriyette, devrim düşüncesin. tesis etmek ve özümsetmek hiç kolay olmayacaktı. İşte bu noktada, devrim ile hemen hemen yaş.t olan 7. sanat üstlenecektir proleteryanın eğitimini. İşçinin ve köylünün sinemasıdır o... Amaç, cehaleti ve ataleti gidermek... Lenin'in bizzat kendisi de sinemanın öteki tüm sanatlardan üstün olduğunu ifade etmiştir zaten. (keza Stalin'in sinemaya olan yakın merakı da bilinir. 1 sene önce bir başlıkta geçtiğim yazıyı hatırlarsınız belki.)
"Sinema, insanların duyarlılığını ve kollektif bilincini geliştirecektir. Sinema, değişik kültür-dil ve eğitimden milyonlarca insana 'kendini anlatmalıydı'; insanlar o aynada 'kendilerini görmeliydi'. Sovyet topraklarında yerleşik yahut gezici sinema salonlarının, önce kentleri ve kışlaları ele geçirdiğini, ardından köylere ve okullara dek yayıldığını hesaba katınız." (Bu, kara kaplı defterimdendi.) Burada görülen odur ki yukarıdan aşağıya bir döngüsel hareket söz konusu. Doğal olarak... (farklı biraz ama 'Köy Enstitüleri' ve 'Halkevleri' geliyor akıllara.)
Slav sinemasına şöyle bir bakın, membaını daha ziyade roman ve hikâye uyarlamalarının teşkil ettiğni farkedeceksiniz. Erken dönem Sovyet sinemasında da durum böyleydi. Roman ve hikayeler ekrana uyarlanıyorsa da (en başta Gorki...) k.tap bir bahaneden ibaret. İşin özü, sosyalizmin kuruluş sürecinde bu malzemenin estetik bir anlayışın yararına değil; bir 'siyasi girişim' olarak kullanılmasıydı. Konjonktüreli hesaba katarsak doğru olan da buydu. --- Bakın yanlış anlama olmasın! Çiğ ve kuru bir 'didaktizmden' yana değilim şahsen. Salt belge-seli kaps.mına girer zira... Sinemada, estetik ve sanatsal kaygılar külliyen bir kenara itilemez elbette. Eisenstein'in kimi epik örnekleri bunun müşahhas sunularıdır ileride görüleceği üzere. Ancak dediğim üzre ana çizgi 'sosyo-ekonomik' kaygılar ve öyle de olmak zorundaydı.
Başlığın akla getirdiği ilk örnekler; - 'Bronenosets Potyomkin' / Potemkin Zırhlısı (Sergei Eisenstein - 1925) - 'Stacka' / Grev (Sergei Eisenstein, 1925) - 'Octiyabr' / Ekim (Sergei Eisenstein, 1927) -"Dünyayı Sarsan 10 Gün" adlı ünlü eserden hareketle...- - 'Alexander Newsky' (Sergei Eisenstein, 1938) - 'İvan the Grozny' / Korkunç İvan (Sergei Eisenstein, 1944) - 'Mat' / Ana (V. Pudovkin, 1926) - 'The Man With the Movie Camera' / Kameralı Ad.m (Dziga Vertov, 1929) - 'Tri Pesni o Leninye' / Lenin Üzerine Üç Şarkı (D. Vertov, 1934) - 'Konets Sankt-Petersburga' / San Petersburg'un Sonu (V. Pudovkin, 1927) - 'Detstvo Gorkogov' / Çocukluğum (Mark Donskoy, 1938) - 'Moi Universitety' / Benim Üniversitelerim (Mark Donskoy, 1940) - 'lyudyakh' / Ekmeğimi Kazanırken (Mark Donskoy, 1938) - 'Kronştadlıyız' (Efim Dzigan) - 'Gençliğim' (*arşivimde bulunmuyor bu... Bir Gorki uyarlamasıdır.) (...)
Yukarıdaki örneklerin bir kısmı doğrudan Bolşevik devrimini anlatır iken; bir kısmı da devrimin hemen öncesi yılları ve çekilen cefaları göz önüne serer. İlerleyen mesajlarda kısaca görüleceği üzere çok çok gerilere giden filmler dahi 'güncel'e koşut mesajlar verir: Alexander Newsky, Korkunç İvan gibi... Ayrıca Eisenstein'in 'Que Viva Mexico' (Yaşasın Meksika) adlı bir eseri vardır ki, "Zapatista" ihtilâline adanmak istenmiş ancak tamamlanması nasip olmamıştır. Bu da devrim sinemacılarının -III. Enternasyonal ruhunu anmış olayım bu vesileyle- hiç de yerel düşünmediklerini, dünyanın öteki ucundaki sınıfdaşlarına ve çektikleri sıkıntılarına da aynı kaygılarla, aynı hassasiyetle pelikül doğrulttuklarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
SON SÖZler: Sovyet Sineması, ''müteveffa'' burjuva sinemasının karş.tıdır. Kıs.tlı araçlarla fakat cesur hamlelerle işçi ve köylülerin yaş.mını, devrimci gerçekleri vs... kalabalıklara ulaştırmış; onları eğitip bilinçlendirmiştir. Velev ki bu -bir üst paragrafta da yazdığım üzre- tarihi yahut epik bir çalışma olsun... Hepsi dolaylı da olsa Marksist ideolojiye hizmet etmiştir.
Hasılı bu sinema; aynı zamanda Ekim devriminin gerici/despot Çarlık idaresine ve Romanov hanedanına karşı kazandığı utkunun da bir iz düşümüydü! Yansımalarını farklı "coğrafyalarda" ve farklı "zamanlarda" da solumak mümkün. (bkz. 'Dziga Vertov grubu'...) Bunları ileride açmak üzere bir kenara düşelim şimdiden.
Yorumlarla ve bazı bazı da bibliyografik (kısa/öz) metinlerle dev.m edeceğim. O vak.t her şey daha somut şekilde ortaya serilecektir. Dileyen arkadaşlar katkı yapabilecekleri gibi, olumsuz da olsa şahsi düşüncelerini beyan edebilirler. Yapıcıysa şayet, dikkate alacağıma emin olabilirsiniz.
Devrimler vardır; kadifedir, karanfillerle yazılır. Mamafih devrimler vardır ki; kanla yazıl(mışt)ır! ...
|
|
|
|
 |
|
|
|
VeykingLayf
| 11.05.2007, 17:21 |
|
Yeryüzünün gördüğü en büyük kur.m ve yönetim şekillerinden bir tanesi olan ''Marksizm" (kişisel fikrim olduğunu düşeyim de.)
bu düşüncenle ilgili birkaç söz edic@m ama öncelikle filmden alıntı yaptığın o muhteş@m dialog beni tekrar heyecanlandırmaya yetti.izleyesim geldi vallahi:)
sözün ile alakalı şöyle düşünüyorum.kapitalizmin önünde duran, tabularını yıkmaya calısan bu ''en büyük kuram'' maalesef mevcut ve olması gereken bir düzenin askerleriyle mücadele etti bugüne kadar.bu devir onun devri değil artık.sadece bir fikir olarak kaldı hafızalarımızda. proleterya devrimini gercekleştirmeye calısırken(ben değil:)) birde baktık ki kapitalist düzenin uşağı olmuş kenter'ler halini almışız.
yani giriş gelişme ve sonuç kısmı olarak ayrım yapabiliriz. en şaşalı dön*mlerini yaşayan komünizm giriş ve gelişmeden ibaret,kapitalizm ise sonuç kısmı.
