 |
 |
| İstanbul Film Festivali |
| Bir festival daha geride kaldı. Yüzlerce film izlendi, bir o kadarı da kaçırıldı. Sizler festivalin neresinde duruyorsunuz? Yorumlarınız için bu forum sizin... |
|
| 211 kez okunmuş / 16 cevap yazılmış > Son cevap 25.04.2008, 09:28 |
|
|
|
s.severus
| 31.03.2008, 09:21 |
|
| festivalde gerçektenden çok iyi filmler var ama ben ankarada olduğum için maalesef izleyemeyeceğim.Bunlardan biride if adlı film.Gerçekten çok merak ettim bir filmdi.İstanbuldaki arkadaşlar gerçekten çok şanslı.Ankara film festivali ist.kadar renkli geçmiyor hiçbirzaman.Ayrıca ertuğul kürkçüde konuşmacı olarak katılacakmış oda hep tanışmayı istediğim birisiydi. |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 11.04.2008, 10:12 |
|
Jacques Rivette; Ne Touchez Pas La Hache (Baltaya Dokunma)
1820 yer Paris…Genç Armand de Montriveau, Langeais Dükü’nün karısı Antoinette’e âşık olur. Antoinette bu aşkın serpilmesi için elinden geleni yapmıştır tabi ki. Armandı elde ettikten sonra ondan uzak durmaya başlamış ve yakışıklı generalimizi derin bir melankolinin kucağına terk etmiştir… İşte bu noktada çok veciz olan sözümüz gerçek olur yani kaçan kovalanır… Tabi bu sefer kaçan Genç Armand de Montriveau olacaktır…
Filmimiz bir dönem filmi olarak başarılı dekor yönetim oyunculuk gerçekten güzel ancak filmimiz oldukça durağan ve ağır tempolu … bu yüzden seyir açısından zorlanılabilir ama Rivete için değer mi evet değer …
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 11.04.2008, 10:13 |
|
Tom Kalin; Savage Grace ( Vahşi Zarafet )
Bir ailenin 30 yıllık süreçteki yok oluşunun gerçek hikayesi Savage Grace… Filmimizde Bakelite plastik firmasının veliahtı Brooks Baekeland ile evli olan Barbara Daly nin ve oğlunun hikayesi anlatılmakta. Ama ne hikeye eşcinsellik ensest uyuşturucu delilik ne ararsanız filmimizde mevcut... Üstüne üstlük yaşananların gerçek olduğunu öğrendiğinizde şaşkınlığınız bir kat daha artıyor…
Julianne Moore mükemmel bir oyunculuk sergilemiş gerçekten şapka çıkarıyorum diğer oyunculara haksızlık yapmamak gerekir herkes oldukça cüretkar filmimizde epey başarılı bir iş çıkarmışlar. Ancak oyunculuklar bir yana filmimiz çokta pırıltılı değil bu kadar cüretkar ve etkili bir konu oldukça klasik klişe tipik bir amerikan filmi standartlarında işlenmiş inanın sinir bozucu bir durum bu… amerikan filmleri çok uzun zamandır haz vermiyor bana çok çabuk tüketilen geriye bir şey bırakmayan filmler üretiliyor kısaca tüketim sineması eşittir amerikan sineması ( tabi istisnalar kaideyi bozmaz )…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 11.04.2008, 12:35 |
|
Aditya As*arat; Wonderful Town ( Muhteşem Kasaba )
Filmimiz Tayland’ın küçük bir kasabasında geçiyor. Tusunaminin kasabada açtığı manevi tahribat insan ilişkileri yalnızlık filmimizin arka plan fonu… Ön planda ise kasabanın herhangi bir otelinde çalış*n Na’nın konaklamaya gelen yabancıyla olan aşkı ve kasaba halkının bu ilişkiye yaklaşımını görüyoruz. Sürpriz denebilecek bir sonla da filmimiz bitiyor…
Muhteşem Kasaba açık konuşmak gerekirse beni izlerken epey gerdi… germesi filmin konusuyla gerilimiyle dramıyla değil de tam tersi işlenişiyle ilgili ne yazık ki… bu kadar s*kı*ı olabileceği inanın aklıma gelmemişti… sonuçta vasatı geçemeyen ancak uluslar arası camiada hatırı sayılır ödüller almış bir film var karşımızda ama benden ne yazık ki geçer not alamadı…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 14.04.2008, 00:43 |
