 |
 |
| Fantastik Sinema |
| Maymunlar Cehennemi ve Kurtların Kardeşliği kapımıza dayandı. Yüzüklerin Efendisi gibi, çok şey vadeden bir diğer fantastik sinema ürünü ise sitesine rekor düzeyde ziyaretçi çekmekte. En sevdiğiniz ve en sevmediğiniz fantastik sinema ürünlerindan; bu türün "olmazsa olmaz" dediğiniz özelliklerinden ve kısa vadeli fantastik beklentilerinizden dem vurmak, türün diğer tutkunlarıyla tartışmak istiyorsanız, başlayın yazmaya! |
|
| 2578 kez okunmuş / 99 cevap yazılmış > Son cevap 24.07.2008, 22:24 |
|
|
|
wherearethevelvets
| 05.01.2008, 13:07 |
|
Next Door (Naboer) Yön: Pål Sletaune (2005) Norveç, Danimarka, İsveç http://beyazperde.mynet.com/film/2805’de filmle ilgili bilgi var. Norveç Amanda Ödülleri: En iyi aktör.
Doll Nr. 639 (A 639. baba) Macaristan 2005 Yön: András Dési, Gábor Móray Bir adam, bir kadın ve bir bebek hakkında bir kısa film. Tüm gün çalışan ve sadece geceleri kendine zaman ayırabilen bir adam sadece evinin önünden geçen tren sesinden rahatsızdır. Sonra başına bazı olaylar gelir ama bunun ne olduğunu öğrenemedim bir türlü… Amsterdam Fantastic Film Festival: Black Tulip Award Brussels International Festival of Fantasy Film: Grand Prize of European Fantasy Short Film in Silver Nashville Film Festival: Best Narrative Short 3.lük ödülü
The Day of the Beast (El Dia de la Bestia) 1995 İspanya Bir rahip incilin kabalistik okunuşuna göre, noel günü Madrid’te şeytanın oğlunun doğacağını deşifre eder. Dünya tehlikededir. Bir metalci ve televizyonda doğaüstü olaylar hakkında programlar yapan bir adamın yardımıyla bu şeytani varlığı aramaya girişirler. Ödüllere bakın!! Brussels International Festival of Fantasy Film: Golden Raven, Grand Prize of European Fantasy Film in Gold veGrand Prize of European Fantasy Film in Silver. Cinema Writers Circle Awards, Spain: Best Director ve Best Editing Fant-Asia Film Festivali: Best International Film Goya Ödülleri: Best Director, Best Make-Up and Hairstyles, Best New Actor, Best Production Design, Best Sound ve Best Special Effects. Gérardmer Film Festivali: Grand Prize Ondas Awards: Best Actor ve Best Film. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
wherearethevelvets
| 03.02.2008, 21:13 |
|
Isolation (2005) Yön: Billy O’Brien İrlanda İrlanda sineması nedense korku filmine İngilizlerden daha uzak duruyor. Dead Meat gibi gore filmler çok nadir çıkıyor (üstelik bu film hiç te beğenilmemişti haksız yere). Bahsedeceğim film türün iyi örneklerinden ve İrlanda’dan da iyi işler çıkabileceğinin bir kanıtı. Çiftçi Dan, inekleri üzerinde bazı genetik çalışmalar yapılmasına izin vermiş ve karşılığında para almıştır. Fakat gebe ineğinde bir tuhaflık vardır ve veteriner Orla’yı çağırır. Orla vagenal muayenesi esnasında içerideki bir şey tarafından ısırılır. Fakat USG normal görülmektedir. Buzağıda sorun yoktur. Bu gariplikten prof. John’a bahseder. Fakat John deneyinin devam etmesi konusunda ısrarlıdır. Bu esnada çiftliğe kaçak bir karavan park eder. Jamie ve Mary, ailelerinden kaçan iki sevgilidir. Dan ve John deneyin gizliliği nedeniyle bu çiftin en kısa zamanda gitmesi konusunda ısrar ederler. O yağmurlu gecede çiftlikte