umarım düşüncelerim topic ğe ters düşmez.ne kadar sinemadan bahsetmediysemde giriş olsun dedim kendimce...tşk ederim sevgiler okaliptus80 |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 11.05.2007, 17:42 |
|
Yine kişisel; Sevgili veykinglayf, saygı sınırları içerisinde kalındığı sürece farklı görüşlerin dile getirilmesinde hiçbir surette mahzur yok; ben teşekkür ediyorum fikirlerini açık yüreklilikle dile getirdiğin için. Konunun dışına çok fazla çıkmadan söyleyebilirim ki (yine dediğim üzere az biraz kişiseldir) 'son gülenleri güzel gülecek!' şeklinde çizilen 20. asır rüyası, evet bahsettiğin üzere hiç gerçekleşmedi belki. Yahut gerçekleşmiş olsa bile kurşun asker misaliydi. Güce, tahakküm kurmaya meyilli insan doğası (bkz. misal 'Animal Farm') malesef iktidarı ele geçirdiği her yerde teoriye aykırı hareket etmekte bir beis görmediği gibi, türlü vecheler ile kendisine pompalanan üstyapısal öğeleri altyapıya yeğ tutmaktan da geri kalmadı... Ancak yine de sizin söylediğiniz şeylerin bir yanılsamadan ibaret olduğu fikrimden cayacak değilim. Gün olur devran döner diyerek konuya dev.m ediyorum;
xxx
'Kamera bazen güçlü bir silahtır!' ;
Okumayı bilmeyenlerin sayısının büyük rak.mlara ulaştığı bir ülkede, insanların duygularına seslenmek ve onları eğ.tmek için ''sinema''dan daha kullanışlı ve verimli ne olabilirdi ki? 1917 Rus Devrimi, sosyalizmin kuruluşu ve gelecek parlak günlere duyulan inanç; 'Sovyet Gerçekçiliği'ne uzun yıllar boyunca bitip tükenmez bir esin kaynağı oluşturmuştur. Ne var ki bu sinema, yalnızca propoganda aracı olarak nitelendirilemez. Özellikle altın çağını yaşadığı sessiz sinema döneminde görüntüleri sonsuza kadar belleğimize, hatta ortak bilincimize kazıyacak olan ''Potemkin Zırhlısı'' gibi şaheserler yaratılmıştır.
Bu, çeşitli derlemelerden mürekkep bana özel arşivimden idi. Pazartesi görüşebilmek temennisiyle... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
VeykingLayf
| 11.05.2007, 19:10 |
|
söylediklerine tarihsel bir bakış atarsak,son gülenin iyi güleceğini veya tam tersi bir durumun karsıtlığını yapmak manasız kalıcak.
Nazım ın dediği gibi,''ben babamdan ileri,doğacak çocuğumdan geriyim''
okaliptus benim aklıma gelen ilk film fritz lang in metropolisi oldu.şöyle ki; 1926 yapımı cok eski bir film.ayrıca filmin bir özelliği ilk defa insana benzer bir makinenin yani robotun boy göstermesi.filmde yönetici sınıf ile işçi sınıf arasındaki refah uçurumuna değiniliyor.işçi sınıfı robot kıvamında çalısırken,kötü amcaların onları daha fazla çalıştırmak için saat ayarlarıyla oynayıp saatleri geri almaları hafızamda kalan başka bir şey.robotun insanları devrime yöneltmesiyle farklı bir boyut kazanır....
tabi filmdeki işçi sınıfını lümpenler olarakta düşünebiliriz.(bana öyle gibi geldi) çok ince bir çizgi sözkonusu. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 14.05.2007, 00:35 |
|
VeykingLayf'ın verdiği 'Metropolis' örneğini (keza 'Modern Times'), her ne kadar benzer konulardan dem vurmuş olsa da, 'terim' olarak ve anakronizm açısından bu sinemanın şümulu içerisine girmediğinden ötürü yol haritasına dahil etmedim. Ama arada bunlara da değinilmesi elbette faydalı olacak ve içeriği zenginleştirecektir. Çok teşekkür ederim katkın için. Bahsini ettiğin isyan çıkaran o robot ise günümüzdeki post-modern üretim ilişkilerine tutulmuş başarılı bir öngörüdür. Birkaç sene evvel niteliksiz işgüc. / kalifiye işgücü; beyaz-mavi yakalılar vs... üzerine Avrupa coğrafyası merkezli yapılan tartışmalar geliyor da aklıma. Evet, işgücünün değişime uğradığı ve yeni öğelerle ikame edileceği günlerin nüvelerine şah.t olduğumuz post-endüstriyel bir çağdayız. Bazı şeylerin acı da olsa farkındayım yani! Neyse, asıl sadede geleyim ben;
İlk yorumuma geçmeden evvel bir konuyu çok kısaca düşmek istiyorum. İleride açılım gösterecektir elbette: Kimdir, necidir bu Devrim Sinemacıları? İlk dile gelen belli başlı temsilcileri şunlar efendim;
- 'Sergei Eisenstein': Nam-ı diğer 'Ayzenştayn'. Devrim Sineması'nın ilk akla getirdiği örneklerin yönetmeni. Fritz Lang'ın dışavurumcu bir filmi vardır; 'Kumarbaz Dr. Mabuse' diye... Mezkur filmin Rus varyasyonu ile sinemaya adım atan Ayzenştayn; çektiği örneklerle ihtilâlin benimsetilmesinde önemli rol oynamıştır. Destansı (epik) çalışmalarıyla da bu sinemaya bambaşka bir çeşni katmış, düzlem kazandırmıştır.
- 'Dziga Vertov': Kendi adıyla anılan bir grubun ve ileride bir filmde de görüleceği üzere "Kamera Göz" kuramının kurucusu. Lenin ile çok yakın münasebeti olduğu söylenen Vertov'un, ona adadığı film ve dökümanter çalışmalar mevcuttur.
- 'Mark Donskoy': Daha ziyade Maksim Gorki'nin öz yaş.msal öykülerinden uyarlanan 'üçleme' ile hatırlayacaksınız bu ismi.
- 'Vsevolod Pudovkin': Filmlerinde kurgu ve tekniğe çok önem veren Pudovkin; 'Ana', 'St. Petersburg'un Sonu', 'Asya'da Fırtına' gibi filmlerinde, toplumun içerisindeki bireyci 'uyanışları' gözler önüne serer. 'Potomok Çingiz Han' (Asya'da Fırtına) şu an arşivimde yok, bulmaya muvaffak olabilirsem onu da yorumlayacağım. Film, bir zamanların ihtiş.mlı Moğol İmparatorluğu'nun Coğrafi Keşifler sonrası düştüğü kötü hallerinden dem vuruyordu diye anımsıyorum.
- 'Grigori Alexandrov': Eisenstein'in yardımcılarından biri. 'Dünyayı Sarsan 10 Gün' adlı eserin (bu eseri de ileride açalım) sinema uyarlamasında bizzat kamera arkasında yer almıştır.
- 'Kozintsev' & 'Trauberg': 'Maksim' adlı izleyemediğim bir üçlemenin yönetmenleri... Bolşevik bir işçinin hayatını üç tarihi kes.t içerisinde aktarıyor(muş) film. İzleyen var mı?
...
Sovyet Sinema komitesi tarafından her açıdan destekleniyordu saydığım sinemacılar ve benzerleri. İşte bu sinemacılardan bir tanesi de 'Yefim Dzigan'.