|
Abdellatif Kechiche; La Graıne Et Le Mulet ( Balıkı Bulgur)
Süleyman 35 yıl bir gemi tersanesinde çalışmış hayatını değiştirmek isteyen bir Fransız göçmenidir. Tersane görevlilerince de çalışma süresi performansının düşmesi sebebiyle azaltılınca bu onun arayıp da bulamadığı bahane olur ve işten ayrılır. Hayali teknede yöresel yemekleri olan balıklı bulgur satmaktır. Kalabalık ailesi boşandığı karısı yeni sevgilisi ve onun güzeller güzeli kızına bu hayalini nasıl anlatacak ve desteklerini kazanacaktır bu Süleyman için çok zor olacaktır…
İşte tam bir festival filmi bayıldım yönetmeni tebrik ederim ama ondan önce oyuncuları tebrik ederim bu kadar doğal oyunculuklara az rastlanılır herkes şahaneydi… filmin sonunda bütün salon alkıştan inledi ve gerçekten filmimiz bu alkışları sonuna kadar hakkediyordu. Ancak eleştirilecek noktaları yok muydu filmimizin evet vardı uzun gereksiz bir çok monolog vardı, filmin süresi de zorlama bir süreydi ama sonuçta filmin özellikle son 45 dakikası hepimizi aldı g*türdü hele son 15 dakika ise kalkıp oynamamak için kendimizi zor tuttuk (izleyenler ne demek istediğimi anlayacaktır ) ve filmle ilgili tüm eleştirilerimiz biranda uçup gitti herkes işte film bu nidalarıyla salonu terk etti… şiddetle bulunup izlenilmesi gereken bir film tavsiyemdir…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 14.04.2008, 00:59 |
|
Parvez Sharma; A Jihad For Love (Aşk İ*in Cihad)
Hint asıllı eşcinsel yönetmen Sharma’nın epey yankı ve tepki çekmiş, yapımı 6 yıl sürmüş Hindistan, Pakistan, İran, Türkiye, Mısır, Güney Afrika ve Fransa’da yaşayan eşcinsellerin anlatımlarıyla İslam ve eşcinselliğin kesişme noktasını ve bu kesişmenin yıkı*ılılığını parçalanan hayatların ruhların hezeyanlarını ama yinede herkesin varolma ve kişisel cihadlarını büyük bir cesaretle gerçekliğe dönüştürmelerinin anlatıldığı vurucu ceseratli sorgulatıcı bir belgesel Aşk İ*in Cihad…
Belgeselin sonunda yönetmenle tanışma fırsatımız oldu filmin Türkiye de gösterilmesinden dolayı ne kadar mutlu olduğunu ve gösterilmesinde emeği geçen herkese cesaretlerinden dolayı teşekkür ettikten sonra seyircilerin sorularına büyük bir içtenlikle yanıtlar verdi aynı zamanda belgeselde yer alan hayatlarını yaşadıklarını anlatan oyunculardan Türkiyeli lezbiyen çift sonradan fransaya yerleşmek zorunda kalan mısırlı bir genç ve güney afrikada cemaati olan Müslüman alim de bizimle filmi tartıştılar… gerçekten ilginç bir deneyimdi insanlar ne dininden vazgeçebiliyor ne de cinsel kimliklerinden zor bir ikilem ama başarıyorlar bir şekilde islamın eşcinselliği yasaklamadığını inanamaya ve bizi de ikna etmeye çalışıyorlar kuran da geçen lut kavmimin akibetini ve sodom ve gomore olaylarını farklı yorumluyorlar… gerçekten kişisel mücadelelerini veriyorlar bir nevi gerçekten cihad aşk i*in cihad ediyorlar… etkileci aynı zamanda hüzünlü bir deneyimdi benim açımdan insanların çektiği acıları özelliklede gerçekten bu parçalanmayı bizzat yaşayanları karşınızda görmek değişik bir duygu… bu belgeseli muhakkak bir yerlerden edinin ve izleyin cihad kavramına, eşcinselliğe ve islama bir de bu açıdan bakın çünkü bambaşka bir bakış açısı var filmimizde…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 19.04.2008, 13:48 |
|
