 |
 |
| cAfé Beyazperde |
| Gelin, sinemayla ilgili olsa da, Beyazperde.com Forum Alanlarının konusu dışında kaldığı için yazacak yer bulamadığınız yazışmaları bu serbest alanda sürdürün! Serbest dediysek diğer kurallar değişmedi elbette: Nezaket sınırları içinde kalacağız, kişisel ve sinemayla ilgisiz mesajlar atmayacağız... vs... vs... |
|
| 354 kez okunmuş / 27 cevap yazılmış > Son cevap 14.06.2008, 00:24 |
|
|
|
s.severus
| 18.12.2007, 17:37 |
|
Doğru ve güzel bir yazı olmuş tebrikler.Dolaylı yollardan sinemanın hayatımızda etkileri var tabiki büyük çoğunluklada biz bunun farkında oluruz.Mesela bende kafama taktığım bir film olduğu zaman o filmi bulup izlemeden daha doğrusu elde etmeden rahat edemem doğru söylüyorum uykularım kaçar.Cümleler kafamda oluştuğu ölçüde katılmak isterim.
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Güvercin_Gerdanlığı
| 18.12.2007, 22:40 |
|
İlgin, bilgin, katkın ve varlığın için tşk ederim sevgili arkadaşım...
Karar mekanizmamızın kontröl edilmesi üzerine ben birkaç kelam daha söylemeyi bir borç bilirim.
Karar mekanizmamızın varlığından ve bu karar mekanizmamızın bizzat kendi irademizin istemesi sonucu harekete geçtiğinden haberdar mıyız? Yani gerçekten içimizde bir yerlerde gizlenmiş olan bu karar mekanizması belki dış güçler tarafından kontrol ediliyordur. Bunu düşündük mü hiç? Mutluluk kavramı üzerine bir süre kafa yormuştum sonra anladım ki mutluluk kavramının; karşıt kavramların hep olumlu olması ile mümkün olmuyormuş, yani mutluluğun acı- tatlı, sevinç- keder, gibi hayatı yönlendiren zıt kavramlarla pek bir bağı yokmuş. Mutluluk dediğimiz şeyin elde edilen birşey olmadığını da Umudunu Kaybetme filminden öğrenmedik mi! ( Bakın karar mekanizmamı nasılda yönlendirdi bu film :) O halde ben anladım ki; mutluluk dediğimiz kavram; karar mekanizmamızı bizatihi kendi tercihlerimiz ile yönettiğimiz kadar mutluluk kapısı bize açıktır. Doğru ya da yanlış kararın burada etkisi sunidir! Bunu idrak etmen zaten kendinde olan çok önemli bir gücü farketmene vesile olacaktır... Simyacı'yı okuyanlar bilir; Kişisel Menkıbe ve Evrenin Ruhu denilen kavramlar bu noktada önem kazanmıyor mu?
Evet bence herşey orada gizli ve herşey karar mekanizmamızı bizzat kendimiz kendi şuurumuzla kullanabildiğimiz ölçüde bilincimizin farkındalığına varabiliriz. Ve ölüm ile oluşacak boyut değişimi sonucu da bu karar mekanizmamızın getirileri ile diğer boyutta huzuru bulabileceğiz. O halde yapmamız gereken izlediğimiz filmlerin yani genel olarak sinemanın karar mekanizmamızda söz sahibi olmasını engellemek ve onu araç haline getirio gerektiği takdirde bizzat irademizle sinemadan faydalanarak bu karar mekanizmasını hayata geçirmek olmalıdır... Sevgi ve Dua ile... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
s.severus
| 19.12.2007, 08:45 |
|