İlişikteki yazı, o'nun birkaç saat önce izlediğim meşhur filmi üzerine olacak. Geceniz iyi olsun. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 14.05.2007, 17:19 |
|
Aşağıda kısaca yorumunu yapmış olduğum film ;
- Kronştad Komünü taraftarlarına ve denizcilerin analarına... - onların eşleri ve çocuklarına... - uğrunda savaştığımız tüm değerlere
adanmıştır! |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 14.05.2007, 17:30 |
|
Devrim Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler ; (1)
"Yaşlı ve üzgün partizan, Petrograd köprüleri altında gecenin geç saatlerinde hâlâ yanan ışıklardan, limanın ışıklarına doğru gürültüler çıkararak ilerlediğinde; 'Kronştadlıyız' filmi beyinlerimize silinm.mek üzere yerleşmişti!" (Arka kapak yazısından... İngiliz edebiyatçı Grah.m Greene yazmış.)
- 'Kronştadlıyız' (Yefim Dzigan, 1936)
Ekim 1919... Büyük Devrim'in II. yıl dönümündeyiz. Karşı-devrim hareketleri şahikaya ulaşmıştır.
Film, '17 öncesi Romanovlarca idama mahkum edildiğini gördüğümüz Bolşevik Merkez Komite üyesi 'Vasili'nin deniz yoluyla Kronştad istikametinde yol almasıyla başlar. Arkada bırakılan yer ise Petrograd. 'Kronştad', Baltık Denizi ve havalisinin savunması ile görevlendirilmiş savaş gemisinin ismi.
Kronştadlıyız, 1917 Ekim Devrimi'ne adanmış filmlerden sadece biri... Devrimin muzafferiyet kazandığı fakat pamuk ipliğine bağlı olduğu yıllarda geçer. Zira ülkede müthiş bir iç savaş hali cereyan etmekte. Beyaz 'menşevik' kadro mensubu işbirlikçi zengin kapitalist güruh, çarlık hanedanının kılıç artıkları ve de Kolhozlardan müşteki zengin toprak ağaları... İlk cihan harbinin hemen öncesi müttefiklik bağı tesis edilen ülkeler de cabası... (haliyle şimdi hasım telâkki etmektedirler genç devrimi.) İşte film, gerek Baltık'daki bu kruvazör gerekse Petrograd'daki milis kuvvetler vas.tasıyla (bu iki nokta merkez alınmıştır), devrimin iç ve dış düşmanlara karşı "müdafaa" edilmesi bilincini zerk eder. İzleyiciye mücadele ruhunu aşılar Dzigan. (Petrograd, bildiğimiz San Petersburg'un o yıllarda taşıdığı arızi isim. Filmde sık sık buradaki kuvvetlerle irtibata geçilmekte; Petrograd'a adeta merkezkaç kuvvet payesi biçilmektedir.)
"11 Ekim: General Yudenich, Petrograd'a saldırı emri verir. Düşman savaş gemileri Sovyet sularına girer." Filmde geçilen bir 'vakayiname' bu. Petrograd, ismini ünlü bir çardan almakta olup, muhafazakar çevrenin kalesi olarak kabul görmektedir. Dolayısıyla burayı bihakkın ele geçirip zapturapt altına almak, önemli bir mevzi kazanımı demek olacaktır her iki kesim için. İzlerseniz bu teşhisime dikkat etmenizi istirh.m buyuracağım.
Devrimin müdafaası demişken... Topyekün bir savunma hali görüyoruz filmde. Türlü zorluklara ve fakr-u zaruret hallerine rağmen gerçekleşen bir savunma... Kadın erkek, çoluk çocuk demeden eli silah tutabilen herkes, cephede ülkesi ve geleceği için çarpışmaktadır. Hatta ufak yaralar alan askerler dahi o halleriyle harbe duhul olmaktan kaçınmıyorlar. İzlerken akla 'Tekalif-i Milliye' dönemleri geliyor. Orada da iç ve dış düşmanlara karşı -yokluklarla cebelleşmesine rağmen- aman vermeyen bir birlik/dayanışma hali mevcuttu. (iki ülkenin kaderleri bu açıdan ne kadar da müşterek. Aydınlığın kıvılcım vermeye başladığı iki komşu ülke... Orada 1917-22; bizde 1918-1923... Her iki savaş hali de utkuyla neticelenecekti. Ve de kesişen kaderlerin getirdiği mutabıklık halleri: bkz. Tevfik Rüştü Aras.)
Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin'den bir tel geçiyor filmin ortalarında. O zamanlar henüz sosyalist cumhuriyetin kurulmasına 3 sene var; dolayısıyla bu tel halk komiserlikleri başkanı sıfatıyla paraflanmıştır; "Devrimi savunmak gerekir; hem iç hem de dış düşmanlara karşı!" Tel, büyük bir coşku ve nidalar eşliğinde karşılanır Kronştad'da...
"Savaşacağız yoldaşlarım! Devrim düşmanları ortadan kaldırılıncaya değin savaşacağız!" Savaş sahnelerinden de kısaca bahsetmek gerekirse; Her şeyden önce yoğun bir emek kullanımı göze çarpıyor. Yüzlerce, binlerce figüranın kullanıldığı sahneler... Kronştad tayfası hep savunma halinde kalacak değil! Saldırıyorlar kapitalizmin kalesi tepelere... Öyle ya mevzi kazanmak, eli güçlendirmek gerek... S.k.ca kavranmış uzun namlulu mavzerler; kıran kırana savaş sahneleri izliyoruz. Filmin 100 dk.lık ortalama süresi içerisinde azımsanmayacak ölçüde yer kaplıyor bu sahneler. İki ayrıntı; - Kronştadlı devrimcilerin savaş sahasında tutsak aldığı karşı taraftan bir asker... 'Hey, kapitalist!' diye sesleniyor ona bir tanesi. İş bu askerin ötekilere göre şık duran ve neferlerimizden birinin de gıpta ettiği ayakkabıları, bir çelişkiye işarettir. - Bir diğer çelişki ise tank... Düşman cenahın ufkunda ansızın beliren bir palet, Kronştadlı bazı askerlerin bir anlık şaşkınlıkla çil sürüsü gibi dağılmasına sebebiyet vermenin ötesinde (mavzer - tank tenakuzu); bu paletler için sarfedilen "bunlarla iyi çift sürülür!" sözleri, mevcut mantalite eksikliğine dair ince bir göndermedir. Tıpkı az önce verdiğim postal örneğinde olduğu gibi kapitalizmin gücünü temsil eder bu çelik yığını... İçindeki kullanıcıya "patron" diye hitap eder bir askerimiz.
Filmde asker-subay ilişkileri de son derece demokratik minvalde veriliyor. Hiyerarşik alt-üst yapılanması elbette var ancak sert ve keskin değil. Arkadaş gibiler. En alt rütbedeki bir asker, bir körükçü dahi demokratik şekilde talep ve yakındığı şeyi dile getiriyor; üstünü tenk.t edebiliyor. Yine böyle bir tartışmada 1917 öncesi çekilen büyük sıkıntı ve müsademelerden söz edilirken, bir nefer ve subay arasında şu diyalog cereyan ediyor; - Söyle bakalım, devrim için ne yaptın? - Kışlık Saray'a saldırdım. - Peki ekmeğini hiç açlarla bölüştün mü? (...)
Kronştadlı askerler arasında incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler yüzünden ufak kavgalar yaşanmıyor değil. Ancak onlar birbirlerine bağlı, yoldaşlarına saygılı... Devrimin yukarı pratisyen kadrolarına da sadakatle riayet ediyorlar. Ancak bu demek değil ki hiçbir yanlışlığa, adaletsizliğe ses çıkarmasınlar; hakkı olanı talep etmesinler. Kendilerine verilen erzağı az bulduklarında tepkilerini açık şekilde ve tüm şed.tliğiyle ortaya koyuyorlar. Bundan maada verilen bir ekmeği, bir nimeti aralarında 'seyyanen' paylaşıyorlar. Orada (Kronştad'da) kimsenin hakkı bir diğerine geçmez! Bir askerin dediği gibi: "Sovyet iktidarı benden ne zaman isterse nöbet vazifemi yüksünmeden yerine getiririm. Ancak biraz daha fazla ekmek isteğimden de asla vazgeçmem!"