Lucía Puenzo; XXY
15 yaşındaki alexin ve ailesinin herkesten sakladıkları bir sırları vardır. alex çift cinsiyetlidir. erkeklik hormonunun bastırılması için ailesinin de dayatmasıyla hormon ilaçları almaktadır. Ama alex bir süre sonra horman ilaçlarını amaktan vazgeçer. Kendi cinsel kimliğini keşfe hem çevresine hemde ailesine bunu kabul ettirme süreci başlar…
Gerçekten oldukça başarılı bir film. Alex i oynayan inés efron adeta döktürmüş… film değişik, bir o kadar da zor bir konuya değinmiş çift cinsiyetli kişilerin bocalamaları cinsel kimliklerini belirlemedeki yaşanan çevresel ve ailesel baskılar filmin odağına yerleştirilmiş ve çokta gerçekçi ve başarılı yansıtılmış… filmdeki görüntü yönetmenini de tebrik etmek lazım çok başarılı bir iş çıkartmış. Farklı film arzusu çekenlere şiddetle tavsiye edilir…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 19.04.2008, 13:48 |
|
Baltasar Kormákur; Myrin ( Bataklık)
İzlandanın en çok okunan polisiye romanından beyazperdeye aktarılan filmimiz erlendur adlı bir dedektifin bir cinayeti çözme ve bu sayede de bütün bir ulusun ( İzlanda halkının ) genetik soyağacının sırlarını ortaya çıkartmasını anlatıyor…
Gerçekten yukarda konuda belirttiğim genetik soyağacı kısmı tamamen gerçek. Evet İzlanda hükümeti tüm vatandaşların genetik kodlarını kavanoz kent adını verdikleri bir yerde biriktiriyor bu sayede tüm genetik hastalıkların yok edileceği ve daha şeffaf bir toplum oluşturulacağı düşünülüyor. Tabi bu vatandaşların izin vermesiyle yapılıyor… gerçekten şaşırtıcı bir durum ben izin verir miydim sanırım vermezdim… filmimize gelince evet sürükleyici ve hoş bir film sıkılmadan izlenebilecek türden filmin başındaki altyazıyı ( tipik bir İzlanda cinayetiydi !!!) bir türlü anlam veremesem de başarılı bir film …
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 19.04.2008, 13:49 |
|
Alain Robbe-Grillet; C’est Gradıva Quı Vous Apelle ( Gradiva )
John Locke adli bir oryantalist fasa araştırma yapmaya gider. Burada kendine belkis adlı bir cariye edinir. Bu esnada bir eskizin çizerinin peşine düşer ve yeni kişilerle tanışır bu esnada bir görünüp bir kaybolan bir kadında onu izlemektedir…
Bana göre oldukça sıradan bir Fransız filmiydi… aşırı kadın çıplaklığı kullanılmış ve filmi bu noktadan kotarılmaya çalışılmış olduğu o kadar açıktı ki bu durum filme olan beğenimi son derece azalttı sonuçta festivalde geçer not vermediğim filmlerden biri….
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 19.04.2008, 13:49 |
|
Hana Makhmalbaf; Buda A* Sharm Foru Rıkht ( Utanç )
Filmimiz afganistanın küçük bir kasabasında geçiyor ve orda yaşayan küçük baktayın kızlar okuluna gitme serüvenini anlatıyor…
Filmimiz baktayın 1 gününü anlatıyor ama ne gün talibandan tutun fakirlik cehalet erkek egemenliği Amerika siyaset savaş mesaj üstüne mesaj yüklü ve ben mesaj veriyorum dikkat edin vurgusunu ısrarla yapan bu da seyircide empati duygusunu azaltması sonucunu doğuran küçük baktayın sevimli ve güzel yüzünün bile filmi bu vurgudan kurtaramayan bir film utanç… sonuçta bu mesaj kaygısı yüzünden filmimiz benden ne yazık ki hakkettiği puanı alamadı…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 22.04.2008, 15:50 |
|
Teona Mitevska; Jas Sum Od Tıtov Veles ( Ben Titov Veles’denim )
Makedonya’nın veles kasabasında yaşayan 3 kız kardeşin trajik bir o kadar da hüzünlü öyküsü filmimiz….