| Simyacıyı bende okumuştum ondan söyleyebileceğim tek şey.hayatımızda karşımıza çıkan herşeye bize bir işaret yada yol gösterici bir şans olarak bakmamak gerektiği ve mutluluk'u uzaklara değil çok yakınımızda kendi içimizde aramamız gerektiğidir.Çok beğendiğim kitaplardan biridir.Mutluluk bir kuştur ürkütürsen tutamazsın.Sinemanın hayatımıza etkisi yukarıdada söylediğim gibi direkt olarak değil dolaylı yollardan bizi bilgilendirerek ve olaylar kaşımızda ders almamızı sağlayarak gerçekleşen bir şey.Yani biz filmlerde gördüğümüz herşeyi belki (belki diyorum aynen pratiğe geçirdiğimiz şeylerde olabilir)hemen uygulamaya geçmeyebiliriz bu olayların perdede yaşayan kişilerin üzerlerindeki etkileri acaba bizde olsa ne yapardık sorusunu sorarak uygulamaya geçeriz.Bu belki direkt uygulama yönteminden daha etkili bir yoldur.Bu hayata geçirilen olayların şiddetiyle doğru orantılı bir konu.Sinemanın en önemli özelliği bence bilgilendirme etkisidir.Fakat bu bilgilendirme başka birkaç yerdede belirttiğim gibi direkt değil zaman içinde hatırlama yöntemiyle su yüzüne çıkmaktadır.Yani zamana bağlı bir durum sözkonusu.Bu yalnız sinemayla değil tüm hayatımız boyunca öğrendiğimiz beynimizin bize oynadığı bir oyundur yalnızca.Bilgiyi gerektiği zaman gerektiği yerde kullanma durumu.Sinemanın etkileri yaşantımıza o kadar fazla ve önemlidirki bunları yazmak başka bir konu başlığı gerektirir.İyiki varsın sinema diyorum.Ne mutlu küçük şeylerden mutluluk payı çıkaran insanlara. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Güvercin_Gerdanlığı
| 23.12.2007, 23:13 |
|
Bazı filmlerde manevi bir enerjinin, Filmden akıtılan ilhamın, 'Gör'ebildiklerimizi doğru yorumlayabilme sonucu bizlere sunulan güzelliklerin, Ve amaçlanan pozitif enerjinin etkisi, o filmin akabinde bizim kararlarımızı sizce etkilemez mi!?
O zaman şunu diyebiliriz ki; İzlemiş olduğumuz filmler yani genel olarak sinema kader yolumuzun önemli bir trafik işaretlerinden biridir.
Evet kader yolumuzun etrafında düzenlenmiş sürüyle uyarı levhaları olduğunu eminim her düşünen beyin kabul edebilir. Zahir mana da durum bu şekilde gayet nettir ki kader gibi çözülmesi zaman alan bir mevzunun derinlemesine bir analizine girişecek değilim fakat yukarıda ki gerçek ışığında sinema bizim için, en basitinden karar mekanizmamıza etki eden bir levah vazifesi görmektedir.
Olayı basite indirgemek ve somutlamak için çok sevdiğim bir film örneği ile bitirmek istiyorum;
Patch Adams 1998
Tom Shadyac imzalı
ve başrolde sempatik oyuncu Robin Willams
Şimdi filmi konu ile ilişkilendirmeden önce içinde bulunduğumuz sitenin filmi sadece komedi olarak lanse etmesi ve o kategoride değerlendirmesini şiddetle kınıyorum. Zira bu film hem içerik olarak hemde verdiği mesaj olarak komedi gibi sadece güldürüye işaret eden bir tür olarak kesinlikle anılamaz, bu şekilde anmak ve yazmak çok büyük bir eksikliğin göstergesidir. Bu yanlışın buradan düzeltilmesini istiyor ve İmdb'de olduğu gibi; komedi ibaresinin yanına bir de dram ifadesinin eklenmesini yetkililere talep ediyorum.
Çoğu zaman sendeleriz hayatta ve yaşadıklarımız bir b0ksörün yediği sol kroşe gibi bizi yere düşürür. İşte burada çok sevdiğim bir sözün zihnimde bıraktığı açılımlar devreye girer ; maç, b0ksör yere düştüğünde değil ayağa kalkamadığından biter...! Bizimde düştüğümüz yerden kalkabilecek zamanımız olduğu gibi kaldırabilecek eller de görürürz çoğu zaman! İşte böyle bir sendeleme hikayesi ile başlar Patch Adams. Ve hayattaki anlamı yitirmiş bir insanın nasıl sistem içinde en mutlu insana dönüşme evresini gösterir.