Hasılı kelam; 'sabık' rejimden arta kalmış "beyaz" kılıç artığı kesime karşı verilen direniş mücadelesine tanık olacak meraklıları. Şiirsel sahneleri olan, zamanı ile kıyaslarsak biçimsel yetkinliğe sahip denebilecek bir dönem filmi...
Yukarıda devrimler kan-la yazılır derken afaki konuşmuyordum. Kronştad'dayız, Kronştadlıyız! ... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 16.05.2007, 16:41 |
|
"Benim için film eleştirisi yazmak, hakim sınıfın ideolojisiyle sinemada işlediği yerde ve zamanda savaşmak ve sınıf mücadelesini yazılarımla taşımak anlamına gelmiştir. 'Sınıf mücadelesini kendi yaş.mınıza taşıyın!' ibaresi, herkesin bir fabrika işçisi olması anlamına gelmez; ama herkes durup bir etrafına bakmalı ve erkeklerle, kadınlarla ve şeylerle olan gündelik ilişkilerinde bazen açık, ancak çoğunlukla gizli işleyen sınıf mücadelesini analiz etmelidir. Ve elbette bu analize bir kez girişildiğinde tercih yapma zorunluluğuyla karşı karşıya kalırız. İlk soru basitçe şudur: Sömürücülerin ve bask.cıların tarafını mı tutacağız; yoksa devrimci özgürlük mücadelesine mi katılacağız? İkinci soru ise daha zordur: Peki devrimci özgürlük mücadelesinin başarısı için neler yapacağız?" ('Film and Revolution' / Sinema ve Devrim kitabından alıntılanmıştır...)
Jean Jaures'in, 1900'lerin hemen başında bir kompartıman yolculuğunun akabinde, kendisini 1. sınıf mevkiyle yolculuk yapıyor diye eleştiren ameleye söylediği üzere; "Delikanlı! Sosyalizmin amacı bizi sizin seviyenize düşürmek değildir; bilakis sizi de bizim seviyemize çıkartmaktır!"
Aşağıda yorumladığım ve yarın aktaracağım eser;
- 1871 Paris Komünü'ne... - 1905 Çarlık mezalimine... - 1917 Bolşevik Devrimine... - ve uğrunda savaştığımız bütün değerlere, yitirilen tüm canlara ... adanmıştır!
(Sinema tarihinin en iyileri arasında kabul edilir film. Tahmin etmiştir erbabı.) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 16.05.2007, 17:10 |
|
Konu dışı mesajlar özelden aktarılır ise şayet, pek memnun kalacak ve müsterih olacağım. Serdar'ım, inan bana seni sevmesem belki yine yazmayacaktım ama bende kredin olduğu için, lisan-ı münasip ile söylemek lüzumu hissediyorum ki bir defaya mahsus: Müspet yahut menfi olsun, konu dışı ve kişisel mesajları nazar-ı dikkate almıyorum.
Şu halde kısa bir "alıntı" yapmak şart oldu. Okuyanlara teşekkür ederken, yarın görüşebilmek temennisinde olduğumu da eklemek isterim:
1917 Ekim Devrimi, John Reed'in unutulmaz yap.tı ''Dünya'yı Sarsan On Gün''ün adından da belli olduğu gibi, tüm dünyayı sarstı. Devrim dalgası Almanya ve İtalya'ya yayılıyor, her yerde sınıf mücadeleleri yeni atılımlar içine giriyordu. Devrimin etkisinin siyasi arenayla sınırlı kaldığını düşünmek büyük bir hata olur. Avrupa'nın tüm başkentlerini muzaffer Ekim Devrimini selamlayan kırmızı bayraklar, flamalar, bezler kaplıyordu; özgürlük fırtınasının girmediği delik yoktu. Dünyanın tüm işçileri ve ezilenlerini güzel günlerin yakınlaştığını hissettirip heyecanlandıran devrim; iğrenç para babaları, toprak ağaları, soylular, kilise- tüm yönetici sınıfları derin endişelere sevk ediyordu. Rusya'dan başl.mak üzere tüm insanlık silkinmeye, üzerine çöreklenmiş olan kap.talizmin 'pisliklerinden' sıyrılmaya çalışıyordu.
---- Devrimin d.mgasını vurduğu alanlardan biri de ''sinema''ydı. Başta Sergei Mikhailovich Eisenstein olmak üzere, önemli Sovyet yönetmenler devrimci dalganın ateşi içinde dev filmlere imza attılar. Bu filmlerin sinema tarihi içinde birer 'kilometre taşı' olduğunu kimse inkar edemez. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 17.05.2007, 17:11 |
|
Devrim Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler ; (2)
"Sinemada bir z.manlar kurgunun her şey olduğu ileri sürüldü. Bugün ise kurgu bir hiç olarak görülüyor. Ben kurgunun ne her şey ne de hiç olduğu görüşlerine katılmıyorum. Sinema sanatının biçimsel olarak önemsenmesi gereken bir bölümüdür kurgu. Yeni birçok yönetmen kurgunun belli başlı özelliklerini unutarak ve filme yaptığı katkıyı hiçe sayarak, kurguyu operatörlerin eline bırakmıştır. Oysa konuya, hareketlere, kişilerin durum ve davranışlarına uygun bir biçimde filmi kurmak hiç de kolay bir şey değildir. Usta sinemacılar bile perdede gördüğümüz çeş.tli filmlerin sahnelerinin bağlantılarında, hareketlerin birbirin. takip etmesinde, kısacası anlatımda uyum kur.m.mışlardır."
- 'Bronenosets Potyomkin' / Potemkin Zırhlısı (Sergei Eisenstein, 1925.)
Eisenstein, yukarıda kısaltarak verdiğim sözlerinde de görüleceği üzere, sinemada 'kurgu'nun babalarından bir tanesi. O, bir propaganda sinemacısı sıfatıyla gerçeği asla bir kenara itmediği gibi; onu ufak değişikliklerle ters yüz etmekte, farklı bir düzlem ve kurgusal veçhiyle ele almakta d. sakınca görmez. Filmleri epik ve destansı bir tarzda verirken; gerçek ile kurguyu birbirine harmanlar. (Ana mesajda da propoganda sinemasının sadece belge-seli kaps.mında, kuru bir gerçekçilikle ele alınmasına; kurgu ve biçimin külliyen bir kenara itilmesine karşı olduğumu belirtmiştim.) Montajla oyn.mayı da sever. Filmimizdeki kimi sahnelerde görüleceği üzere farklı mekan ve z.manlardan alınan unsurları "biçimsel bir estetik dahilinde" bir araya getirir. Buna da 'montajların atraksiyonu' adını verir. Zaten sinema "sanatı" bir yönüyle karelerin terkibinden, belli bir plana göre bir araya getirilmesinden ibaret değil midir? 'Grev' filmine geldiğimizde tekrar geçeceğiz elbette fakat dikkat edin o filmdeki bir sahneye: İşçilerin katledilmesiyle mezbaha görüntüleri arasında, montaj oyunları vas.tasıyla müthiş bir ahenk kuracaktır üstad.
Velhasıl; dönemdaşı D. W. Griff.th'den etkilendiği aşikâr olan bu büyük ustanın bahsettiğim teknik ögeler (kurgu, görüntü, montaj vs...) üzerine düşünceleri, günümüzde kimi okullarda ders olarak okutulmakta; otoriteler nezdinde hâlâ büyük bir referans noktası olarak kabul edile gelmektedir.