Evet festival izleyicisinin kanımca kaçırmaması gereken filmlerden biriydi Ben Titov Veles’denim… çok duygusal dramatik ve bir o kadar da güzel işlenmişti. Başrolerdeki afrodita karakterini oynayan labina mitevska bizi kendine hayran bıraktı yağmurdan önce filmini izleyenler kendisini hatırlayacaktır. Filmimiz çelik fabrikasından dolayı havası kirli, hüzünlü hastalanma sırası ne zaman kendisine geleceğini bekleyen insanların yaşadığı umutsuz bir kasabada geçiyor. Bu kasabanın trajik kaderi yaşayanların kaderini de değiştirmiş orda yaşanmış tüm acılar sanki kasabanın bu umutsuz havasından kaynaklanıyormuş gibi bir vurguyla başlıyor filmimiz sonrada bir hüzün dalgasıyla devam ediyor … son derece iç acıtıcı, etkileyici ve bir o kadar da güzel yönetilmiş bir film filmdeki imgeler yerli yerinde kullanılmış her şeyin bir dili vardı sanki kristaller ayakkabılar kısaca çok beğendim…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 24.04.2008, 19:27 |
|
Li Yang; Mang Shan ( Kör Dağ)
Filmimiz iş arkadaşlarıyla birlikte çinin bir kuzey köyüne ilaç satmak için giden kahramanımızın iş arkadaşları tarafından para karşılığı satılması ve orda zorla alıkonulup evlendirilmesi ve defalarca kaçma girişimi sonunda başına gelenler anlatılıyor… İnanın çok güçlü bir dram söz konusu filmimizde…
Sinemada İnsan Hakları FACe Ödülünü de kazanan filmimiz gerçekten beklentilerimin epey ötesinde bir film oldu… Gerçekte de bu tür olayların yaşanmış olduğunu bilerek filmi izlemek insanı inanın çok etkiliyor. Ancak hikayenin vuruculuğunun yanı sıra filmin yönetmeni de çok başarılı oyuncular herkes çok iyi bir iş çıkarmışlar. Festivalde izlediğim en iyi filmlerden biri muhakkak bulun izleyin…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 24.04.2008, 19:27 |
|
Eric Rohmer; Les Amours D’astrée Et De Céladon (Astre İle Seladon’un Aşkları)
Çoban Seladon ve çoban kızı Astre birbirlerine çılgınca âşık olurlar. Ancak kaderin cilvesi sonucu Astre Seledonun kendisine ihanet ettiğine inanır ve onu terk eder. Seledon bu acıya dayanamaz ve kendini nehrin sularına bırakır ancak ölmez çünkü peri kızları onu kurtarmıştır…
Eric Rohmer’in jubile filmi olan filmimiz çok tatmin edici olmasa da sonlara doğru kendini toparlayıp bizden geçer not almayı başardı. Günümüz aşk filmleriyle veya daha doğrusu aşklarıyla karşılaştırılınca filmdeki aşkın sadeliği çıkarsızlığı ve itaatkarlığı filmi gülümseme hatta şaşkınlıkla izlememize neden oldu. Sanırım her şey zamanla değişiyor aşkta aşkı anlama kavrama her şey… “Three Times” filmini izleyenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklar bir de o filmde hikayelerden ilki 1910larda geçiyordu düşünün bu filmdeki aşkımız 5. yy da geçiyor aşk ve yaptırdıklarını bir de 1500 sene öncesinden izleyin bakalım çok şaşıracak belki de güleceksiniz…
|
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
milşin
| 24.04.2008, 19:32 |
|
| nihayet bitirdim geç oldu biraz ancak mazur görürsünüz artık... okuyan tüm arkadaşlara teşekkürler yorumuyla destek olan s.severus teşekkürler her ne kadar kendim pişirip kendim yesemde açtığım konu başlığını tamamlamak için yazılarımı sonuna kadar devam etirdim bu da bitiiği andır ... görüşmek üzere... |
|
|
|
|
 |
|
bu mesaj kurallara uymuyor ise tıklayın.
|
|
|
|
 |
 |
 |
|
 |
|