KİMLER ONLINE?
 
 
ŞEHRİMDEKİ FİLMLER
 
 
FAVORİ SİNEMALARIM
 
 
   
   
Mynet'e dön  
Ana Sayfa  |  Pek Yakında  |  Haberler  |  SineMasal  |  SineKritik  |  SinemAnket  |  SineMaç  |  Forum
Ev Sineması  |  Kitap  |   Müzik  |   Box Office  |  SinePuan  |  Künye  |  WAP  |  BEYAZPERDEM  |  Fragman TV


 
 
  Film  
Babil Babil (2006)
Babel
7,6

Y: Alejandro González Iñárritu  O: Cate Blanchett, Brad Pitt

  SineKritik
Babil'den İnsanlığa Bakmak
Serdar Kökçeoğlu
Babil halkı tanrıya ulaşmak için yarattığı Babil Kulesi ile iyice yükselince, tanrı onları ortak yaşamı bozan farklı dillerle ve onun sonucunda farklı belalarla yüzleştirmiş. Cannes ödüllü Babil'de farklı kültürlere ve dillere sahip insanların başına bela açan ise anlamlı bir şekilde güya avlanmak amacıyla kullanılan sıradan bir tüfek oluyor. Alejandro González Iñárritu, üçlemesinin çatısını yaratmak için, üç kıtada geçen, uluslararası oyunculara sahip uzun bir filme imza atmış ve bu üç öykülü kule filmin içine terör, kültürel farklılıklar, göçmenlik, yabancılaşma ve yalnızlık gibi hassas konuları yerleştirmiş.

Amerika'dan Meksika'ya uzanan ve oradan yara bere içinde Amerika'ya geri dönen kahramanların öyküsünde, Meksikalı bir çocuk bakıcısı oğlunun düğününü kaçırmamak için bakımını üstlendiği sarışın çocukları ailelerinin izni olmadan yanında götürmeye karar veriyor. Diğer öyküde aynı çocukların annesi Fas'a güvenli turistik bir gezi yaparken, küçük çobanların bilinçsizce ateş etmesi ile yaralanıyor ve başta kadının kocası olmak üzere bir otobüs turist bir Fas köyünde konaklamak zorunda kalıyor. Son öykü ise diğer ikisinin hazırlayıcısı niteliğinde ve sağır dilsiz bir kızın uyuşturucuyu fazla kaçırdığı bir gecenin sonundaki heyecan (anlam) arayışını anlatıyor.



Meksikalı yönetmen, Japon iş adamının avlanmak için kullandığı tüfeği Fas'lı rehberine hediye etmesiyle tetiklenen öyküleri birbirine gerçekten özenle bağlamış. Öykülerin her biri bağımsız kurgulanması halinde bile son derece güçlü bir kısa filme dönüşebilir. Ve hepsinden önemlisi yönetmen elindeki karakter ve tema bolluğuna rağmen öykülerini acele etmeden, ustalıkla anlatıyor. İzleyicinin dikkatini sürekli ayakta tutan dikkat çekici ayrıntılarla dolu filmin hazinesi öykülerin sonunda beliren anlamlarda değil, işte bu parçalarda gizli. Filmi sabırla izleyenlere ise, yabancı turistlerin Fas yolculuğu için bir çuval para harcamasına rağmen ıssız bir çöl köyüne indiğinde yaşadığı tedirginlik gibi değerli parçaları toplamak kalıyor. Bu ayrıntı ve onun yer aldığı öykü bile az gelişmiş veya tehlikeli bulunan ülkelere yapılan "cam arkası" gezilerinin özeti gibi. Turların, ziyaretçileri televizyon deneyiminden en fazla bir adım ileriye götüren aşırı korunaklı ve sıkıcı gezilerinin ironik bir sonucu.

Fas ve Amerika bölümleri öteki kültürlere gösterdiğimiz hoşgörüsüzlük üzerinde dururken, belki de parçaların en ilginci olan Japonya bölümü ise büyük şehir yalnızlığının altını çiziyor. Eve az uğrayan "hayalet" babası ve ölümüyle barışamadığı "hayalet" annesinden kurtulmasını sağlayacak bir başkasının özlemini çeken kızın öyküsü üçlü arasında en hüzünlü olanı. Sağır ve dilsiz genç kız kendisini dışlayan dünyadan umutsuzca intikam almaya çalışıyor. Diğer öyküler iyileşme ve sınır dışı edilme gibi dünyevi sonlara sahipken, o bölüm "çırılçıplak Tokyo" görüntüsü ile izleyicinin zihnine yerleşiyor.



Her tür oyuncudan mükemmel bir performans alan Alejandro González Iñárritu, Paramparça Aşklar Köpekler ile sıçrayarak başladığı ve 21 Gram ile daha da büyük bir sıçrama ile devam ettiği ünlü üçlemesine esaslı bir nokta koymuş. İşte tam bu noktada, kamera arkasındakileri bırakıp masa arkasına uzanmakta yarar var. Senarist Guillermo Arriaga Babil öncesinde, Iñárritu'nun ilk iki filminin ardından Tommy Lee Jones'un yönetmesi için 3 Defin'i yazmış ve yine Amerika/Meksika geriliminde, insan yaşamının unutulan değerini ahlaklı bir intikam öyküsü ile ortaya koymuştu. Jones'un filmi için sinema tarihinin en erdemli "western" filmi diyebiliriz.

3 Defin'in lafını esirgemeyen ve dolandırmayan senaryosu ile Babil'in mistik "kusursuzluğu" arasında bir seçim yapmamız gerekirse, ikincisinin tartışmasız "doğru"larına rağmen ilkini seçebiliriz. Belki de Babil'in tek zaafı içerdiği rastlantı temalarına rağmen fazla üzerinde düşünülmüş ve anlam yüklenmiş bir film gibi gözükmesi olabilir. Fakat bizim kimi sinemacılarımızı ve onların birden çok güncel temayla dertleşmeyi deneyen (ve öyle kalan) "iddialı" filmlerini düşününce, bu Meksikalı sinemacıların değeri daha fazla anlaşılıyor.

Babil'in üç kıtaya yayılan topraklarında adım başı değerli bir taş var ve dikkatli izleyici bunları toparlayıp salondan ayrıldığında kendisini insanlığın 21. yüzyılın hemen başında düştüğü veya düşeceği trajik durumları düşünürken bulacaktır.
Serdar Kökçeoğlu
Bu sayfada yer alan tüm metinler ve diğer içerik özgündür ve MYNET A.Ş.’ye aittir. Kısmen de olsa hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, vs) izinsiz kullanılamaz. - Kısıtlamalar için tıklayın.

beyazperde.com'dan
SineKritik