Film, Odessa'da "stüdyo dışında" çekilmiş; binlerce -ve hepsi de halktan- figüran kullanılmıştır. Bireysel olarak sivrilen tek bir isim, tek bir kahr.man yoktur. Haa belki 'Vakulinhucku' diyebiliriz ancak onu da ikinci part bitmeden devre dışı bırakacaktır yönetmen. Sosyalizmin kollektivist ruhu da buna faktör tabi. Başrolde handiyse bir zırhlı vardır diyebiliriz.
Potemkin Zırhlısı, 1905 yılındaki "ilk" isyan kıvılcımı sırasında yaşanmış gerçek bir olaydan aktarmadır. Söz konusu isyan 12 yıl sonra bir devrim ile başarıya ulaşmış; 1922'de ise sosyalist cumhuriyet resmi olarak kurulmuştu. Bizzat Sovyet yönetimi tarafından, olayın t.m 20. yıldönümünde (1925) sipariş veriliyor Ayzanştayn'a. Rejisörümüz henüz çok gençtir. Ancak daha evvel çektiği 'Grev' ile de rüştünü ispat ettiği için onu uygun bulmuştur Bolşevik yönetim. Ve ortaya çıkansa bir sessiz sinema şah eseri oluyordu. Yüzyılın en iyi filmlerinden biridir kuşkusuz.
BİR NOT: 1905 isyanı, evet bir kıvılcımdır, bir baş kaldırı ve uyanış nüvesidir. Ancak başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Oysa Ayzanştayn filmde isyana utku kazandırıyor. Bu da ilk paragraflarımda anlatmak istediğim noktaya işaret eder.
5 ana bölümde ilerleyen ve dediğim üzere üst kadronun destek vermesiyle yapımına başlanan Potemkin Zırhlısı; 1905 yılında yaşanmış bir olaydan esinlenerek oluşturulmuştur. Ana konu, Potemkin adlı zırhlı savaş gemisinde iğrenç şartlar altında çalışan denizcilerin, bir süre sonra isyan bayrağını açmaları, erat ile birlik olarak -subayları da ortadan kaldırıp- gemiyi ele geçirmeleri ve o sıralar grevde bulunup müthiş bir devrim dalgası ile çalkalanan Odessa halkı ile yek vücut olmalarıdır. Her türlü sanatsal ve biçimsel yetkinliğini bir an için kenara atarak diyebiliriz ki Potemkin Zırhlısı, kendini devrimci uyanış ve mücadeleye "hasretmiş" açık bir propaganda filmidir. İhtilâlin yerleşmesi adına atılmış önemli bir manevradır. Filme de adını veren esas zırhlımız ıskartaya çıkarıldığı için Karadeniz limanlarından bulunan bir gemi, aslına uygun tadil edilmiştir. Dediğim üzre oyuncular da halktan oluşturulmuştur.
---------- !!! Bundan sonrası SpOiLeR içerir. İzlemeyenler okumasın !!! -----------
Grigori Alexandrov'u Eisenstein'in asistanı olarak gördüğümüz (daha sonra Ekim'de de dev.m edecek bu) Potemkin Zırhlısı, Lenin tarafından çekilen 1905 tarihl. tel ile açılıyor. "Revolution of War...", "Devrim için savaşmalıyız!" diye başlayan bir tel. Derken 'Vakulinhucku'yu görüyoruz; denizcilerin lideri, az sonra yazacağım isyanın bayraktarı... Mektubu denizcilere okuyor güçlü h.tabetiyle. Denizcilerin uyudukları h.mak benzeri yataklara, çetin çalışma koşullarına tanık oluyoruz ilk bölümlerde. Bir de zorla yedirilmeye çalışılan kurtlu et... Bu etten yapılan ve yemeyenlerin güvertede kurşuna dizilmeye çalışılacağı çorba, bardağı taşıran son d.mla olacaktır. Tayfa arasındaki en faal karakter olan Vakulinhucku'nun ateşlemesiyle topyekün bir isyan hareketi oluşuyor mürettebat arasında. Bir süre sonra bahsini ettiğim kurşuna dizme sahnesinde askerler (yanaşık düzen içerisindedirler ve bu da mevcut rejimin dengeci-statükoculu yönünü temsil eder) ve bahriyeliler birleşir. Zira mezkur ismimiz, beyaz bir brandaya giydirilen asi denizciler ile onlara nişan almış konumdaki mavzerlilerin arasına girmiş; "ne yapıyorsunuz, kime ateş ediyorsunuz kardeşlerim?" diyerek Çarlık kuvvetlerinin saf değiştirmesini sağl.mıştır. Zırhlımız artık devrimci kanadın elindedir. Kızıl bayrak çekilir göndere...
- Bir Ayrıntı: Gemiden atılmaya çalışılan subaylardan birinin odası... Bir yandan denizcilerimiz tarafından tartaklanmasını izlerken, öte yandan odadaki kuyruklu piyano (ve yarattığı çelişki) gözden kaçmıyordu. - Bir Ayrıntı: Sistemin sekter yönünü temsil eden papazın ve de doktorun arka fonda olduğu et sahnesi... Subay, o dönem tüm şiddetiyle dev.m eden Rus-Japon savaşına göndermede bulunmaktaydı. - Bir ayrıntı: Güverte sahnesinde, pravdanın direklerinde asılmış cesetler beliriyordu kısa bir an. Sembolik bir anlatımını görüyorduk üstadın.
--- Bir de hoş anektod: Bir yerde okumuştum. Branda sahnesi ile alakalı olarak, Potemkin'de ayaklanan askerlerden bir mektup alıyor yönetmen. Aynen şöyle cereyan ediyor: Er, söz konusu brandanın altında kendisinin de bulunduğunu yazmış. Eisenstein ise bu örtü olayının gerçek olmayıp kendi buluşu olduğunu söyleyem.miş bu ere. Ancak kendi kur.mı açısından önemli bir sonuç çıkarmış: Demek film, görgü tanığını bile güçlü bir empati ile etkileyip onun anılarındaki gerçek olayı değiştirebilecek raddede güçlü...
''Kurtlu etler, bütün bir emekçi k.tlesinin içinde bulunduğu kötü koşulların bir simgesi olmakta; güvertede olanlar, bütün bir Çarlık rejiminin zalimliğini çağrıştırmaktadır". (Atilla Dorsay söylemişti.)
Odessa merdivenlerindeki kıyım sahnesi ise gerçekte "yaşanm.mıştır" arkadaşlar. Eisenstein'in kurgu oyunlarından bir tanesiyle karşı karşıyayız. Ancak tüm z.manların en etkileyici ve sert sekanslarından biri olduğu su g.türmez. O yılankavi merdivenlerde üst üste bindirilen insan seli, çaresizliğ. temsil eden bacakları olmayan ad.mımız, tıngır tıngır merdivenlerden yuvarlanan beşiğin içerisindeki bebek, küçüc.k çocuğu öldürülen gözü yaşlı an.nın kendini kurşunlara siper etmes... Çarlık mezalimini apaçık ortaya seren bir kıyımdı.
Odessa halkı dev bir kortej halinde gemi efradı ile birleşiyor. Subaylarca katledilen ve ulusal mücadele/devrim ruhunun somut nişanesi olmuş Vakulinhucku'nun katafalkı önünde ağ.t yakıyor; sloganlarla çarlığa karşı bileniyorlar. Emekçi ve baş örtülü kadınlar, kız kardeşler, küçük çocuklar, yaşlılar... Hep bir ağızdan devrim şarkıları söyleniyor, özgürlük nidaları atılıyor. Rusya'nın aydınlık geleceğine gönül koyuluyor.