Ve bu nokta da, böyle bir buhran içinde olan bir insanın, bu filmi izlemesiyle hayatı anlam bulabilir! Nitekim örnekleri de mevcuttur. Mutluluğun başkalarına yardım etmekl ve onlarınm mutluluğu ile anlam kazanır kendi mutluluğu da! Sosyal hayatta yardımlaşmayı teşvike sebep olan en önemli sosyal içerikli filmlerdendir. Ben bile hayatta yaşanabilecek anlar bulduğum halde bu filminde etkisi ile sosyal yardımlaşma klüplerinde faal olarak görev aldım. Hatta filmi dikkat ile izleyenler binlere ulaşan bir sayı ile çoğu doktorların bu hikayeden sonra görevlerini bırakıp Patch Adams'ın yolunu takip etmişlerdir. Zaten bizzat gerçek hayattan sinemaya uyarlanmış bir hikayedir Patch Adams. Ve onun hikayesi ile büyülenen insanlar ve bu insanların hayattaki karar mekanizmalarına Patch Adams'ın etkisi...
Boşuna söylemedik dostlar sinema bir uyarı levhasıdır diye! Sinema bir gizli eldir diye hayatımızı yönlendiren!
İşte çok sevdiğim sinemasever dostlarım, sizde sinemanın bu sihirli gücünü göz ardı etmeyin sakın ve filmleri izlerken bir de bu bakış açısı içerisinde izleyin, bakalım hayatınız da neler değişecek! Sevgi ve Dua ile...
Sabırla okuyan herkese gelsin benden, bu pozitif enerji yaydığına inandığım tebessüm : ) |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
elizabethkostova
| 15.05.2008, 21:43 |
|
Bir Robin Williams filmi de benden o zaman...
What Dreams May Come
Konu ask ile baslamisken belki bu sekilde devam ettirmek en iyisidir diye dusundum. What Dreams May Come benim icin yalin bir ask filminden cok daha oteydi. Bana daha ziyade istegin ve tutkunun imkasizi olduracagini ogreten bir filmdi. Sadece sevgiliye karsi degil, yasama, cocuguna, sevgine, anilarina karsi besledigin tutku...Bu tutku ile harmanlanmis baglilik demek belki cok daha yerinde olur. Deger verdigim bir insani her kirisimda gelir bu film aklima ve sanki "yasamimi yoneten bir elmiscesine" ya da bir tokatmiscasina carpar yuzume ve bana "onun bir de olmadigini dusun, olseydi cehenneme kadar gider misin onun icin, degerini bil, kirma, onun resimleri senin cennetin olacagina yasami birbirinize cennet edin" der durur... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Güvercin_Gerdanlığı
| 15.05.2008, 22:20 |
|
Gerçekten içten ve samimi anlatımınla bizleri de ortak ettiğin bu güzel paylaşımın için çok tşk ederim arkadaşım...
İfade buyurduğun gibi, kimi zamanda yüzümüze atılan bir şamar gibi bazı gerçeklerle bizi yüzleştirebiliyor Sinema! Katılsak da katılmasak da... Korksak da gülüp geçsek de... Üzülsek de kıymetini bilsek de...
The Others filmini izlediğim zamanlar... Pek reşit değildim lakin o an ki ruh haletimde çok büyük ontolojik sorular sorma gereksimi hissetmiştim... Korku dolu gözlerle... Korkuyordum zira; İnsan için en köklü korku bilinmeyenin korkusudur derler. Ontolojik sorularında temel kaynağının burada s@klı olduğuna inanıyorum. İşte bu tür sorularda ve sorunlarda kimi zaman Sinemanın diliyle çalınıyor zihin dünyama... Ahh Sinema Ahhh... Sen nelere kâdirsin... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
s.severus
| 16.05.2008, 08:29 |
|
| Yani bütün kitaplar ve yazılanlar doğrumu onlara mutlaka inanmakmı lazım.Kitaplar nasıl yalnızca bilgilendirmek amacını taşımıyorsa mutlaka filmlerde yalnızca bilgilendirmek amacını taşımaz.Doğru tektir aklın ve mantığın yolu birdir.Bu şekilde o zaman inanabileceğimiz tek gerçek kendi yaşadığımız olaylardan başka birşey olmamalı inanmak için. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Güvercin_Gerdanlığı
| 16.05.2008, 12:12 |
|
| Kitap okuma ile film izlemenin birbirine kıyas edilmesini çok doğru bulmuyorum. Zira bu iki faaliyetin birbirini kısıtlar değil destekler mahiyette bir ilişkide bulunduklarını söyleyebilirim. Edebiyat ve Sİnema birbirini tetikleyen, çok yakın iki sanat dalı diyebiliriz. Elbet ikisininde kendine has sınırlılıkları mevcut fakat bunun birbirini alt etme olarak kullanılması çok yanlış bir tespit olacağı kanısındayım. Kitap okurken yazılan kelimeleri zihin dünyamızda resmederken, film izlemede ise önümüze hazır oalrak getirilmiş resimleri izler ve daha derin anlamlar çıkarmaya çalışırız. Kısacası böyle bir kıyası uygun görmüyor ve Kitap okumayı seven insanın film izlemeyide seveceğine yürekten inanıyorum... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
elizabethkostova
| 16.05.2008, 23:50 |
|
sevgili s.severus,
Ben kendi adima diyebilirim ki sinemada ele alinan "yanlis" bir kavramin bana cok da "dogru" seyler ogrettigi olmustur. Yazilan ya da sinemada gosterilenlerin dogru ya da yanlis olmasi degil; bunun yerine soz konusu edilen hikayelerin bize neler ogrettigidir bahis konusu olan..