ineğin suyu gelir ama buzağı bir türlü çıkmamaktadır. Dan doğumu tek başına gerçekleştiremez ve karavandaki Jamie’den yardım ister. Zorlu ve kanlı saatlerin ardından buzağı doğar, fakat anomalilidir. Dan veteriner (ve eski sevgilisi) Orla’yı çağırır. Orla buzağıyı muayene eder ve yaşamasının mümkün olmayacak kadar deformiteli olduğunu belirtir. Mezbahalarda, yabancı ülkelerde kullanılan bir tabanca var. İneğin tam beynine çivi benzeri bir kurşun atarak acı çekmeden itlafı sağlıyor. Bu tabancayla buzağıyı öldürmeye çalışırlar fakat buzağı son bir hareketle kaçar, Dan’in parmağını ısırır ve kurşun sadece kafatasını parçalar. Beyin parçalanmaz. İkinci kurşun nihayet yerini bulur. Orla buzağının karnını kesiyor ve devleşmiş iç organlarını çıkarıyor. Organların arasında bir sürü fetal kese buluyorlar. Keselerin içinde buzağının henüz doğmamış fetuslarının kemik ve kıkırdaktan oluşan vücutları açığa çıkıyor. Dehşet içindeki Dan, Orla’dan durumun vehametini öğreniyor. Yaptıkları deney, ineklerin doğurganlığını artırmayı amaçlayan genetik araştırmalardır. Görünen o ki işler yolundan çıkmış ve yeni doğan buzağı kendi çocuklarına gebe kalmıştır! Orla bu konuyu prof. John’a iletmek üzere otomobiliyle ayrılır. Diğer inekleri, doğuran inekten uzaklaştırırlar çünkü bu hastalık kanla bulaşmaktadır! Geri dönen Dan, fetüslerden birinin kaçtığını görür. Profesör çiftliğe gelir. Orla kayıptır. Karavandaki iki sevgili de dahil olmak üzere kimsenin çiftlikten uzaklaşmaması gerektiğini söyler. Fakat kaçan yaratık inekleri parçalamaya başlar ve hızla büyümektedir. Kaçıp canını kurtarmaya çalışan Dan, Jamie ve Mary, karşılarında elinde inek öldürmek için kullanılan silahıyla prof. John’u bulurlar. Maalesef Orla’nın cesedini ortaya çıkar. Çiftlikten uzaklaşamadan yaratığın saldırısına uğramıştır. Karnında kocaman bir delik vardır ve görünen o ki yaratık, bir meyve kurdunun elmaya yaptığı gibi, kızın içini kemirmiş ve boşaltmıştır. Bundan sonra 4 kişi bir ölüm kalım savaşı içine girerler. Film gerçekten güzel. Korku filmi ortamı olarak pis bir çiftliğin kullanılması çok akıllıca. Çünkü özellikle yağmur da yağdığı için her yer çamur gölü içinde. Karanlık, pis… Her yer tezek dolu. Buzağının doğum sahnesi gerçekten mide bulandırıcı. Üstelik veteriner olan ablamdan bildiğim için yapılan tüm müdahaleler de çok gerçekçi. Bir çamur ve tezek gölünün içinde geçmeyen sahne yok gibi. Özellikle Dan’in traktör ile böyle bir göle daldığı, suyun içinde yaratığın kıpırdadığını hissettiği ve Orla’nın cesedini bulduğu sahne tüyler ürpertici. Film bittikten sonra iyice yıkanmak istiyorsunuz! Ödüller: Austin Fantastic Fest: En iyi yönetmen, film ve sinematografi. Gérardmer Film Festivali: Büyük ödül ve Uluslar arası eleştirmen ödülü. Leeds International Film Festivali: Avrupa Fantezi Film Gümüş ödülü Screamfest: En iyi film, yönetmen ve aktrist dalında festival kupası.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
wherearethevelvets
| 03.02.2008, 21:14 |
|