Geminin saldırıya cevabı gecikmeyecek, Potemkin'imizin katli.ma yan.tı sert olacaktır.. Hedef: Opera binası... Mevcut kokuşmuş rejimin ve kapitalizmin gücünü temsil eden o debdebeli bina... Üst üste üç aslan heykeli göreceğiz parçalanan... Romanovların sonunun yaklaştığına dair bir eğretileme yapılmıştır.
Filmi özel bir gösterimde izleyen Lunachorsky'nin, gösterim sonrası sarfettiği sözlerle yazıma nihayet veriyorum; "Bizler bugün burada çok önemli bir tarihi ve kültürel olaya tanık oluyoruz. Yeni bir sanat doğmuştur. Bugünden itibaren geleceğin büyük sanatı olan film sanatından söz edilecektir!" |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 17.05.2007, 17:33 |
|
"Devrimden sonra film endüstrisinin ulusallaşması için bir girişim başladı. Böylece yurtdışına karşı sistematik bir direnç sağlanmış oldu. Yabancı filmlerin gösterimi yasaklandı. Komünist kurallar işlerlik kazanmaya; filmlerde devrimci bir içerik görülmeye başlandı." (1917'nin hemen ertesi Sovyet Sinemasının genel hali...)
Eisenstein filmleri ile dev.m edeceğim. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 18.05.2007, 17:01 |
|
* Potemkin Zırhlısı, Eisenstein’ın ortaya k.yduğu montaj ilkelerinin tepe noktasıdır. Film Duyumu, Film Biçimi ve Sinema Sanatı kitaplarında izini sürebildiğimiz diyalektik bir sinema kuramının anlaşılması emek isteyen ilkeleri, özellikle Odessa Merdivenleri’nde gücünü hissettirir.
* Potemkin Zırhlısı, belgesel olamayan devrimci bir filmdi. Eisenstein filmi beş perdelik trajedi gibi düşünmüştü: I) İnsanlar ve kurtlar, II) Arka güvertedeki facia, III) Kan "intikam" diye bağırıyor IV) Odessa merdivenleri V)Filonun arkasından geçiş... Eisenstein ayrıca dramatik bütünlüğü sağlamak için gerçek olaydan ana çizgileriyle ayrılm.mış ama ayrıntılarıyla daha serbest kalmıştı. Örneğin merdivenlerdeki kıyım gerçekte başka türlü olmuştu.
* Filmin en meşhur sahnesinde Dizemsel (Ritmik) Kurgu merdivenlerden inen askerlerin süratinin ve eziciliğinin verilmesinde kullanılmıştır. Ayrıca Titremsel (Harmonik-Tonal) Kurgu] sisin çöktüğü sahnede martıların konuşunda, denizin dalgalanışında devreye girer. Matematik ve doğa bilimlerinin Eisenstein’ın kurgu kuramı üzerinde büyük etkisi vardır.
* Eisenstein sinemasının diğer bir özelliği ise kitleleri oyuncu durumuna getirmesidir. Sinema Okulunda verdiği derslerden görebildiğimiz kadarıyla yönetmen her kare için kitlenin duruşu, yönelişi, biçimi, dağılışı, hareketi ve bireylerin etkisini ayrı ayrı hesaplamaktadır.
* Filmde bunun izini sürersek, Potemkin zırhlısında ve Odessa’da başlayan isyanla harekete geçen kalabalıklar artık tek bir oyuncudur. Halk Odessa Merdivenleri’ne yürürken gördüğümüz karede kemerin üstünde yürüyen ve altından geçen halk iki parça değil tek bir vücuttur. Örgütlü halkın hareketi, örgütsüz durumdan farklılık gösterir.
* Film boyunca bireysel çıkışların devreye girdiği birkaç durum vardır. Öncelikle Vakulinchuk’un önderliğini vurgulayan birkaç çekim ve tabi filmin sonlarına doğru oğlu öldürülen kadının ölümün üstüne yürüyüşü. Burada askerlerin ilerleyişi ve katliamı da eylemin bireysel kötülükle açıklanamayacak, sistematik ve planlı olduğunu vurgulayacak şekilde uyumlu ve simetrik verilmiştir. Halbuki kuvvetli bireysel hareket gösterenler öncü konumundadırlar, özgürleşmektedirler ve içerikte olumlanmaktadırlar.
* Çekim ölçeği olarak genel çekim ve baş çekiminden yararlanılır. Genel çekim yığını, baş çekimi bireyleri göstermek için kullanılmıştır. Kamera hareketlerine genelde az başvurulsa da, Odessa Merdivenleri’nde askerlerin inişine paralel merdivenlere yatay kayan kamera hareketi unutulmayacak bir etki yaratır. ______ Uğur Hasan Yazgan kaleme almış. Potemkin üzerine kısa kısa... 'Grev' başlasın! |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 21.05.2007, 16:38 |
|
"Kasnağından fırlayan kayışa Kaptırdın mı kolunu Aliş'im! Daha dün öğle paydosundan önce Zileli'nin gitti ayakları. Yazıldı onun da raporu: İhmalden..." (Rıfat Ilgaz)
Aşağıda aktaracağım ve kanımca yönetmenin 'Potemkin Zırhlısı' ve 'Korkunç İvan' ile birlikte en iyi üç filminden biri olan eser;
- İki asır boyunca bu yolda mücadele eden/katledilen cümle emekçiler - yoldaşlar ilâ - Büyük ve eşsiz 'III. Komintern' ruhuna
adanmıştır! ... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 21.05.2007, 16:45 |
|
Devrim Sineması / Dünyayı Sarsan Filmler ; (3)
"Örgüt, işçi sınıfının her şeyidir. K.tle örgütleri olmaksızın, proleterya bir hiçtir. Örgütlenme, eylem birliğidir; akıllı müdahaledir." (Lenin, 1907)
- 'Stachka' / Grev {Sergei Eisenstein, 1924.}
Filmin giriş vakayinamesiydi bu sözler. Bir 'Sessiz Sinema' örneğidir Stachka ve yönetmenin de filmografisindeki ilk uzun metrajlı çalışmayı oluşturur.
Çarlık döneminde geçen ve propogatif bir çalışma olan filmimiz, greve giden fabrika işçileri ilâ maruz kaldıkları olaylar özelinden; mevcut rejimin halk karş.tı, mezalim, despot yüzünü açıkça (ve fazla aj.tatif/sert şekilde) gözler önüne serme amacı taşır. Tabi asıl gaye emekçi k.tleyi ve halkı sinema kanalıyla uyandırmak, bilinçlendirmek. Grev hakkı, Sanayi Devrimi sonrası proleteryanın edinimlerinden bir tanesi olup, nice canlara mal olan uzun ve çetin savaşımlar sonucu 'kazanılmıştır'. Öyle ya, mücadele etmediğiniz/örgütlü olmadığınız sürece hiçbir şey gökten zembille inmiyor. Ancak kapitalizm ve hizmetindeki "legal" baskı unsurları (hukuk, emniyet vs...), kâğ.t üzerinde kazanılmış olarak görülen en temel hak ve özgürlükleri dahi baltalamak, sabote etmek için elinden geleni ardına k.ymayacaklardır, nitekim k.ym.mışlardır! Tıpkı fabrikamız ve dökümhanemiz gibi...