Sevgiler.. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
s.severus
| 17.05.2008, 08:46 |
|
| Filmlerin ve kitapların bize birşeyler öğrettiği muhakkak.Aklın yolu birdir tabi ama her insanın olayları algılama biçimi ve buna göre kendi doğrularını çıkarma biçimi farklı olabilir.Sonuçta her insan aynı zekaya ve eğitime sahip değil maalesef (kimse üzerine alınmasın burada kimseye laf söylemiyorum yalnızca olayı izah etmeye çalışıyorum)yaratıkadam arkadaşın söylediği kitapları filmlere tercih etmek (kitapların doğruyu söylediğini filmlerin bundan uzak olduğunu hayatını bunlara göre yönlendirdiğini söylemiş)bende tüm kitaplarında mutlak doğruyu yazmadığını sadece yazarın kendi fikirlerini açıkladığını yazılan herşeyin deney yada başka ispat yöntemleriyle kanıtlanmış şeyler olmadığını söylemeye çalıştım.Burada bir parantez daha açmak lazım sanırım yazılan yada gördüğü herşeyin doğru olduğuna inanmak meselesi ayrıca kişilerin inançlarınada bağlı birşeydir.Sanırım anlatabildim herkes iyi günler. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
cino sabri
| 17.05.2008, 11:50 |
|
insanlara hiç bir şey katmayan,biraz olsun durup düşünmesini sağlamayan,sadece perdeye bakıp oradaki sahte görüntülerle amacı sadece görüntü pazarlamak olan film olduğu kadar,içi zırvaliklarla dolu market edebiyadı yapan top10 kitabıda var. ama her iki sanat dalındada dünyayı değiştirip dönüştürmek isteyen,yaşamlara birşeyler katmak isteyen sanat eserleride var. bence sinema ile edebiyat teori ve pratiğin birlektiliği kadar birbirine bağlı iki sanat dalı |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
elizabethkostova
| 22.05.2008, 19:04 |
|
Market filmleri ya da kitaplarinin oldugu cok dogru fakat ben kaliteli ya da kalitesiz her yapimdan birseyler ogrenilebilecegini ve muhakkak damagimizda aci ya da tatli bir tat birakacagi hususunda israrciyim. "Kalitesiz" bir yapim izlendikten sonra kalite hakkinda "yari bilincli" bir bakis acisi kazanabiliz.
Gorsel sanatlarin bir fotograf karesiymiscesine hayatimizda cok buyuk etkisi oldugunu dusunuyorum. Bunun hayati bir konu ya da uzerinde 5 dakika bile dusunulmesine gerek duyulmayan bir husus olmasi onemli degil. Onemli olan gorsel sanatlarin (ve konumuzda ozellikle sinemanin) yari bilincli gorsel bir bilinc yaratiyor ve dolayli yoldan hayatinizin kimi alanlarinda gizli bir elmiscesine hayatimizi yonetiyor olmasidir.