In Dreams (1999) Yön: Neil Jordan Oyn: Annette Bening, Aidan Quinn, Robert Downey Jr., Stephen Rea… Sadece Türkiye’de olmuyormuş demek ki. Amerika’da eski bir kasaba baraj gölü altında kalacağından boşaltılmıştır. Günümüzde bu gölün kenarındaki kasabada yaşayan ressam Claire, seri kız çocuğu cinayetleri nedeniyle endişelidir. Çünkü kendisinin de Rebecca adında bir kızı vardır. Bir gece rüyasında küçük bir kızın, elma bahçesinde, gece vakti kaçırılışını görür. Sapığın (Kadın/erkek?) gözünden görmektedir ve adı “Red” dir. Kocası Paul pilottur ve zaten pek iyi görüşememektedirler. Evlilikleri de bu yüzden çatırdamaktadır. Claire rüyalarından kocasına bahseder. Çocuk cinayetlerinde bir ipucu olabileceğini düşünen kocası, bu rüyalardan polise bahseder ama son ceset bahsettikleri yerin dışında, gölde bulunmuştur. Dolayısıyla polis buna basit bir medyum saçmalığı olarak görür. Bir gece Claire kızının okul gösterisine katılır. Kızı “Pamuk prenses”te perilerden birini oynamaktadır. Uzun bir yolculuğa çıkacak olan kocasını öperek uğurlayan Claire, geri döndüğünde, arkadaşlarıyla oynarken bıraktığı kızını bulamaz. Korkunç bir biçimde rüyasındaki kızın aslında kendi kızı olduğunu anlar. Katilin cinayetlerini önceden görmektedir hem de onun gözlerinden. Gölden kızının cesedi çıkarılırken sinir krizi geçiren Claire intihara yeltenir ve uzun süre komada kalır. Rüyalarında, yıllar önce sular altında kalan kasabada bir evin odasını görür. Burada yatağına zincirlenmiş bir oğlan vardır. Sular gelirken çocuk kendini kurtaramaz. Rüyalarındaki sözleri (baban beş para etmezdi) ve şarkıları (elma ağacının altında) sayıklarken kendini bulan kadın hastaneden çıkar. Evde geçirdiği ilk gün, gündüz hayalleri de gördüğünü fark eder. Evi kırmızı boyalarla boyanır, mutfağın masası kırmızı elmalarla dolmuştur ve müzik setinde aniden “elma ağacının altında” çalmaya başlar. Köpeği kaybolmuştur. Kocası eve gelene kadar Claire bileklerini kesmiş ve tüm duvarlara “baban beş para etmezdi” yazmıştır. Bu kez bir psikiatri koğuşuna kaldırılan kadın, katilinin kendisinden haberdar olduğunu keşfeder. Katili de onun rüyalarını görmektedir. Ve üstelik kocasının peşindedir. Rüyasında kocasının, bir otel odasında, kaybolan köpeği tarafından parçalandığını görür. Çıldıran Claire derdini doktoru Silverman’a bile anlatamaz. Ağır sakinleştiricilerin etkisi altında, kocasının öldürüleceği oda numarasını bile söylemesine rağmen kendisine inanılmaz. Sonra kaldığı odanın duvar kağıtlarının altında kırmızı yazılar görür. Bunlar katilin yazılarıdır. O da bu odada kalmıştır. Gerçek ismi de Vivian’dır. Yıllar önce sular altından kurtarılmış fakat agresif bozuklukları nedeniyle ağır bir terapi görmüştür. Yıllar önce bu koğuştan kaçmıştır. Claire, uyuyarak rüyalarında, Vivianın nasıl kaçtığını onun gözünden görür ve aynı yolla kaçar. Artık sapığın neden kırmızı takıntısının olduğunu, elmaların yerini ve katilin ne yapmayı amaçladığını yavaş yavaş açıklığa kavuşturur. Ama kendisi de tehlikededir. Yönetmenin en iyi filmi değil tabii ki. Neil Jordan’ın filmografisinde vasatın altında bile kalıyor. Ama yönetmeni unutursanız oldukça etkileyici bir gerilim. Özellikle kızı göletten çıkarılırken aynı anda arabayla suya atlayan Claire’in sahnesi çok ürpertici. Müzik harika, oyunculuk harika, atmosfer süper. Tavsiye edilir.