Son demlerini yaşayan Çarlık rejimin. temsil eden kodaman fabrikatörlerin idare ettiği bir imalathanedeyiz. Çarklar dönüyor, demir dövülüyor. Başlangıçta bir dinginlik hakim fabrikaya. Ancak işçiler arasında hafif "kıpırdanmalar" var. Adaletsiz çalışma koşullarından ve mevcut ücretlerden memnun olmadıkları gibi, kötü muamele de caba... "Çarlık rejimi yararına" gibi nedenlerle meccanen (bedava) çalıştırıldıkları dahi oluyor. Patron işbirlikçisi ustabaşı .arafından hırsızlık ile suçlanan bir işçinin intiharı ise, bardağı taşıran son damladır. (Evet, ustabaşı ve gözlemciler "sarı" bir hastalığa yakalanmış sekter/gerici kısmıdır sınıfın. Akad'ın 'Diyet'i ve Erol Taş gelir akıllara...) Ustabaşılar tarafından grev kıpırdamaları ihbarı alan fabrika müdürünün durumu üst mak.mlara intikal ettirmesi ise, zincirleme bir hiyerarşik ağ dahilinde gerçekleşiyor. 'Hiyerarşi', devrimin temsil ettiklerine/çağrışım yaptırdıklarına z.t bir rükün demektir arkadaşlarım. Orada astlar ve üstler vardır, her şey kuralcı ve bürokratiktir. Eisenstein'in ustaca yedirdiği bir dilemmayla karşı karşıyayız. (Daha sonraki yanlış uygulamalar sistemi bağlamaz!)
İşçiler ise kaynayan kazan. Bildiriler dağ.tılıyor, ilânlar elden ele dolaşıyor. Onlar sadece temel haklarını istiyorlar. Yönetime binaen sıraladıklar. talepleri ise şunlar idi filmde: 8 saat çalışma süresi (yetişkin olmayanlarda 6 saat), İnsanca muamele görmek, Ücretlere % 30 zam. ... Kapitalizm, hiçbir zaman şahıslara, gündelik olaylara bağlı değildir. Kişilerin de üstünde olan ve sistemi devam ettiren tek bir olgu vardır: 'Kâr'... Dolayısıyla en merhametli, özünde müşfik bir sermayedar dahi; sistemin kendisine emrettikleri, dayattıkları doğrultusunda hareket etmekle mükellef hisseder kendini. Velev ki bu kişiler filmimizdeki fabrikatörler olsun... Evet, papyonlu ve pürolu hissedarlar odada toplanıp talepleri değerlendirmeye(!) alıyorlar. Zira çarklar çalışmıyor, baca tütmüyor. İşçiler olmadığı sürece büyük patronun sabah kahvaltısında aldığı siparişleri yetiştirebilmesi mümkün değil.
"Patronları tepede tutan her şey işçiler için yapıldı!" diyor Eisenstein. Onlar olmadığı sürece hiçbir şeye yaramaz o demir yığınları, o dev makinalar... Grev hali, üstadın "kalabalık çekimlerdeki" ustalığını konuşturduğu sahnelerle doludur. Tıpkı Potemkin'deki gibi kadınlı çocuklu halk yığınları ile birleşiyor işçiler. Öteki atelyeler, dökümhaneler de iş bırakmasına katılıyor; dalga dalga yayılıyor hareket. Hepsi kararlı ve yönetime bilenmiş haldeler. "Biz olmasak makineler durur, fabrika ölür. Sermayeye karşı birleşirsek güç bize geçer, güçlü olan biz oluruz!" diyor hareketin önderleri.
--- Spoiler! --- Sonra ne mi oluyor? Dilerseniz burada keseyim artık, sadece bilmeniz gereken şu: İlk paragraflarda bahsettiğim baskı unsurları vardı ya hani... İşte o unsurların silahlı olanı devreye girecek; 2. bir Odessa merdivenleri hadisesine giden yolun temelleri döşenecektir.
Ayzenştayn'ın, ilk uzun metrajlı çalışması olmasına rağmen ustalığını konuşturduğu eser. Teknik özellikler, çekimler ve anlatım yine mükemmele yakın. Sosyalizm ruhu diyoruz ya; bildik bütün kalıpları bir kenara itiyor yönetmen. Halka, figüranlara veriyor başrolü. Kahramanların sineması değil bu, halkın sineması... Sivrilen, öne çıkan tek bir isim dahi yok! Biçim demişken, iki göze çarpan sahneyi (istiarelemeyi) yazayım; * Sahne 1: Halkın, atlı askerlerce arazide kıyıma uğratıldığı çekimler ve mezbaha sekansı... Üst üste bindiriliyor eş zamanlı. Bir tarafta sere serpe cansız yatan binlerce beden; öteki tarafta mezbahada boğazlanan ve oluk oluk kanı ak.tılan büyükbaş hayvan... İşte Çarlık rejimi bu! demeye getiriyor Eisenstein. * Sahne 2: Çayırdaki kadınlarla gençlerin, süvarilerce ihata ve çember altına alınıp taciz edildiği sekans sırasında; yine senkronize/eş zamanlı olarak patronların toplantı yaptığı odaya vizör tutar rejisör. Göbekli bir kalantor, sıkacağa yerleştirdiği meyvayı kompres ederken; askerler de halkın aynı şekilde pestilini çıkarmaktadır kasatural. tüfeklerle.
"...Ve proleteryanın bedenleri üzerindeki akıllardan silinmeyen yaralarda, 'A' harfini içeren izler bırakılmıştır: Lena, Talka, Zlatoust, Varoslavl, Tsar.tsune, Kostruma..." ...
NOT: Günümüzde kabul etmeliyim ki homojen bir işçi sınıfı vakıasından söz edilemez. Değişen "üretim ilişkileri" ve otomatlaşma da cabası... Dolayısıyla söz konusu eser ve üzerine düştüğüm yorumu, döneminin şartları/mantalitesi içerisinde değerlendiriniz lütfen.
Geçmişi unutma, emekçi! |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
okaliptus80
| 21.05.2007, 17:24 |
|
"VCD ve DVD yayını yapan Digital Kültür, sinema tarihi içinde önemli bir yer edinen bu filmleri 'Devrim Sineması: Dünyayı Sarsan Filmler' adı altında bir VCD setinde topladı. Böylelikle biz de bu filmleri izleme fırsatı yakaladık. İzledikçe ortada önemli bir sorunun olduğunu fark ettik. Sözgelimi Eisenstein'in yönetmenliğini yaptığı ''Ekim'' adlı film, John Reed'in Dünyayı Sarsan On Gün'ünü referans alarak çekilmişti. Oysa filmde Bolşevik parti kom.tesinin devrim kararı aldığı toplantıda Troçki devrim kararının ertelenmesini savunuyor, Lenin'e muhalefet ediyor gözüküyordu. Bu, gerçeğin t.m bir çarp.tılmasıydı, kaldı ki John Reed de kitabında Lenin'le Troçki'nin Ekim Devrimi'nden önceki iki aydan sonra nasıl hemen hemen tüm merkez kom.teye karşı ayaklanma tarihini erkene almak için bastırdığını anlatır, hem de birkaç kere. Üstelik Ekim günlerinin baş rol oyuncusu olan ve ayaklanmayı bizzat örgütleyen Troçki'nin filmde ancak bir kere -o da gerçek dışı merkez kom.te toplantısı- gösterilmesi de çok tuhaftı, zira John Reed'in kitabında Lenin'le beraber en çok geçen kişi Troçki idi. Filmin makaslanıp, çarp.tılıp kuşa çevrildiği çok açıktı. Bu işlemlerin arkasında Stalin'in olduğu da öyle."