Cok kisa ve belki de "sacma" bir ornek ile bunu basitce aciklayabilecegimi umuyorum:
Bir bayan oldugunuzu ve bir filmde basrol oyuncusunun mor cicekli bir elbisenin uzerine, lacivert cizgili bir hirka icine de yesil puantiyeli bir bluz giydigini dusunelim. Bu goruntunun beyninizde kalan parcalarindan etkilenme seklinize gore bir daha mor cicekli bir elbise gordugunuzde cagrisimlarin icerisinde kalirsiniz. Alirsiniz ya da almazsiniz. Almaniz dogru ya da yanlistir. Ama eninde sonunda sinema karesinde gorduklerinizden etkilenmissinizdir.
Sevgiler
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
nefertari_820
| 22.05.2008, 22:41 |
|
Son zamanlarda en çok hoşuma giden topic! Ne güzel şeyler yazılmış, düşünceler belirtilmiş. Kesinlikle benim hayatımda kitaplardan sonra sinema karar ve kontrol mekanizmamda önemli bir yere sahip.İnsanın izledikleri algısında öyle bir yer ediyor ki aşk, aile, kariyer yaşantısı olsun büyük ölçüde hayat felsefemizi etkiliyor ve beynimizin içinde bir yerlerde filmlerden kareler bulmak şaşılası bir durum olmuyor. Zaten hepimiz demezmiyiz bazen hayatım bir film gibi, film gibi yaşadım herşeyi... Ölürken bile hayatımızın gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçmesi, hayatımız boyunca aklımıza yer eden beyazperde de izlemiş olduğumuz ilgiyle takip ettiğimiz karakterlerden ödünç alınmış gibi değil midir biraz... Sinema öyle bir tutku ki hayatımıza kararlarımıza etki etmemesi, düşüncelerimize sızmaması neredeyse imkansız.. Kaç kişi Life is Beatifulu izledikten sonra üzerinde düşünmedi, kaç kişi Forrest Gumpın azmine hayran kalıp kendi hayatında da bazı değişiklikler yapmak istemedi ki... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
s.severus
| 23.05.2008, 08:09 |
|
sayın elızabethkostova yazınızı bana hitaben yazdığınızı düşünerek cevap veriyorum değilse sizde üzerinize alınmayın lütfen.
tüm kitaplardan ve filmlerden ve hertürlü başka yazınsal ve görsel sanat eserinden birşeyler öğrenebilmek derdi onların dışında sadece sizin derdiniz olmalı.Belkide iyi bir ve güzel bir sorun. (Derdimi seviyorum) size hitaben olsun:) size iyi günler. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
wherearethevelvets
| 23.05.2008, 10:02 |
|
| İnsan yapısı çok garip. Bile bile kendisine yalan söylemeyi çok seviyor. Sinemayı kendimizi eğlendirmek için yaratmışız, hem de tavır ve düşüncelerimizi etkileyen bir meta olarak kullanıyoruz. Ben zevk almanın her türlüsüne açığım. İnsan arada bir kontrolünü bırakmalı ve sanallığa yol vermelidir. Kendini kandırmalıdır. Zaten bu dünyada olma sebebimiz diğer insanları mutlu etmek değil midir? Ben sinemadan etkilenmiyorum, duygu ve düşüncelerimi yönlendirmiyor diyemem. Bilinç dışında mutlaka oluyordur. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
nezihe08
| 24.05.2008, 13:11 |
|
Bu gizli el lafını sevdim galiba..Evet, sinema sanatın diğer dallarında olduğu gibi, insanda bir dönüşüm yaratması bağlamında gizli bir el olarak değerlendirilmelidir.
Sinema gizli bir eldir.Çünkü bir dönüşümü varetmesi kısa vadede mümkün değildir, bu dönüşümü varetmede yalnız değildir ve bu damdan düşer gibi gerçekleşecek bir durum da değildir, o yüzden gizlidir.. Bir sanat dalı olarak sinema insana bir görme tarzı yaratır. Yani, sinemanın insan yaşamında yeni bir algılayış yaratması tek bir film, tek bir kare, hatta bazen birçok film seyretmekle bile mümkün olamayabilir. İnsan eğer sanatın diğer dallarıyla, resimle, edebiyatla, hatta felsefeyle bir bağ kurmayı başarabilmişse ve dünyası gördüğü kadarıyla sınırlı değilse, sinema insan yaşamında gizli bir el vazifesi görür. Çünkü birşeye bakmakla, onu seyretmek arasında ciddi bir değerlendirme farkı mevcuttur. O yüzden, sinemayı diğer sanat dallarından ve kişinin yaşamı algılayış biçiminden bağımsız düşünmenin çok doğru bir tavır olduğunu düşünmüyorum.
