|
 |
|
|
 |
| Zombieween! |
 |
 |

Serdar Kökçeoğlu |
Sinemacı ve müzisyen (film müzikleri electro çevrelerinde altın değerinde) kimlikleri son yıllarda yeniden keşfedilen John Carpenter'ın slasher klasiği Halloween'in, ironik ve nostaljik korku sinemacısı Rob Zombie'nin elinde kanlı bir "psikolojik" gerilim filmine dönüşeceğini herhalde kimse tahmin edemezdi. Aslında 2007 model Halloween için tam bir psikolojik gerilim filmi de denemez, tıpkı tam bir Rob Zombie filmi denemeyeceği gibi. Yönetmen, taze sinemasını ilginç kılan unsurları tamamen dışarıda bırakarak Michael Myers'in nasıl ortaya çıktığını anlatmaya soyunmuş; fakat ortaya tutarsız ve zayıf bir deneme çıkmış. Zombie'nin bu denemesi küçük korku filmlerini mumla aratıyor doğrusu.
Halloween'in ilk yarısı bize korku sinemasının efsanevi maskeli katili Michael Myers'ın "masumiyet çağını" ortaya koyuyor. Zombie bu bölümde korku filmleriyle bir parçası olduğu bağımsız sinemanın kimi klişelerine başvuruyor. Sorunlu bir baba, sorunlu bir işi olan anne, annesinin izinden giden uyumsuz bir abla ve evdeki manzaraya sürekli ağlayarak gürültülü bir fon oluşturan bir bebek. Myers ise bu küçük aile sirkinin daima aşağılanan (hatta kıza benzemekle suçlanıyor!) yalnız ve uyumsuz küçük palyaçosu. Şüphesiz seri katil filmlerinde katili hazırlayan aile ortamıyla çok sık karşılaşmıyoruz, Zombie orijinal filmden uzaklaşmak için canavarın nasıl yaratıldığını göstermeye çalışıyor. Fakat bu bölümler kesinlikle inandırıcı değil ve sinemacının bu bölümleri samimi bir şekilde yazmadığını hissediyorsunuz.
Dev oyuncu Malcolm McDowell'in güçlü kılmak için uğraştığı ve neredeyse başardığı psikiyatrist karakterinin devreye girmesi ile psikolojik gerilimin yerini korku almaya başlıyor. Ablasını ve üvey babasını öldürdüğü için tutuklanan Michael ve doktoru arasındaki diyaloglar da ne yazık ki inandırıcılıktan son derece uzak. Psikiyatristin konumu aslında orijinal Halloween filminde de çok tartışılmıştır. "Psikiyatri ve Sinema" kitabının yazarları film üzerine Robin Wood'dan alıntı yaparlar: "Hollywood'un psikanalizi saptırıp bir bastırma aracı haline getirmesinin kesinlikle en uç örneğidir bu". Wood filmin açıkça ilgilendiği toplumsal ve cinsel temalarla yüzleşmekten kaçındığını ifade der. Bir tür göstermekle ve ima etmekle yetinme durumu.
Kitaptaki görüşlerden yola çıkarak aynı problemin taze Halloween için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bir katili tanımak için bir saate yakın bir aile dramı izlememize rağmen, ailenin konumunun klişelele dolu oluşu filmi zayıflatıyor. Felaketin sonunda karşımıza çıkan hasta-doktor ilişkisi için de aynı şey geçerli. Doktor, karşısındaki katil çocuğa ona bir ömür ayırdığını söylüyor fakat çocuk üzerine yazdığı kitap nedeniyle onun bir şarlatan olduğuna inanmamız bekleniyor. Doktorun filmin en sonunda polisin görevini üstlenip kahramanlığa soyunması ise her şeyi özetliyor aslında. Belki de Zombi yetişkin Myers ve doktoru arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken, yüzeysel ilişkinin bir adım ötesine geçmeyi ve güçlü (belki mistik) bir iletişim yaratmayı başarmalıydı.
Peki başarsa ne değişirdi? Halloween bir remake olmasına rağmen, üstelik John Carpenter gibi bir yönetmenin korku çevrelerinde kutsal kabul edilen bir filminin suyu (suyunun suyu hatta) olmasına rağmen yüzeysel olmayan seri katil filmleri arasında yer bulabilirdi. Fakat psikolojik denemeler yerini bebek bakıcıları ve sevişen çiftlerle odalarda aniden beliren Michael Myers arasındaki mücadeleye bırakınca, Rob Zombie'nin asıl amacı ortaya çıkıyor: Carpenter'ın müthiş notaları eşliğinde bir Michael Myers cinayeti çekmek. Halbuki aynı yönetmen bu çocuksu, fan ruhlu filmin öncesinde, küçük ve keyifli filmler yapmış ve korku sinemasında kendi tarzını yaratmıştı. Şimdi bir anlamda geri adım atıyor; fakat unutmamak lazım ki, korku sinemasında geriye dönmek daima tehlikelidir.
|
|
 |
|
|
 |
 |
 |
|
 |
|