'Ekim', müteakip mesajın inceleme konusudur. ... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
delilevent
| 23.05.2007, 13:24 |
|
Dün izlediğim bir film üzerine birşeyler yazmak istiyorum. Yazı baştan sona spoiler içerebilir. 1927 yapımı bir filmden bahsedeceğim için spoiler içermesinin çok bir önemi olm@ması gerekir diye düşünüyorum. Sevgili Doğan’ın topic başlığında belirttiği bir film, devrim sinemasının önemli örneklerinden Oktiabr / Ekim 1927... Filmde hemen belirteyim Doğan’ın son yazısında söylediği gib! Troçki devrim kararını ertelemeyi savunuyor bu sahneye bende takıldım akş@m.. Burada gerçekliğin çarp!tıldığı konusunda Doğan ile hemfikirim. Neyse arkadaşlar filme geçiyorum.
Oktiabr / Ekim “1927” Sergei Eisenstein - Grigori Alexsandrov John Reed’in Ten Days That Shook the Word (Dünyayı Sarsan On Gün) adlı eserinden.
Bu film Sergei Eisenstein tarafından yönetilen bir grup Sovyet film yapımcısı tarafından yapılmıştır. Kızıl muhafızlar, askerler ve denizciler gibi devrimin birçok katılımcısının yer aldığı film Ekim devriminin kahr@manı olan Petrograd Proleteryasına adanmıştır. Bu filmin yapımı Ekim devrimi’nin Yıldönümü Komitesi tarafından sipariş verilmiştir. Komite Yöneticisi: Nikolai Podvolsky yazıları ile başlıyor film...
Tedirgin edici bir müzik eşliğinde Rus İmparatoru III.Alexander’in heykelini görüyoruz ekranda, sonrasında heykele doğru hızla ilerleyen kalabalık bir halk kitlesini. İnsanlar heykele bağladıkları iplerle heykeli deviriyorlar. Kamera metaforik bir anlatımla insanların ellerinde bulunan yüzlerce tırpan ve tüfeklere odaklanıyor. Şubat ayında Sosyalizme giden yoldaki Proleteryanın ilk zaferi böylelikle gerçekleşmiş oluyor. Sonrasında bu insanları kardeşlik ve dostluk söylemleri ile bir k@mp yerinde görüyoruz, ekmek ve sularını birbirleri ile paylaşıyorlar. Bir taraftanda geçici hükümet üyeleri görünüyor. Bunlar Müttefik kuvvetlerine yapılan tahattütlere uymaya dev@m kararı içerisnede Proleterlere karşı top atışı ile saldırı başlatıyorlar. İnsanlar korku ile kendilerini siperlere atıyorlar. Kamera sokakları gösterdiğinde bir parça ekmek için kar altında baklayan insanları görüyoruz. Halk savaş ve açlıktan kaynaklı çok sefil bir yaş@m sürüyor.
Bu arada Finlandiya demiryolunun dışında ellerinde pankartlarla müthiş bir kalabalık gösteriliyor. Heyecan içerisinde bekliyorlar. Kalabalıktan birisi işte o diyor. Lenin’i görüyoruz ekranda. Heyecan verici bir sahneydi. Lenin yüksekçe bir platforma çıkıp, yaşasın monarşiyi yıkan devrimci askerler ve işçiler şeklinde hararretli bir konuşma ile bir anl@mda Ekim devriminin gelişimini hazırlıyor. Oldukça hararetli bir konuşmaydı. Konuşmanın ardından geçici hükümete destek yok, çok yaşa Sosyalist Devrim sloganları atılıyor. Eisenstein tablo gibi kareler yakal@mış bu sahnelerde.
Temmuz ayında binlerce kişinin katılımıyla Kapitalist bakanları indirelim, geçici hükümeti yıkalım sloganları ile bir gösteri daha yapılıyor. İnsanlar Bolşevik Petrograt Komitesinin yerleştiği binanın dışında toplanıyorlar. Vakitsiz bir ayaklanma için dünya bizi proveke etmeyi deneyecek diyor halka seslenen bir kişi. Kendimize hakim olmalıyız şeklinde uyarılar yapılıyor. Kalabalığın büyük kısmını Kronstadt denizcileri oluşturuyor. Bu konuşmanın üzerine denizciler tüfeklerindeki süngüleri çıkartıyorlar. Z@manı geldiğinde parti size yol gösterecek deniliyor.:) Bir sonraki sahnede yine halkı görüyoruz büyük kitleler halinde gösteri yapıyorlar. Filmi izleyenler hatarlayacaklardır bu sahnelerde binlerce figüran kullanılıp gerçekten müthiş görüntüler yakalanmış. Halk slogan atarak gericiliğin kalesi Evening Time’s ın editör ofisinin yanına kadar geliyor. Binaların tepesinde hazırlanan mitralyözleri görüyoruz. (Mitralyöz’dür sanırım bir tür makinal! tüfek, herneyse) Mitralyözler ile göstericilerin üzerine ateş ediliyor. Binlerce kişi büyük bir panik ile sağa, sola koşmaya başlıyor. Birçok kişi vurulup yere düşüyor. Beyaz bir atın çektiği araba görülüyor açılan ateş nedeniyle at da vurulup düşüyor. Bu sırada işçi bölgelerinin merkezden bağlantılarını koparmak için köprüleri kaldırıyorlar. Az önce vurulup düşen beyaz at köprünün kalkan ayağına takılıp yaklaşık elli metre yüksekte asılı kalıyor. Bir süre sonrada büyük bir gürültü ile nehre düşüyor. Filmin en etkileyici sahnelerinden birtanesiydi, mutlaka görülmesi lazım.
Karşı devrimciler kazanıyor, Pravda’nın kopyalarını nehre atıyorlar. Sonrasında işçiler ile birlik isteyen 1. Makinal! tüfek alayını atlı askerlerin yanıda yürürken görüyoruz. Yol kenarlarında alaysı gülümseler eşliğinde bunları aşağılayan bazı tipler var. Bu sırada Bolşevik Partinin Petrograd Komitesinin binası ve Bolşeviklerin Askeri Örgütünün merkez bürosu dağıtılıyor.
Sarayın içerisinde ise Kara Kuvvetleri Bakanı, Deniz Kuvvetleri Bakanı vs vs görünüyor çarın destekçileri. 6 Temmuzda Geçici hükümet Lenin’in tutuklanmasını emrediyor. Bunun üzerine Lenin yeraltına geçip faaliyetlerini oradan yürütüyor. (Yer altı dediğim ıssız bir dere kenarında küçük bir ev) Lenin bu arada Partinin Altıncı Kongresini yönetip, birtaraftan silahli ayaklanmayı planl@maya başlıyor. Sarayda ise ölüm |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
delilevent
| 23.05.2007, 13:27 |
|
| cezasının tekrar yürürlüğe girmesi emri verilirken, odadaki Napolyon heykelleri dikkat çekiyor. (İki tane) bu arada General Kornilov zırhlı birlikleri ve acımasız tugayı ile birlikte Petrograd’a doğru ilerlemeye başlıyor. (İngiliz tankları var kornilov’un). Diğer tarafta Bolşeviklerde boş durmuyorlar. Hapishane kapılarını kırarak açıyor, esirlere silah dağıtıyorlar. Cephanelikleride halk ele geçiriyor. Şehri savunma karargahı kuruluyor. Bolşevikler birtaraftan propagandaya da hız verip, Ekmek, Barış, Toprak ve Kardeşlik temalı broşürler dağıtıyorlar. General Kornilov’un birlikleri yenilgiye uğryayıp kendiside tutuklanıyor. Bu arada yapılan çaışmalarla Bolşevikler tüfek kullanmayı iyice pratikleştiriyorlar:) Nede olsa iktidarı ele geçirmek için son ve nihai planı yapıyorlar artık. Eğitimler sü | | | | | |