Kitap mı?, sinema mı? sorusu, çok gezen mi?,çok okuyan mı? bilir sorusu gibi tek taraflı bir perspektiften ele alındığında anlamsızlaşacaktır. Tüm sanat dalları bir anlam yaratma kaygısıyla sanat adını alır ve birbirinden ayrı düşünülemez.Çünkü sanat ve ben bunun içine felsefeyi de katıyorum, bir dünya görüşüne sahip gözlerin perspektifinde anlam kazanır. Bu da ancak tüm insansal etkinliklerin birlikteliğiyle mümkün olabilecek bir durumdur. Bu nedenle sanat ve keza sinema sadece bir eğlence aracının çok ötesinde bir amaca sahiptir. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
elizabethkostova
| 25.05.2008, 16:52 |
|
Sayın s.severus;
Sizi kastederek yazmamistim o nedenle alinmadan sadece bir iki sey sormak istiyorum:
"Onlarin" kelimesi ile ne kimi kastettiginizi anlayabilmis degilim..
Bunun "benim (ya da bizim) derdim" olmasi belki de beni/bizi bilincli bir seyirci olma yolunda ilerletir. Ne dersiniz?
Her yapimin arkasinda dile getirilmek istenen bir gercek vardir. Ve buna bagli olarak da her yapimcinin /artistin / yonetmenin bir derdi, bir merami..Bilincli bir seyirci olur ve bu derdi/merami anladigimiz zaman zaten otomatikman birseyler ogrenmis oluruz..(bunu kendimize dert etmeden)... Ve ogrendiklerimiz hayatimizin bir kismini belirlememizde yardimci olur..
Sevgiler.. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
s.severus
| 26.05.2008, 08:35 |
|
sayın elzabethkostova
onlar kelimesi ile tüm sanat eserlerini ve onu yaratan sanatçıları ksatediyorum (bazıları buna sanat denemeyecek kadar basit olsada her nekadar)Demek istediğim bunların hepsi sadece insanlara birşeyler öğretmek amacını taşımıyordur benim kanımca ama tabiki bu eserlerden kişilerin illaki birşeyler öğrendim yada öğrenmeliyim gibi bir dert edinebilme olanakları mevcuttur.Burda belki biraz daha gayret edersek konu sanat sanat içinmi sanat insan içinmi konusuna ulaşacak.Konuya bir örnekle açıklık getirmeye çalışıyım.Örneğin ben kısık ateşte on beş dakika gibi bir saçmalıktan ne öğrenebilirim bilmiyorum.Tabi bu öğrenme işini alacak olan izleyicinin kendisinede bağlı bir durum.Bunu izleyen kişi ilkokul mezunu bir kişide olabilir yada zeki demirkubuzda olabilir.Ama size şu konuda katılıyorum tabiki.Ne olursa olsun öğrenebilme isteği tabiki bilinçli olma yolunda güzel bir adımdır ve olmalıdır ama bunu belkide bize öğrettiği şeye göre,esere göre değerlendirmek gerekir.Umarım yeterince ifade edebilmişimdir söylemek istediklerimi. İyi günler dilerim. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Güvercin_Gerdanlığı
| 09.06.2008, 00:27 |
|
Uzun zamandır siteye uğrayamıyordum... Bu sebeple içinde çok değerli yorumları barındıran ve o değerli yorumlarla değerlenen bu değerli topik, yine cafe beyazperdenin köhne sayfalarında tozlanmaya yüz tutmuş... Bu sebeple çekip çıkarmayı bir borç bilir ve topike katkı yapan tüm arkadaşlarıma tşk ederim...
Son birkaç yorumdur iki kişi arasında biraz kişiselleşmiş beyanlar görülmektedir. Konuyu güncellemek ve daha da genellemek adına yeni bir soru ile yeni açılımlara sebep olmak istiyorum. Konumuz malum gizli bir eldir Sinema dedik ve paylaştık zihnimizde olanları...