Brussels International Festival of Fantasy Film’de Silver Raven ödülünü kazanmış.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
wherearethevelvets
| 25.03.2008, 22:17 |
|
Fido 2006 Kanada Yön: Andrew Currie Oyn: Carrie-Anne Moss, Billy Connolly, Dylan Baker, Tim Blake Nelson… 40-50’li yıllar Amerikasında, nükleer tehdit paranoyası üzerine kurulmuş, fütüristik, campy (eski Amerika modasını hatırlatan zevksizlik ve rüküşlük. “Kisch”in filmlerdeki izdüşümü) ve splatter (fışkıran kanlı ve kopmuş vücut parçalı) tarzı bir film. Öyle bir zaman ki, nükleer etkiler nedeniyle toprak, gömülen insanların zombi olarak geri dönmesine neden oluyor, fakat zaman tam olarak belirtilmiyor. Kıyafetler 50’li yılları çağrıştırıyor ama kullanılan malzemeler ve öykü oldukça modern. İnsanlar bu zombilik durumunu kanıksamışlar. Küçük çocuklar bile karşısına çıkan kokuşmuş cesedin kafasını tek kurşunla uçurabiliyor. Hatta okullarda silah kullanma eğitimi veriliyor (Amerika’nın şu anki bireysel silahlanma problemini eleştiriyor). Bu zombileri elimine etmek için endüstriler de oldukça gelişmiş. Mesela özel cenaze levazımatçıları, ölünüzün kafasını özenle bedeninden ayırıyor ve asla çıkamayacağı ayrı bir çelik kutuya koyuyor. Yine çıkışı imkansız hale getirecek çelik tabutlardaki bedenlerle beraber uygun derinliğe gömülüyor. ZomCom adlı büyük bir şirket, zombileri uysallaştırıp normal hayatımızda kullanabileceğimiz kölelere dönüştürecek bir “evcilleştirme tasması” tasarlamışlar. Bir diğer işleri de güvenlik; hatta “sizin yerinize güvenliğinizi biz sağlıyoruz” sloganları var. Başroldeki Timmy Robinson, ilkokulda verilen silah eğitiminde başarısızdır ve etrafta olan şiddetten rahatsız “normal” bir çocuktur. Tabi ki aynı sınıftan Roy ve Stan kardeşler tarafından hırpalanıp aşağılanmaktadır. Sınıfa yeni bir kız gelir, Cindy adlı bu kız ZomCom’da üst düzey yetkili olan bay Bottoms’ın kızıdır. Şehre yeni gelen bu aile Robinson ailesinin hemen yanına taşınmıştır. Cindy parlak bir kızdır. Nişancılıkta üstüne yoktur ve Timmy ile arkadaş olurlar. Carrie-Anne Moss, filmde “Chocolat”taki rolüne benzer, iyi eş iyi ev hanımı, renkli desenli ve kabarık eteklerle ortada dolaşan bir kadın olan Helen Robinson’u (Timmy’nin annesi) canlandırıyor. Kocası Bill, ilgisiz ve duygularını belli etmeyen, karısını ve oğlunu ihmal eden; eskiden zombileşmiş babasını öldürmek zorunda kaldığından paranoyaklaşmış bir adamdır. Helen, yeni gelen komşularının bir sürü zombisi olduğunu görür ve kocasını kandırarak eve bir zombi aldırır (diğer kadınlardan eksiği mi vardır). Fido adlı bu zombi, Timmy’nin en iyi arkadaşı olur. Timmy ona bir insan gibi davranmakta, kendisiyle beyzbol oynamayan babasının yerine Fido ile oynamaktadır. Her ne kadar bir zombi olsa, konuşamasa ve ceset gibi görünse de Fido, içinde duygusal bir adamdır. Helen’e ilk görüşte aşık olur ve zaten duygusal olarak ihmal edilmiş kadını, yaptığı zarif (?) hareketlerle mutlu eder. Başta ketum ve kapalı olan Helen (oğlunun arkadaşları tarafından dövüldüğünü öğrenince etraftan birinin görüp görmediğini merak ediyor- rezil oldu mu diye) Fido’ya daha da yakınlaşıyor. Fakat tasmasında bir bozukluk olması sonucu, kaknem yan komşularını yemesi üzerine Fido’nun başı derde girer. Canlı canlı zombi maması olan yaşlı kadın da zombileşir ve şehirde başka insanları da ısırır. Zincirleme olaylar ZomCom adamlarını harekete geçirir. Soruşturmadan Fido’yu kurtarmaya çalışan Timmy ve annesinin tek yardımcıları yine komşuları olan ve erkenden tasması takılmış yeni ölü seksi zombisiyle özel ilişkileri olan bay Theopolis’tir. Zombi itlaf ekipleri tarafından tutuklanan Fido, ZomCom’un fabrikasında çalıştırılmaya başlar. Timmy ve annesi Fido’yu kurtarmak için bay Thepolis’ten yardım isterler. Bu kurtarma operasyonu sonucu tüm zombiler serbestleşir ve ortalık kan gölüne döner. Ödülleri: 2008 Genie Ödülleri: En iyi sanat ve yapım dizaynı 2007 Gérardmer Film Festivali: En iyi film müziği ve Jüri özel ödülü. 2007 Leo Awards: En iyi sinematografi, makyaj, müzik, ses ve görsel efekt ödülleri. 2007 London Canadian Film Festivali: İzleyici ödülü. 2007 Vancouver Film Critics Circle: En iyi aktrist ödülü
