| Profondo Rosso ( 1975 )
Dario argento nun derin kırmızısı
İtalyan korku sinemasının saygı değer ustalarından dario argento nun bir başka, zeka pırıltıları eşliğinde var ettiği filmlerden birisidir profondo rosso / deep red ( 1975 ). Ustanın filmografyasındaki filmler arasında giallo tarzını bütüne yaydığı en eski filmidir. Yakın zamanda çektiği cartaio / the card player ( 2004 ) ve la sindrome di stendhal ( 1996 ) ı saymaz isek profondo rosso, dediğim gibi giallo tarzının ustaca genele yayıldığı ve filmin başından sonuna kadar canlı ve heyecanlı kılınmasında etkinliği yadsınamaz bir hünerle işlendiği bir gerçektir. İşte bu sayede film, bir yandan sürükleyici olurken, bulmaca çözer gibi izleyiciyi bir sonraki sahneyi tahmin etmeye ve katilin kimliği ile cinayetlerin ardında yatan giz perdesini aralama babında bir hayli zorlamakta ve bu zorlama ile de film, hem izleyiciyi etkisi altına almakta hem de gerilim ve yer yer korku adına olması gerektiği gibi gerilimi ve korkuyu üzerine dikili gözlerin bebeklerine işlemektedir.
Olay örgüsü, argento filmlerinin geneline yansıyan ve artık kemikleşen öğe olan gizemden beslenmekte. Film, geçmişte işlenmiş bir cinayetin bugüne yansıması ve bu yansımayı var eden hastalıklı ruhun, saplantılar eşliğinde gerçekleştirdiği cinayetler üzerine kurulmakta ve bu cinayetlerin istemeden de olsa tam ortasında kalan bir adamın sona doğru attığı adımlarla, içinde beliren merak ve gerçeği ortaya çıkarma isteğinden kaynaklanan, katilin ve tabi ki de gerçeklerin izini sürme ile devam etmektedir. bu iz sürüş sadece cinayetlere tanık olan karakter tarafından yapılmamakta, bizzat izleyici de katil ile gerçeklerin izini sürmek durumunda bırakılarak bir anlamda, argento nun istediği olmakta yani; film, kendi kalıplarını yıkarak bir adım öne çıkıp gerek olay örgüsü ile gerek müzikleri ile gerek görselliği ve gerekse de oyunculuk ile bizzat izleyicinin izini sürmekte ve izleyiciyi sarmalamaktadır.
Giallo tarzı ustaca icra edilmektedir filmde. Polisiye kalıplar içerisinde işleyen filmde, cinayetlerin izini süren marcus ( david hemmings ) karakteri bir dedektif edası ile olayı çözmeye çalışmaktadır. Tabi marcus tan ziyade bizzat polislerde görünmektedirler ama ön planda değillerdir. Filmin başı ile sonunda belirdikten sonra tüm dedektiflik yükü baş karakter marcus un omuzlarına yıkılmıştır. Giallo tarzı filmlerin bir başka karakteristik özelliği olan birbiri ile bağları bulunan fakat ayrı yerlerde bulunan ipuçlarının bir biçimde bir araya getirilmesidir. Bir ipucundan diğerine gidilmekte ve sırlar çözülmeye çalışılmaktadır. Tabi katil her defasında önce davranarak ipuçlarının bulunduğu yere daha önce gitmekte ve hatta, olay ile ilişkisi olan ve kendi kimliğini açığa çıkartması muhtemel gözüken karakterleri birer birer etkisiz hale getirmektedir. Dario argento s opera ( 1987 ) filminde de tam anlamıyla olmasa bile böyle bir yolu izlemekte idi katil. Tabi tek bir farkla, kurban seçtiği kadının etrafındakileri kurban ederek.
Profondo rosso da dario argento nun fetişist kimliği bir kez daha ortaya çıkıyor. sadece bir objeye karşı duyulmuyor bu fetişizm, birden çok objeye karşı içte beslenen duygular dışa vuruluyor. Her filminde yer alan kesici aletlere dönük aşk, bu filmde de kameranın yakın çekim pozisyonuna sokulması ve bıçak ya da satır gibi kesici aletlerin katilin hünerli elinde ustaca kullanılan araçlara büründürülerek kurbanlar ile bütünleşmesi, aynı ustalıkta sergileniyor. Tabi insanı huzursuz eder nitelikte oluyor bu. Bir de, gözler bir korkutma aracı olarak kullanılıyor argento tarafından. Katilin ya da kurbanın fark etmez, gözlerde ki değşet duygusunun izleyiciye yansıtılması ve bizzat ölümün, korkunun ve çaresizliğin gözlerden belirgin kılınması ile argento nun, kesici aletler yanında bir de göz fetişti olduğu ortaya çıkıyor. özellikle dario argento s opera filminde bu bir hayli iç gıdıklayan ve sinir bozan bir halde betimleniyor. Filmde katilin her defasında gözünün altına banta sıralanmış iğneleri yapıştırdığı aşk duyduğu kurban, bu fetişizmin bariz bir yansımasını da sergiliyor.
Profondo rosso, yönetmenin müzik kullanımı ile de dikkat çeken bir film. Cinayetlerin işlendiği sırada çalmaya başlayan ve cinayet sahnelerindeki gibi şiddet dozu yüksek olan müzik tam anlamı ile cinayetlerin işleniş biçimindeki sadistliğe eşlik ediyor. E haliyle hem göze hem de kulağa hakin bir dehşet yaşatıyor izleyiciye argento. Bir de, bir çocuk şarkısı yankılanıyor. Büyülü bir şarkı bu, katilin içindeki şizofren kişiliğin yüzeye çıkmasında ve katili cinayetleri işleme hususunda tetikleyen bir müzik bu. Görüntüler ise, kameranın kıvrak hareketleri, keskin dönüşleri ve ani zoomlamalar ile oldukça etkileyici oluyor.
Şüphe duygusunu da çok iyi yansıtmakta film. Gazeteci kadın gianna ( daria nicolodi ) bir süreliğine de olsa, gerek ortaya çıkış anı ile gerekse de ilerleyen süreçteki bazı hareketleri ile de acaba o mu ? yollu soruların izleyicinin kafasında belirmesine yol açıyor. Keza gerçekten de acaba filmde tek bir katil mi var yoksa. İşte bu sorunun cevabını bulmak, bu filmi bulup da izleyecek olanların elinde. Sonu sürpriz bir bitiş ile ve koyu kırmızı bir renk ile bitmekte filmin. Tıpkı adının hakkını verircesine, derin ve koyu bir kırmızı hakim oluyor, filmin rengine.
Bu renk ile ısınmak ve kırmızının canlılığına kapılmak için izleyiniz bu filmi. Aman dikkat, kırmızı canlı bir renk olsa bile, üzerinize bulaşma akabinde siz cansız olabilirsiniz son tahlilde.
----- profondo rosso / deep red ( derin kırmızı ) -----
|