 |
 |
| Vizyonda Görmek İstedikleriniz |
| Vizyonda Görmek İstedikleriniz, son yıllarda çekilmiş ama ülkemizde gösterime girme şansı bulamamış filmlere ayrılmış bir forum alanı. Festivaller ya da ev sineması sayesinde tanıştığınız, ya da tanışamayıp merak ettiğiniz yapımları burada tartışabilirsiniz. Dünyada üretilen tüm filmlerin gösterim şansı bulabilmesi imkansız. Bazen bir çok müthiş film arada kaynayıp unutuluyor. Haydi, sarılın klavyeye, bu filmleri gün ışığına çıkarın! Unutmayın, film şirketleri de Beyazperde.com’u çok yakından takip ediyor... |
|
| 357 kez okunmuş / 5 cevap yazılmış > Son cevap 13.05.2008, 11:31 |
|
polat36
|
|
| Hızır Aleyhisselam
Yaptığınız iyilikleri aranızdan kaç kişi denize atmıştır. Belki iyilik yaptığınız insanlardan biriside Hızır aleyhisselam’dır. Hızır Aleyhisselam zaman ve mekanda seyahat edebilen İlmi ledün sahibi olan Allah-u Teela’nın salih kullarındandır. Büyüklerimizden hikayelerini defalarca kez dinlediğimiz zat-ı muhterem, mübarek insandır. İnsanların vicdanlarını, karşısına çeşitli kişiliklerde çıkarak sınar. İnsan evladı, vicdan, muhasebe… Şu son günlerde Türk sinemasında ve televizyon dizilerindeki yüzlercesinin senaryolarına bakıyorum da içlerinden yalnızca parmakla sayılacak kadar az olan birkaç tanesi reyting rekorları kırıyor veya nadiren sinemamızda box office listesinde birinci sırada olabiliyor. Bende diyorum ki artık yeşilçamı güzellikleriyle anarak bir kenara bırakın ve daha geniş düşünün. Değişik konularda yazabilen senarist arkadaşlara ‘‘benim gibi öhö öhö’’ yardımcı olun, elinden tutuverin yahu. Elinizi verdiğinizde kolunuzu kurtarabilirmisiniz bakın işte onun yanıtını net bir şekilde veremem. Tarsus cehennemi adlı senaryomun içeriğini bitirmeden yeni bir konu hakkında yazmak istiyorum. Yaratıcı düşüncelerle gerçekten güzel bir senaryo hikayesi çıkarabiliriz diye düşünüyorum. Bu benim düşüncem katılmak zorunda değilsiniz. Yaratıcı derken mesela hikaye akışını Hızır aleyhisselamın gözünden yansıtmak veya benzeri gibi değişik bir bakış açısından aktarabilmek ve anlatabilmek. Aşağıda yeni senaryomun hazırlık aşamasını okuyacaksınız. Umarım seversiniz.. Buraya yaşadığım ve anlatılan birkaç hadiseyi anlatacağım. Sizden de bu tür iyilik yaptığınızı düşündüğünüz, yaşadığınız veya size inanılmaz gelen anlatıları ve hadiseleri yazmanızı istiyorum. 2001 yılıydı bir sonbahar akşamı beyoğlundaki işyerimden akşam saat beş buçuk civarında okmeydanındaki evime yürüyerek gidiyordum. Her akşam yürüyerek geçtiğim yol belliydi. Beyoğlu hükümet konağından, Beyoğlu polis karakolunun önündeki sokaktan aşağıya dolapdere’ye oradan kasımpaşayı geçerek okmeydanıdaki kiraladığım evime giderdim. Evimin karşışında feriköy mezarlığı bulunmaktaydı. Her zamanki yolu takip ettiğim bir akşam üstüydü, yeni nişanlanmıştım ve yolda yürürken içimdeki birden fazla kişilikle münakaşa edip, ayaklarıma hakim olamayarak katettiğim bu yarım saatlik yolda nişanlımı düşünüyordum. Evimin yakınındaki köprünün altında bulunan bir kişi dikkatimi çekmişti. Çöplükleri kurcalıyor ve çöpten çıkardığı tavuk kemiklerinin üzerindeki eti sıyırmaya çalışıyordu. Açlık çekmeyen hiçbir insan yapmazdı bu hareketi, kendimi tuhaf hissetmiştim. Yanından geçtim yirmi, yirmibeş adımdan sonra durdum ve geriye baktım. Belki bir ilgilenen çıkar evime gitmeliyim, yaklaşmamalıyım düşüncesi ile yanına gidip, kolundan çekip çöpü kurcalamasına engel olarak yardımcı olmalıyım düşüncesi arasında boğuşmaya başladım. Yanına gittiğimde belki saldırıya uğrarım korkusunuda üstümden atarak yaklaştım. Kolundan tutup geri çektim ve benimle gelmesini söyledim. Hiç konuşmuyordu, köprünün üstündeki sokağa çıkarak ilk bakkala girdim. Cebimde olan paranın tutarı ekmek arası helva ve bir cola parasına denk geliyordu, hiç düşünmeden aldım gazeteye sardırdım, bakkalın karşısında taş duvarın üstünde oturuyordu. Kendisine yemesi için ekmeği uzattım. Üzerimde daha fazla para olsaydı da keşke daha fazlasını yapabilseydim. Ben: -‘‘Neden çöpleri kurcalayarak içindekileri yiyorsun. Burası Türkiye kimden istesen sana yardımcı olur. İnsanlık ölmedi daha..’’ gibisinden konuşurken, :-‘‘ Bir sigara alırmısın?’’ dedi. Üzerimde para kalmadığını, sigara içmemesini söyledim, çok istiyorsa colayı vererek sigara almasını söyledim. İçime bir dert olarak eklensede, kendisini Allaha emanet ederek yanından ayrıldım. Türkiye de İstanbul gibi bir şehirde, bir insan evladını sokak kedisi gibi çöplerden artıkları kurcalayarak yemesi inanın bir insan evladı olarak çok zoruma gitti. Açlık yaşamayan bilmez aç olan insanın halini, Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Allah kimseyi aç, açıkta, anasız, babasız bırakmasın, Amin.. Ve ismini bile sormadığım o zatı muhterem için şu şarkı sözlerini buraya ekleyeyim: Allahım bu çile bitermi böyle, sevgilim elimden gittikten sonra, tövbe etti gönlüm aşka sevgiye, bir değil bin seven, versen ne fayda! İçimde yılların yorgunluğu var, bahtımı yeniden yazsan ne fayda. bahtımı yeniden aman aman yazsan ne fayda. Kırıldı güvenip tuttuğum dallar, çıkmaza uğradı gittiğim yollar. Kaderim huzuru çok gördü bana, şimdi feryadımı duysan ne fayda! İçimde yılların yorgunluğu var, bahtımı yeniden yazsan ne fayda. of bahtımı yeniden Allah yazsan ne fayda. (Allahım bu ne çile / Ali seven). Bu şarkıyı dinlemenizi tavsiye ederim.
|
|
|
|
 |
|
|
|
polat36
| 03.10.2007, 16:44 |
|
Anneannem Allaha şükretmek ve yalvarmak için açtığı avuçları ile yaptığı sessiz duasının ardından duyulacak şekilde :-‘‘Ya Hızır’’ der ve ellerini yüzüne sürerek duasına son verirdi. Anneannemden duyduğum sözler Hızır Aleyhisselam’ın zaman ve boyut kavramı olmaksızın insanların karşısına bir seferde olsa sınamak için çıkan bir kişi olduğunu düşündürüyordu. Gerçekten oturup düşündüğünüzde karşınıza bir şekilde böyle yardıma muhtaç olarak çıkan insanlar buluyorsunuz tabii hepsinin Hızır olduğunu söylemek doğru olmayacaktır, ancak gönülden isteyerek yapılan yardım Allah katında gerçekten iyiliktir ve iyilik yapılan kişinin Hızır olması gerektiğini düşünmek bile, şeytanın insana düşünce olarak aşıladığı ‘‘benlik’’ hissi veren çıkarcılığı ve karşılık beklemeyi ummaktır. Bundan beş sene evveli evlenmiş ve evimi zorluklada olsa babamın evinden ayırmıştım. Kirada oturuyordum, mübarek ramazan ayındaydık. Oturduğumuz binanın karşısındaki yıkık gecekonduların arasında tek gözlü bir odada oturan ihtiyar bir nene vardı. Eşim gider konuşur halini, hatırını, bir isteğini olup, olmadığını sorar dertleşirdi. Kadın evde yalnızdı, bir oğlu olduğunu öğrendim. Arada sırada uğrar odununu kömürünü erzakını alır bırakırmış. Eşim iftar yemeğimizi hazırlamıştı. : -‘‘Teyzeye gidelim yemeklerimizden birer tabak bırakalım gelene kadar ezan okunur, iftarımızı açarız.’’ demişti. Gittik oturduk, biraz sıkıntılıydım, evin içine girdik oturduk. Neneyle muhabbet ederken birden gözüm masasındaki iftarını açacağı yemeklerine takıldı. Bizden önce bir komşusu getirmiş ve komşusuda Kırşehirli hemşehrimizmiş, Nenemin sofrasındaki yemekler eşimin iftar için hazırlamış olduğu Allahın bize bahşetmiş olduğu rızkların aynısıydı mercimek çorbası, lahana sarması, siyah üzüm hoşafı. Şimdi yaşıyormuşum gibi tekrar ediyorum beynimdeki anılarımı.. o an çok tuhafıma gitmişti. Düşündüm ben kimdim ve Allahın bana iftar için verdiği rızkı acaba benmi kazanmışta paylaşıyordum yoksa erenlerin lokmasından mı yiyordum. İyiliği kim kime yapıyordu acaba? İhtiyar nene : -‘‘Çocuğunuz varmı?’’ diye sordu. Eşim : ‘‘Yok teyze’’ dedi. Nene: -‘‘Üzülmeyin yavrum! Çocuğunuzda olur, evinizde olur’’ demişti. Bizde aynı ağızdan : -‘‘hayırlısı olsun’’ teyze dedik. O gün yaşadığım bu hadiseyi hayatım boyunca unutamayacağım. Şimdi Allahıma çok şükür Muhammed Gürhan adında bir oğlum var vede başımızı sokabildiğimiz ve kira sıkıntımız olmayan bir evimiz. Allah büyüklerimizden Babamdan ve annemden razı olsun. Acı gerçekler : Yolum düşer meyhaneler üstüne, içtikçe aklıma sevgilim gelir. Silsem gözlerimi kurusun diye, bahar seli gibi boşalır gelir. Nerde sevdiklerim hani sevenler, ağlatıyor beni acı gerçekler. bitmiyor isyanlar bitmiyor suçlar, inliyor başımı vurduğum taşlar. İhtiyar olmadan ağardı saçlar, kar beyaz saçımı yolasım gelir. Görüpte bilmeyen deli sanıyor, bilmezler dermansız yaram kanıyor. Ben mazimi mazim beni arıyor, ölmeden mezara giresim gelir. (İbrahim tatlıses)
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
polat36
| 03.10.2007, 16:49 |
|
Şimdi size daha önceden ne kadar çok dinleyip okusanız da benim çok severek dinlediğim bir hadiseyi buraya internetten alıntı olarak yazacağım. Bu hikayeyi bana İstanbul’daki evimizde kayınbabam anlatmıştı ve birkaç gün sonra bir gazetede okudum. Gazeteden türbesinin bulunduğu yerin adresini aldım ancak merhumun yattığı kabri ziyaret etmek bir türlü nasip olmadı. Nalıncı babanın türbe adresini o gün bu gündür cüzdanımdadır. Evime giren içkiyi de ‘‘iki kere yapmış olsam da’’ nalıncı babanın yüzü suyu hürmetine ayak yoluna boşalttım ve kendisini yad ettim. İçen bir insanda değilimdir zaten. O kadar mübarek bir insan olmadığım ve birazda maddiyatsızlıktan ötürüde henüz bir hayat kadınına iyilik yapmadım. Aslında böyle bir iyiliği düşünmedimde; Günümüzde ne kadar erkek varki, istemeden kötü yola düşen kadınlara kötü gözle bakmayan. Nalıncı baba olarak bilinen Muhammed mimi efendinin anlatısıdır, iyi okumalar. Adsız şansız bir Allah dostu Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: - Hayrola efendim canınızı sıkan bir şey mi var? - Akşam garip bir rüya gördüm. - Hayırdır inşallah. - Hayır mı, şer mi öğreneceğiz. - Nasıl yani? - Hazırlan dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd'a çıkar, döner Vefa'ya. Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar 'Kimdir bu?' Ahali 'Aman hocam hiç bulaşma' derler, 'ayyaşın meyhur'un biri işte!' - Nerden biliyorsunuz? - Müsaade ette bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz. Bir başkası tafsilata girer. -'Biliyor musunuz?' Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. -İsterseniz komşulara sorun. Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu? Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam Vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser. - Nereye? - Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. - Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebamızdır. Defnini tamamlasak gerek. - İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. - Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha. - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? - Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından. - Aman efendim. Nasıl kaldırırız? - Basbayağı kaldırırız işte. - Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini... - Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız. - Şurada bir mahalle mescidi var ama... - Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin? - Ne bileyim Ayasofya'dan, Süleymaniye'den. En azından Fatih Camii'nden. - Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Haydi yüklenelim. Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır: - Sultanım yanlış yapıyoruz galiba - Nasıl yani? - Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kim bilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri? - Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Bizim efendi bir alemdi: Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. - Hakkını helal et evladım .Belliki - çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. - Biliyor musun oğlum?' diye dertli dertli söylenir, Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya. - Niye? - Ümmet-i Muhammed içmesin diye. - Hayret. Bak şu işe! Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. - Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek, der çeker giderdi, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum. - Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...(devamı aşağıda) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
polat36
| 16.10.2007, 15:23 |
|
| Yeni senaryom Lord-Koray'ın fikri ve Vizyonda Görmek İstedikleriniz başlığı altında bulunan Mesih'in Savaşı forum'u mutlaka okuyun ve bildiğiniz birşeyleri yazın. Görüşmek üzere... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
polat36
| 27.03.2008, 13:52 |
|
Yakında ''Ruh İkizi'' adlı bir senaryomla bu sayfalarda yeni bir forum konusu açmayı düşünüyorum. Konusu kısaca şu: Dünyanın iki ayrı uç noktasında yani farklı bölgelerinde yaşayan ancak ruh olarak aynı özelliklere sahip iki kişinin yaşantılarından kesitler sunacağım ve bu iki insandan birisi sulh ve zenginlikle yaşayan beyaz bir kişi iken diğeri fakirlik ve savaşla mücadele eden Afrikalı bir insan olacak, ruhları aynı özelliklere sahip ancak yaşam tarzları farklı iki kişi; Günün birinde afrikada yaşayan genç, iç savaş esnasında öldürülürken diğerinin rüyasına girecek ve hikayenin kahramanı etkisinde kaldığı bu rüyanın anlamını düşünürken hayatında bambaşka kapıları açacak.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
polat36
| 13.05.2008, 11:31 |
|
| İbrâhim aleyhisselâmdan sonra yaşamış bir peygamber veya velî. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselâmın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebül-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselâmın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır aleyhisselâmın İsrâiloğullarından olduğunu söylemişlerdir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahîh-i Buhârîde bildirilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz; "Hızır (aleyhisselâm), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı." buyurdu. Mûsâ aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, garîblere yardım etmektedir. Hızır aleyhisselâm, Allahü teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefât etti. Ancak Allahü teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özelliklerini verdi. Bâzı âlimler "nebî" (peygamber), bâzı âlimler de "velî"dir dediler. Hızır aleyhisselâmda, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir. Hızır aleyhisselâm, güzel ahlâk sâhibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahü teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bilirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünnî ilme sâhipti. Hızır aleyhisselâmın Mûsâ aleyhisselâm ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kurân-ı kerîmde Kehf sûresi 60 ve 80. âyetlerinde ve hadîs-i şerîflerde bildirilmiştir. Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resûlullah efendimiz; "Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızırdır. Sizi övüyor." buyurdu. Hızır aleyhisselâm birçok zâtın tasavvufta yetişmesine rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselâmın tasavvufta yetiştirdiği en meşhûr âlim ve velîlerden biri Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleridir. Hızır aleyhisselâm, İlyâs aleyhisselâmla birlikte Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vefâtında hâne-i saâdetlerine gelip Ehl-i beyt için sabır tavsiyesinde bulundu. Onların geldiklerini ve sabır tavsiye ettiklerini hazret-i Ebû Bekr, Ehl-i beyte bildirdi. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
 |
 |
 |
|
 |
|