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
ve_sonra_hic_kalmadi
| 19.04.2008, 13:56 |
|
| Başlık Fantastik Sinema kısmında ya, bir genele git, bir korkuya git insan yoruluyor mu ne? :) El Dia De La Bestiayı gördüm yukarıda. Eğlenceli filmdi. Çok beğendiğim anları vardı. Bu başlık oldukça güzel. Darkness pek yok sanırım ortalıkta. Bu arada eline sağlık wherearethevelvets |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
wherearethevelvets
| 27.06.2008, 21:32 |
|
Den Brysomme mannen (The Bothersome Man/ Uyumsuz Adam/ Norway of Life) Yön: Jens Lien Norveç 2006 Orta yaşlarında sefil bir adam olan Andreas, garip bir otobüs yolculuğu sonunda, bir çölün ortasında tek bina olan kullanılmayan bir gaz istasyonunda iner. Buradaki adam her gelen yolcu için binaya "hoşgeldin" pankartı asıp, işi bitince indirmektedir. Andreası da böyle karşılar ve arabasına alarak bazı bilgiler verir. Evi hazırdır, iyi bir firmada muhasebecilik işi hazırdır. Andreas başına gelenlerin nedenini anlamamakla beraber, oraya nasıl geldiğini de bilmemektedir. Otomobil yolculuğu steril bir şehirde sonlanır. Evi muhteşemdir, işte patronu da dahil olmak üzere herkes ona iyi davranmaktadır. Neredeyse istediği her şey olmaktadır. Bir yemekte karşılaştığı Anne adlı mutfak dizayncısı bir bayanla kolayca geliştirdiği bir ilişkiye girer. Aynı evde yaşamaya başlarlar. Fakat Andreas içinde bulunduğu durumun garipliğini hissetmeye başlar. Tüm dünya uçuk renklerde, pastel ve gridir. Her yer tertemizdir. Herkes çok mutludur ama tüm insanlarda bir kayıtsızlık, duygusuzluk vardır. Öğle tatilinde bir adamın intiharına tanık olur. Adam bahçedeki demir çitlerin üzerine düşmüştür ve barsakları kaldırıma dağılmıştır. Bir minibüsten inen iki görevli adamın barsaklarını da toplayarak arabaya tıkar ve yerdeki kanları temizlerler. Sanki hiç bir şey olmamıştır. İş arkadaşları kanepe dergilerine bakıp bundan muhabbet ortamı yaratmaktadır. Görünüşe göre tek espri kaynakları bu slkıcı konudan ibarettir! Andreas kağıt kesme makinesinin önündeyken keskin bıçaklara uzun uzun bakar ve ani bir kararla baş parmağını uzatır. Acı duymayacağını zannetmektedir fakat hiç te öyle olmaz. Aynı minibüsten aynı görevliler gelip Andreası evine gö+ürürler. Eve vardığında kesik parmağının yerinde yeni bir parmak görür! Bundan sonra işler iyice garipleşir. Bir barda bardak bardak bira içtiği halde sarhoş olmadığını keşfeder. Tuvalette bir adam onu uyandırır. Hiç kimse sarhoş olmamaktadır. Müzik yoktur, koku ve tat yoktur. Hatta sevişmenin bile tadı yoktur. Bunları söyleyen "fark etmiş" adamı takip eden Andreas, adamın evinden müzik sesi geldiğini farkeder. Adam bodrumdaki dairesinin duvarında bir çatlak bulmuştur. Buradan harika sesler, çocuk sesleri (bu dünyada çocuk ta yoktur), nefis kokular gelmektedir. Andreas bu çatlaktan geçerek olayın kaynağına inmeyi kafasına koyar. Fakat diğer tüm insanlar hallerinden memnundur. Andreasın bu "öteki dünyaya" ulaşma çabası pek te hoş karşılanmaz ve uyumsuz damgası yer. Ödülleri: Norveç Amanda ödülleri: En iyi aktör, yönetmen ve senaryo ödülü. Cannes film festivali: AClD Award Cinequest San Jose Film Festivali: Maverick Spirit ödülü Fantasporto: İnternasyonel Fantazi film ödülü Gérardmer Film Festivali: Grand Prize, International Critics Award, SCI FI Jury Award, Youth Jury Grand Priz |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
 |
 |
 |
|
 |
|