Şimdi; eğer sinema bir gizli el olabiliyorsa ki 25. kare ile ilgili bilgisi olanlar iyi bilirler, görünenin arkasına saklanmış gizli mesajlar sizce gerçekten filmler de yer alıyor mu? Alıyorsa bunun oranı nedir? Bu sorulardan hareketle; Sinemanın gittikçe ideolojik zemine kayma ihtimali var mıdır? Hatta günümüzde kaydığını iddia edenler vardır, buna katılıyor musunuz? Ve son olarak en kritik soruyu sormak istiyorum:
- Sinema gelecek yıllar içinde hep safiyane bir sanat dalı olarak kalmak yerine, insanlar için bir tehdit olabilme gibi bir yönelim içine girebilir mi? Mesela soğuk savaş ya da psikolojik savaş dediğimiz savaş stratejileri için sinemanın bir silah pozisyonuna getirilmesi sizi ne derece rahatsız eder?
Evet arkadaşlar bu gizli el nelere kadirmiş değil mi? Açılımlarınızı merakla bekliyorum tüm sorulara verilmiş genel yorumlarınızla... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
rusty30
| 09.06.2008, 01:44 |
|
| Duyguların bayatladığı, insanlık değerlerinin her geçen gün biraz daha azalıdığı dönemler yaşıyoruz bence. Ağırlık yok dünyada... İnsanlar iyice duygularını basitleştirdi, sırandanlaştırdı. Bu sebeble olmalı ki sinema artık sadece teknik olarak ilerler. Bizi kendisine esir edeceğini zannetmiyorum; ya da tehlike yaratacağı fikrine katılmıyorum. Saygılar... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
Güvercin_Gerdanlığı
| 09.06.2008, 12:16 |
|
sevgili rusty arkadaşımdan farklı ve lirik bir yaklaşım ama gerçektende çok yerinde bir yorum olmuş... Hiç farkettik mi acaba teknoloji bu kadar ilerlemesine rağmen tıp bu kadar ilerlemesine rağmen hastalıklar ve hastane oranları her geçen gün artmaktadır. Gerçekten kıyametimiz bu teknloji yüzünden olacak gibi görünüyor...Kontrolden çıkan bir toknoloji ve kontrolden çıkan bir insanlık...! |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
s.severus
| 12.06.2008, 10:27 |
|
| Sinemanın mesaj verme kaygısı ve ideolojik etkileri yaratma sıkıntısı oluşumundan bugüne kadar zaten varolmuş vede hala olabilen şeylerdir.Gelecektede olmayacak demek pek doğru olmaz tabi.Bu konular sadece yönetmenin kendi fikir ve dünya görüşüyle alakalı olabilsede senaryonun uyarlandığı bir kitap ve edebi eser sahibinin fikirlerinden oluşan birşeyde olabilir.Yönetmenin görüşleri büyük ölçüde bu eser sahibinin fikirleriyle uzlaşır genelde olarak kanımca.Fakat tabi konu bununla sınırlı kalmayabilir.Para için yada siyasal çıkarlar uğruna 7.sanatın kullanılması ihtimalide mevcuttur.Doğruluğunu sadece eseri meydana getirmiş kişinin teyit etmesi koşuluyla spekülasyonlara meydan vermeden açıklanması konunun doğruluğunu ispatlar yalnız.Daha önceden George Orwell in ve eserlerinin başına gelen ve hakkındaki tartışmaları örnek gösterebiliriz.Yine bizimle ilgili ünlü Alan parkerın Geceyarısı Ekspresi filmi bir başka örnek.Ve gerçekleri yansıttığı sürece sadece bir filmin beni rahatsız etmesi pek mümkün değildir.Alakalı konuya görede değişebilen bir durum sözkonusu tabi.Soğuk savaş döneminde iki kutup arasındaki hertürlü savaşıları konu alan onlarca film mevcuttur.Ama işte ülkeler gibi savaşlarda birgün sonra eriyor ve geriye sanat eserleri kalıyor.Ve bu eserleri yaparken düşünülmesi gereken tek nokta daha sonraki nesiller için ne uyandıracağı olmalı.Sorulacak tek soru sonuçta bu filmin amacı nedir.? |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
| | | |